Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

“Hayat gerçekten de eşsiz”: Halil Cibran’ın aşk mektupları



Şahane
Toplam oy: 267

Edebiyat ve felsefe deyince akla ilk olarak dilin kıvraklığı ile düşüncenin keskinliği bir araya gelse de, arka planda sıklıkla aşk hikayesi görürüz. Ustaca ve birikimle yazılan mektuplar oluşturur bu hikayeyi. Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da aşk mektuplarıyla bilinen isimlerden.



Hakikat ve aşkınlık üzerine ortaya koyduklarıyla bilinen Halil Cibran,10 Mayıs 1904’te, bir arkadaşının stüdyosunda hayırsever bir sanat patronu olan Mary Elizabeth Haskell ile tanışır. Cibran’ın resimlerinden etkilenen Haskell, Paris’te sanat okuması için Lübnan asıllı ressama bugünün 2000 dolarına tekabül eden bir miktarı aylık olarak gönderir. Bu durumdan etkilenen Cibran, arkadaşına yazdığı bir mektubunda “Gün gelecek ve ‘Mary Haskell sayesinde sanatçı oldum,' diyeceğim,” diyerek ona hayranlığını dile getirir.

 

 

 

Paris’ten Haskell’a yazdığı ilk mektuplarından birinde Cibran şöyle der: “Mutsuz olduğum vakit, sevgili Mary, senin mektuplarını okuyorum. İçimdeki ‘ben’ sisin içinde kaybolduğu vakit küçük kutudan iki üç mektup alıp yeniden okuyorum. Bana kendi asıl benliğimi hatırlatıyorlar. Hayatta yüce ve güzel olmayan ne varsa aldırmamamı sağlıyorlar. Her birimizin, istirahate ihtiyacı var sevgili Mary. Ruhumun istirahat ettiği yer de sana dair bildiklerimin hayat bulduğu zarif bir meyve bahçesi.”


Cibran Haskell’a aşık olmuştur ve bunu mektuplarında gören Haskell, evlilik teklifini nasıl kabul ettiğini şöyle dile getirir: “Halil beni sevdiğini ve benimle evlenmek istediğini söyledi ama ona yaşımdan ötürü bunun mümkün olmayacağını söyledim. ‘Mary’ dedi bana, ‘sana sözlerimle ne zaman yaklaşmaya çalışsam uzak diyarlara uçup erişilmez oluveriyorsun.’ Ben de ‘Seni yanımda götürüyorum,’ dedim. Ve ekledim, 'Arkadaşlığımızı baki kılmak istiyorum, iyi bir arkadaşlığın zavallı bir aşk ilişkisine dönüşmesinden korkuyorum.' İşte bundan sonra Halil ne demek istediğini açıklamıştı. Ertesi gün yanıma gelmişti ve ona evet demiştim.”


Ancak Cibran ve Haskell, dönemin koşullarında radikal sayılabilecek bir hamle yaparak evlenmemeye ve bunun yerine ömür boyu birbirlerinin en yakınında olmaya karar verdiler. Bu kararın ardından Haskell, Cibran’a “İlişkimizin ebedi olduğunu hep biliyordum. Bilinçli birlikteliğin devamını istedim,” diye açıklayacaktı gerekçesini.


Ancak bu durum onların ilişkisini söndürmek yerine daha da alevledi. Cibran’ın aşkın en çok tanımlandığı, en çok dilde kendini bulduğu mektupları, bu olaydan bir ay sonra yazılmaya başlandı: “Ah bu güzel şeyleri seninle görmeyi ne çok isterim. Bunları bir gün birlikte görmeliyiz. Büyük bir sanat eserinin önünde tek başıma durunca çok yalnız hissediyorum. Cennetin tadını çıkarabilmek için bile sevgili bir eş gerekli.”

 

 


Cibran’ın mektuplarında aşkın tanımına dair küçük izler bulmak da mümkündü: “En muhteşem şey Mary, şu tuhaf biçimde, başkalarına yabancı olan güzel olan dünyada, ikimizin birlikte, el ele daima yürüyor oluşu. Tek el olup hayata tutunuyoruz. Hayat gerçekten de eşsiz.”



Cibran, Haskell’a yazdığı mektupları ise şöyle tanımlıyordu: “Keşke bana yazdığın mektupların ne anlama geldiğini sana anlatabilsem sevgili Mary. Ruhumda ruh oluyorlar. Hayatın gönderdiği mesajlar olarak okuyorum onları. Bir şekilde, en çok ihtiyaç duyduğum anda geliyorlar ve daha çok günü, geceyi ve hayatı arzuladığımız bir cevheri beraberinde getiriyorlar. Yüreğim ne zaman çıplak ve ürkek kalsa Mary, birinin bana tüm çıplak ve ürkek kalpler için yarının olduğunu söylemesi için derin bir ihtiyaç duyuyorum ve bunu sen bana söylüyorsun.”



Elbette Cibran’ın Haskell’a yazdığı mektuplar bunlardan ibaret değil, yüzlercesi daha var ve birçoğunda Cibran’ın benliğin diğer kişilerle ilişkisi ile aşktaki içtenlik ve bağımsızlık dengesi konusundaki düşüncelerini çıkarsamak mümkün. Edebiyat, felsefe, sanat ve aşkın tuhaf ve eşsiz bir birliktelik oluşturduğu ise gerçek.

 

 

 


 

 

 

Görseller: Halil Cibran

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

“Yatağımda uzanırken dağ tırmanışıyla ilgili bir kitap okumak hoşuma gidiyor” diye yazıyor Jeanette Winterson. Nan Shephard’ın The Living Mountain (Yaşayan Dağ) adlı biyografik-coğrafi keşif kitabından söz ediyor.

 

Ülkemizde ideolojik, tek yanlı, ticari bir çeviri ortamının varlığını söylemek mümkün. Örneğin bu çeviri anlayışı nedeniyle Balkan, Türki Cumhuriyetler, Afrika, Arap, Uzak Doğu edebiyatından Türkçeye çok az kitap çevrildiğini görüyoruz. Kültürel, tarihsel yakınlığımız olan ulusların, toplulukların edebiyatını bilmiyoruz.

Patricia Higsmith’i nasıl bilirsiniz? Gerilim/cinayet/ polisiye romanlarının kraliçesi gibi basmakalıp laflarla da adını anıp geçebiliriz elbette. Oysa bu türlerin edebiyat dünyasında bugünkü konumunu kazanmasında öncü isimlerden biri o.

Güney Amerika ülkelerinin meşhur edebiyat ortamlarında ateşli tartışma konuları vardır; “Marquez mi büyüktür yoksa Asturias mı?”

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.