Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ayrılık Ahlâkı



Gayet iyi
Toplam oy: 153
Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız. Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz.

Ayrılık, dünya hayatının en son kelimesidir. Nihayetinde, sevdiğimiz, bize ait olduğunu düşündüğümüz her şeyi geride bırakacak ve ayrılık atına binip gideceğiz.

 

Fâni dünyada birçok ayrılık yaşarız. Birlikte olduğumuz insanlardan, bulunduğumuz yerden, çalıştığımız adresten ayrılırız.

 

Zamanla insanların önceliği, hassasiyeti, iş tutuş şekli, düşünce yapısı değişir ve ayrılık kaçınılmaz olur. Esasında nasihat bellidir: Ayrılıktan özenle kaçınmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek...

 

Kıymetiniz bilinmez, emeğiniz karşılık görmez, samimiyetiniz suiistimal edilir vs. Usanç gelir, burukluk oluşur, gönülKişisel yahut kurumsal, her ayrılık yorucu bir süreçtir. ‘Severek ayrıldılar’ diye çok kullanılan bir kalıp var. Bu ayrılık çeşidiyle henüz karşılaşmadım.

 

Menfaat duygusu, görünme arzusu, öne geçme tutkusu, yönetme isteği ayrılığı hızlandırır. Ticari, siyasi ve edebi ayrılıklarda bunlardan birkaçını görebiliriz. İnsanî (kalbî) ayrılık ise başkadır.

 

İnsanla münasebette temkinli olmak iyidir. Bugünün yarını da var. Yarının sadece ne getireceğini değil, ne götüreceğini de bilemeyiz. Ayrıca: Allah’a inanır, insanlara itimat ederiz. İnsana inanmanın sonu hüsranla, ayrılıkla bitebilir. Yapmam diyen yapabilir, söylemem diyen söyleyebilir, gitmem diyen gidebilir. Son tahlilde, insan, sözünü tutamamış olandır. yorgunluğu taşınamaz noktaya ulaşır.

 

Fedakârlık ile şahsi çıkar, samimiyet ile riya, minnet ile inkâr, vefa ile nankörlük aynı istikamette yürüyemezler. Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız.

 

Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz. Mahremiyetin yerini teşhircilik aldı, alıyor. Mutlaka görmüşsünüzdür. Müzayede firmaları yahut internet siteleri, gösterişli objeleri “teşhirlik parça” başlığı altında satışa sunuyor.

 

Buraya nasıl geldik? Bir güzelliği teşhir etmek bile uygun bir davranış biçimi sayılmazken, mahrem meseleleri gözler önüne sermek, onları kullanışlı bir malzemeye dönüştürmek hoş karşılanmaz ve ters etki oluşturur.

 

Kendimizi ve haysiyetimizi elbette koruyalım, savunalım. Bunu, vaktiyle birlikte yürüdüğümüz insanları ve kurumları karalamadan, türlü imalarda bulunmadan da pekâlâ yapabiliriz. Giden gittiği, kalan kaldığı yerde olumsuz konuşmamalıdır. Telafisi mümkün olmayacak cümleler kurmak, ancak ayrılığı düşmanlığa dönüştürmeye yarar.

 

Uzun soluklu yürüyüşlerde, bazı kimseler geride kalır, bazıları da şu veya bu nedenden dolayı kırgınlık yaşar. Kimi yerini beğenmez, kimi beklentilerine karşılık bulamaz, kimi de değerinin anlaşılmadığını düşünür. Unutmadan: Bahane arayan, ona kolaylıkla ulaşabilir. Böylece bütünden ayrılmış, ana gövdenin dışında kalmış olur.

 

İnsan insanın emanetidir. Yolculuk esnasında yaşananlar, yollar ayrıldıktan sonra ifşa edilemez. Yol Ahlâkı, bir sonraki yazımızın konusu olsun ve burada bitirelim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.