ÇizgiRoman // Elde var şablon | www.sabitfikir.com
Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

ÇizgiRoman // Elde var şablon




Toplam oy: 11
Ferri Conrad // Çev. Olcay Kunal
Remzi Kitabevi
Asteriks ülke ülke dolaşmaya, hayli eski bir mizahı üretmeye devam ediyor ve bu bize demode gelmiyor. Hatta Asteriks okuru, mükerrer esprilerle dünya turunun sürmesini istiyor.

Asteriks, Türkiye’de yayımlandığı hiçbir dönemde çoksatar olmadı ama hemen her zaman sevilen, hatırlanan, eğlenceli ve nitelikli bulunan, ismi dokuzuncu sanatla özdeşleşen bir çizgi roman sayılageldi. Benzerlerinin aksine çoğunlukla başarılı edisyonlarla, ortalamanın üzerinde tercümelerle sunuldu. Bu kadar uzun zamandır yayımlanması, farklı kuşaklarca beğenilmesi bize özgü bir durum değil. Asteriks, çizgi roman dünyasının en sevilen seriyallerinden biri. Frankofonluğuna rağmen global bir popülerlik kazanması tartışmasız en önemli başarısı. Yaşadığımız dünyada İngilizce konuşmayan ve Amerikalı olmayan herhangi bir ürünün başarısı her bakımdan şaşırtıcı. Üstelik Asteriks, nasıl tanımlarsak tanımlayalım, mizahi bir hikaye. Mizah dediğimiz şey de ister istemez yaşadığı yere/toprağa benzer, farklı dillere tercüme edildikçe etkisini yitirir. Düşünün, hikayede, Romalılar bütün “Fransa’ya” hâkim olmalarına rağmen küçük bir köye giremiyor, Galyalılardan köşe bucak kaçıyor, her defasında pata küte dövülerek mağlup oluyorlar. Bu kadar “yerli ve milli” olan bir hikayenin bunca sene yaşaması, global bir ikona dönüşmesine sadece ilginç diyemeyiz.

Asteriks’in bu denli yaygınlaşabilmesi, içerik olarak melez (hibrid) olmasından kaynaklanıyordu. Fransız kostümüne rağmen Asteriks, Hollywood’u, Walt Disney’i ve evrensel mizahı iyi bilen üreticilerin elinden çıkma bir çizgi romandı. Temiz ve komik çizgileri, parlak renkleri ve görsel anlatımın ferahlığı olmasaydı şüphesiz ki bu kadar sevilemezdi ama bence, melez olmasaydı, etnosentrik kalarak dergi sayfalarına gömülür, iki kuşak sonra unutulurdu. Melezlikten kastettiğim şey yerel ile evrenselin, serüven ile mizahın, hareket ile söz komiğinin, aktüel ile tarihin harmanlaması. İbrenin birine ya da diğerine maharetle dönebilmesi… Bu melezlikte asıl pay, dizinin yaratıcısı ve ilk yazarı Goscinny’ye ait. Ünlü senarist, moda ile geleneğin, lokal ile globalin arasında salınıyor, endüstriyel üretimle kendine özgü tınıları başarıyla harmanlayabiliyordu. Yazarın 1977’deki vakitsiz ölümünden sonra dizinin çizeri Uderzo, onun kalıplarını kullanarak Asteriks evrenini yaşattı. Bunu sadakatle yaptığını da teslim edelim. Az üretilmesi de bu sürekliliği kolaylaştırmış olabilir, neredeyse 60 yaşında olan Asteriks’in geçen yıl otuz yedinci serüveni/albümü yayımlandı çünkü. İyi tasarlanmış, çok uğraşılmış, rahat okunan ve izlenen, kendi oluşturduğu ortalamanın altına düşmeyen, hepsi birbirine benzeyen ama bir o kadar da yeni duran bir toplamdan söz ediyorum.

 

 

 

Asteriks hikayeleri ekseriyetle bir yolculuğa dayanır


Tekrar eden karakteristik esprilerden ve bir serüven izleğinden bahsedebildiğimize göre Asteriks’in bir hikaye şablonu var diyebiliriz. Asteriks hikayeleri ekseriyetle bir yolculuğa dayanır. Birisi köye gelir ve onlardan yardım ister. Asteriks ve Oburiks yola çıkarlar, sorunu çözer, düzeltir, yardım eder ve köylerine geri dönerler. Serüven, köyde hep birlikte yenen ziyafetle biter. Her serüvende yinelenen espriler vardır; yinelenme, espriyi büyüten, Asteriks hikayelerini pekiştiren en önemli unsurdur. Örneğin deniz yolculuklarında karşılaşılan ve her defasında batırılan korsan gemisi esprisi, sonucu belli olan bir gülme vesilesidir. Onları görür görmez ne olacağını anlarız, korsanların çaresizliği, Galyalıların özgüveni bize komik gelir. Her yemeğin sonunda köyün müzisyeni şarkı söyleyemesin diye susturulmuştur, gözlerimiz onu arar, nerede/nasıl kıstırıldığına bakar ve güleriz. Okuru espriye yönlendiren bir ardışıklıktır bu. Melezlik bahsinde Galya köyü, iyi bir örnek, ilk anda Fransız milliyetçiliğini temsil ediyor gibi duruyor, ilgisi yok demiyorum ama köy, komik bir köy olarak tasarlanmış. Nasıl her komedi oyuncusu, komikliklerine karşı şuursuz görünmeye mecbursa, kendi hareketlerine kendileri güldüğü takdirde oyunculuğu tesirini kaybederse… Galya köyü, komik olduklarının farkında olmayan Galyalılardan oluşuyor, çok ciddiler ve bu ciddiyet belirginleştikçe mizah yükseliyor. Köyde yukardan atıp tutanlar, kuruntulular, kılıbıklar, züppeler, dalgınlar, kolay öfkelenenler, yaşlılar, sağırlar, dediğim dedikler yaşıyor. Her bir köy sakini tek bir duyguya ya da karakter özelliğine indirgenerek betimleniyor ki bu, herkes tarafından anlaşılabilecek evrensel bir mizah kaidesi. Basit ve anlaşılabilir olmaya dayanıyor ve ilke olarak biteviye tekrarlanıyor.


Goscinny’nin altmışlı yılların mizahını temsil eden dil oyunlarının, komik isimler ve adlandırmalar arayan nüktedanlığının günümüzde yaşadığı söylenemez. Goscinny’nin feyz aldığı Amerikan Mad dergisi ilgi görmediği için “can çekişiyor” artık. Yukarıda, Asteriks’in bir yolculuk hikayesi olduğunu yazmıştım. Bilinmeyen ülkelere gitmek, o ülkenin şimdiki zamanına göndermelerde bulunmak, turistik malumat vermek, bugünle geçmişi karıştırarak komik durumlar yaratmak, medyatik ünlüleri parodileştirerek işin içine katmak yine o yılların hikayeciliğinde geniş yer tutuyordu. Sadece Fransa’da değil dünyanın her kültüründe o yıllarda üretilmiş çizgi romanları incelerseniz, buna yerli üretimlerimizi de katabiliriz, bütün kahramanların küçük ya da büyük ölçekte bir dünya turu attığını görebilirsiniz. Dışarıya açılmak, keşfetmek ve fethetmek arzusu, anlaşılan o ki o dönemin okurunu etkiliyor, piyasayı biçimlendiriyordu. Bugün, böyle bir okur da yok. Gel gör ki, Asteriks ülke ülke dolaşmaya, hayli eski bir mizahı üretmeye devam ediyor ve bu bize demode gelmiyor. Hatta Asteriks okuru, mükerrer esprilerle dünya turunun sürmesini istiyor.

2013 yılında Asteriks üretimleri iki yeni yaratıcıya, Ferri ve Conrad‘a emanet edildi. İkilinin üçüncü ve son albümleri, bizde geçtiğimiz ay içinde Asteriks ve İtalya Yarışı (Astérix et la Transitaluque, 2017) adıyla yayımlandı. Hileli, entrikalı, etnik farklılıkları komikleştiren, Romalıların kesintisiz dayak yediği, Sezar’ın küplere bindiği, bol etli, bol aksiyonlu, sonu Galyalıların zaferiyle biten tipik bir yarış serüveni İtalya Yarışı. Yeni üreticilerin seriyi Goscinny ve Uderzo hazırlıyormuşçasına titizlikle işlediklerini söylemek lazım. Hele çizer Didier Conrad, eksiksiz bir devamlılık gösteriyor. İlk ortak çalışmaları olan Asteriks ve Piktler albümünde, ufak tefek yaratıcı katkılar ve başkalaştırmalar beklemiş, bu denli muhafazakar bir sonuç çıkacağını ummamış, bir parça hayal kırıklığına uğramıştım. Lüzumsuz bir beklenti içine girmiştim aslında. Asteriks okuru, yeni değil, alışageldiği Asteriks’i bekliyor ve o klişelerden sapılmasına razı gelmiyordu. Ve galiba, biraz nostalji, daha çok paylaşılan ve hep birlikte gülünen esprilerin yarattığı kolektiftik, eskilerin deyişiyle yediden yetmiş yediye uzanarak, dedeyle torunu okur olarak yan yana getiriyordu. Bu da az şey değil. Asteriks bir popüler kültür markası. Muhteviyatının yenilenmesi değil yinelenmesi gerekiyor.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nazilerin 1933 yılından itibaren toplu kitap yakma eylemlerine hız verdiği, 1945 yılına dek de bu tarihe geçecek utanç verici pratiği sürdürdüğü biliniyor. Naziler tarafından yakılan tüm kitapların bir listesini hazırlamak imkansız olsa da, 4 bin farklı yapıtın kopyalarının yakıldığı tahmin ediliyor.

Ayşe Acar, ikinci kitabı Yeşil Adam’ın henüz yayımlandığı “Yüzyıl” serisinde, üç bölgeye ayrılmış bir dünyada geçen felsefi bir bilimkurgu öyküsü anlatıyor.

Borges hakkında Sonsuz Labirent alt başlığını taşıyan biyografik bir çizgi roman yayımlandı. Bizde daha önce çıkan, Márquez’in hayatının anlatıldığı Gabo’nun (Desen Yayınları, 2015) yazarı Pantoja’nın (d. 1971) senaryosunu yazdığı, genç İspanyol çizer Castell’in (d. 1988) çizdiği albüm, geçtiğimiz yıl İspanyolca yayımlanmıştı.

John Berger ve Selçuk Demirel işbirliğine daha önce Kıyıdaki Adam (1998), Katarakt (2011) ve Duman (2016) gibi kitaplarla tanık olmuştuk.

Turgut Uyar’ın 1978-1984 yılları arasında Elele dergisinde yayımlanan yazıları, geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlandı. Kitapta bir araya getirilen metinler, İkinci Yeni'nin büyük şairinin o dönemde okuduklarına dair görüşlerini dolambaçsız bir şekilde paylaştığı bir okuma güncesi olarak da görülebilir.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.