Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Dosya // Edebiyatımızın yurt dışı yolculuğu




Toplam oy: 25
Özellikle son beş yılda, uluslararası yayıncıların Türk edebiyatının klasik ve çağdaş eserlerine yönelik ilgisi artmış durumda. Uluslararası okur, Türk edebiyatıyla daha çok haşır neşir olmaya başladı. En azından merak unsuru hareketlenmiş durumda. Ama yine de genel kanı, “popüler istisna”ları bir kenara bıraktığımızda, edebiyatımızın yurt dışı yolculuğunun istenen, arzu edilen parlaklıkta olmadığı yönünde. Peki, bütün bunların ışığında, Türk edebiyatının yurt dışında kendine has bir “imge” yaratabildiği iddia edilebilir mi gerçekten de? Yurt dışındaki kitabevlerinin raflarından Türk yazarlar eksik olmuyor mu? Uluslararası bir “çoksatar” yaratabildik mi mesela? Çevrilen kitapların sayısı ve görünürlüğü nispeten artmasına rağmen, Türk edebiyatı yurt dışında neden bir “patlama” yapmıyor? Yabancı yayınlardaki eleştiri yazılarında yazarlarımız ve onların kitaplarından nasıl bahsediliyor, bahsediliyor mu?

Türk edebiyatının artık yurt dışında da bir adı var. Hiç kuşkusuz. Bir anlamda okuyarak büyüdüğümüz, edebiyatımızın kültleri haline gelen kitaplar uluslararası okuyucunun da elinde. Her ne kadar çoğunlukla İngilizceye çevrilmiş olsalar da, Almanca ve Fransızcada da yakından tanınan yazarlarımıza rastlamak mümkün; kitapların bir bölümü de Doğu dillerinde kendine okuyucu bulmayı başarıyor. Son dönemde ise, yurt dışında Türk edebiyatına ait kitapların görünürlüğündeki artış özellikle ivme kazanmaya başladı. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sından Oğuz Atay’ın ellerden düşmeyen Tutunamayanlar’ına kadar İngilizceye çevrilen ya da yakın zaman içinde çevrilecek kitapların haberleri Türkiye’de de heyecanla karşılanıyor, sosyal medya hesaplarından paylaşılıyor – ki hakkında böylesi haberlerin çıktığı kitapların çoğu, yurt içinde de çoksatar olmuş kitaplar.

 

Peki, bütün bunların ışığında, Türk edebiyatının yurt dışında kendine has bir “imge” yaratabildiği iddia edilebilir mi gerçekten de? Yurt dışındaki kitabevlerinin raflarından Türk yazarlar eksik olmuyor mu? Uluslararası bir “çoksatar” yaratabildik mi mesela? Yabancı yayınlardaki eleştiri yazılarında yazarlarımız ve onların kitaplarından nasıl bahsediliyor, bahsediliyor mu?

 

 

Orhan Pamuk ve Elif Şafak etkisi

 

Aslında “yabancı” birine, “Hangi Türk yazarları tanıyorsunuz?” diye sorsanız, üzerinde çok da düşünmeden muhtemelen iki edebiyatçının ismini verecektir: Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk ve kendisine hedef kitle olarak uluslararası okuru da belirlemiş olan Elif Şafak.



Orhan Pamuk’un Kar (Snow), Masumiyet Müzesi (The Museum of Innocence), Beyaz Kale (The White Castle) ve Sessiz Ev (The Silent House) romanları uluslararası okurun en çok tercih ettiği kitapları. Bunda Masumiyet Müzesi’nin bir roman olmasının yanı sıra bir müze olarak fiziksel bir unsuru da ifade etmesinin, Sessiz Ev’in de konusu itibariyle Orhan Pamuk külliyatına bir başlangıç noktası olarak gösterilmesinin etkisi büyük. Sessiz Ev’le ilgili çıkmış pek çok eleştiri yazısında, darbenin ülkede yarattığı değişim ve bunun Orhan Pamuk tarafından kısa sürede edebileştirilmesine yönelik bir övgü söz konusu. Bu nokta aslında tam da Türk edebiyatının yurt dışındaki imajının siyasetle imlendiğini gösteriyor. Türk edebiyatının yurt dışı “performansındaki” tek etmenin yalnızca siyaset olduğunu söylemek doğru bir yargı olmasa da, herhangi bir etkisinin olmadığını iddia etmek de pek mümkün değil. (Hatta genel olarak, “Batılı olmayan” ülkelere ait edebiyat eserlerinin uluslararası arenada tanınması için koşullardan biri, siyaseti doğrudan kitabın merkezine taşımak olarak görülüyor. Uluslararası Man Booker Ödülü’nde adı geçen ve “Batılı olmayan” kitaplara bakılabilir mesela. Çoğu siyasi bir yıkımla ilgilidir; bir dram ve yeniden kuruluş öyküsü anlatırlar...)

 

 

Edebiyatımızın yurt dışı seyahatine bakarken, gözlerimizin ilk olarak Orhan Pamuk ve Elif Şafak’ı görmesi tesadüf değil tabii ki. Her ne kadar satış rakamlarına ilişkin veriyi yayıncı ya da ajanslardan edinememiş olsak da, iki ismin de yurt dışında hem çok okunduğunu ve hem de çok tanındığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yeni bir kitap çıkardıkları takdirde ikisinin de belirli bir süre istikrarlı bir satış çizgisi yakaladığını, hatta Orhan Pamuk’un yukarıda sözünü ettiğimiz kitaplarıyla kendi “ortalamasının” bile üzerine çıktığını biliyoruz. Elif Şafak’ın bir süre çoksatar olduğu kitapları ise, ilginçtir, Türkiye’de aslında pek rağbet görmeyen Ustam ve Ben (The Architect’s Apprentice) ile Havva’nın Üç Kızı (Three Daughters of Eve) olmuş.



Bir yazarın başarısını, elbette sadece kitaplarının satış rakamına indirgemek doğru olmaz. Yayıncılar da satışın yanı sıra yazarın nasıl alımlandığına, nasıl bir imaj çizdiğine bakıyor ve hakkındaki eleştiri yazılarını ayrıca önemsiyorlar. İnternette çok basit bir arama yaptığımızda dahi yurt dışında Orhan Pamuk ve Elif Şafak hakkında son birkaç yılda sadece Guardian ve New York Times’ta yayımlanmış 40’ı aşkın eleştiri yazısı bulunduğunu görüyoruz. Dergileri ve internet sitelerini de kattığımızda bu rakam kolayca üç hanelere kadar çıkıyor... Yazıların neredeyse hiçbirinde Orhan Pamuk ve Elif Şafak’a yönelik olumsuz bir eleştiriden söz etmek mümkün değil. Eleştiri yazarları her iki yazarın da güçlü bir anlatıma sahip olduğundan ve okunması gerektiğinden söz etmişler. Genel olarak olumlu ve nötr sözcükler seçilmiş. Ama yazılarda edebi niteliğe dair yeterince vurgu olmaması da dikkat çeken bir nokta. Siyaset, çok daha geniş bir yer kaplıyor. Yeni yayımlanan kitapları dolayısıyla yapılan söyleşilerde, soruların politik ağırlığı söz konusu. Hatta bazı söyleşiler, kitaba “şöyle bir değinip” yazarların Türkiye siyaseti hakkındaki görüşlerinde odaklanıyor, başlıklar da buradan atılıyor. Yazarlardan toplum ve siyasete duyarlı olmasını beklemek kadar normal bir şey yok tabii ki, ancak yazarlara bakan gazetecilerin de biraz edebiyatı görmesi gerekmez mi?

 

 

Herkes tanıyor ama...


“Popüler istisna”ları bir kenara bıraktığımızda, edebiyatımızın yurt dışı yolculuğunun istenen, arzu edilen parlaklıkta olmadığı söylenebilir. Ama yine de, özellikle son beş yılda, uluslararası yayıncıların Türk edebiyatının klasik ve çağdaş eserlerine yönelik ilgisi artmış durumda. Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Sevgi Soysal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Hasan Ali Toptaş, Burhan Sönmez, Hakan Günday gibi isimlerin sıklıkla anıldığına tanıklık ediyoruz. Uluslararası okur, Türk edebiyatıyla daha çok haşır neşir olmaya başladı. En azından merak unsuru hareketlenmiş durumda. Artık edebiyatla doğrudan ilgili ya da edebiyata da yakın olan çeşitli mecralarda bir Türk yazarın kitabına ilişkin bir değini ve eleştiri yazısına rastlamak daha olası.

 

Satış rakamlarını sorduğumuzda ise, telif ajansları, yurt dışında “çoksatan” bir yazar yaratamadıklarını söylüyorlar. Kalem Ajans’tan Nermin Mollaoğlu örneğin, temsil ettikleri yazarların yurt dışındaki satış rakamlarını “mütevazı” olarak nitelerken; AnatoliaLit Agency’den Amy Spangler, “Öyle etkileyici bir rakam vermek mümkün değil,” diye konuştu. Sonuçta rakamlara tam olarak ulaşamamışsak da, sanırım kitaplar, tek baskının ötesine geçememiş görünüyor. Zaten ajansların esas beklentisi de –yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi– temsil ettikleri yazarları, kitapları ve çevirmenleri hakkında uluslararası alanda çıkan eleştiriler, bu yazılarda yazara ilişkin çizilen portrenin ne derece olumlu olduğu, sosyal medyada ve okur yorumlarında dile getirilenlerin niteliği...



Elbette bunu ajansların satıştan ümidi kestiği biçiminde yorumlamamalıyız. Üstelik dünya edebiyatında ilk kitapları hiç satmamış, hatta kitaplarını bastıramamış ama günümüzde klasik olarak anılan bunca örnek varken. Aynısının bugün olmaması için hiçbir gerekçe yok. Edebi kalitenin, yazarın vizyonunun, piyasanın, kitabın satılabilirliğinin de içinde bulunduğu karmaşık bir denklem Türk edebiyatının yurt dışındaki yerini belirleyebilir. Bir yazar satmıyor olsa da epey tanınır olabiliyor; Pierre Bayard’ın da dediği gibi, okumadığımız kitaplar hakkında konuşmaya hakkımız var!

 

 

İyimser veriler de var


İngilizceye çevrilen Türk yazarların yurt içi satışları da beklentilerin altında. İlk sıralarda yer alan Orhan Pamuk, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sabahattin Ali kitaplarının satış adetleri henüz iki haneli sayılarda... (Üstelik bunların uzun vadeli satışların bilançosu olduğunu da akılda tutmak gerek.) Diğer bir deyişle, yurt içi okurun ya da Türkiye’deki uluslararası okurun ilgisinin de az olduğunu anlıyoruz.



Yalnızca İngilizcede odaklanmadığımızda; Aslı Perker’den Ayfer Tunç’a, İskender Pala’dan İhsan Oktay Anar’a kadar uzanan bir yelpazede kitapların Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca gibi daha “ana akım” dillerin yanı sıra Makedonca, Lehçe, Hırvatça, Çince, Arapça, Azerice, Hintçe, Korece, Macarca, İsveççe gibi dillere de çevrildiğini görüyoruz: Soufflé, The Aziz Bey Incident, Barbarossa, Atlas des continents brumeux gibi...

İyimser veriler de var. Mehmet Murat Somer’in beş kitaplık Hop-Çiki-Yaya polisiyeleri, Ayşe Kulin’in altı kitabı, Buket Uzuner, Kürşat Başar, Latife Tekin ve Hasan Ali Toptaş’ın kitapları ABD ve İngiltere’de yayımlandı; üstelik İstanbul Telif Ofisi’nden Barbaros Altuğ, temsil ettiği yazarlara basının da ilgi gösterdiğini belirtirken, satış rakamlarının da “gayet iyi” olduğuna dikkat çekiyor. Nefes Nefese (Last Train to Istanbul) romanıyla sadece ABD’de 250 binin üzerinde satış rakamına ulaşan Ayşe Kulin’e özel bir şilt verildi. Ayşe Kulin’in bu kitabı Amazon’da da üst sıralarda yer alıyor... Hasan Ali Toptaş da Heba (Reckless) romanıyla FT/Oppenheimer Ödülleri'nde finalist oldu. Hasan Ali Toptaş, şimdilik Guardian, Financial Times gibi popüler yayınlarda adını çok duyuramamış olsa da –ki New York Times Reckless’tan söz etmiştir– diğer bazı edebiyat dergileri ve internet sitelerinde “rüyavari” dil kullanımıyla dikkat çektiğinden bahsediliyor; anlattıklarının kolay anlaşılabilir olmadığı ama bununla birlikte sağlam bir estetik yapı kurduğu da altı çizilen özelliklerinden... Heba (Reckless) özellikle ilgi çekerken, Ümit Ünal tarafından beyazperdeye de uyarlanan Gölgesizler’den (Shadowless) pek söz edilmemesi ise şaşırtıcı! Buket Uzuner de, romanları yabancı dillere sıklıkla çevrilen yazarlardan; aynı zamanda İstanbullular (Istanbulians) kitabıyla yılın en iyi çevirileri arasında yer aldı.


Çizdiğimiz bu tablonun yanı sıra bir başka nokta da, “yurt dışındaki Türk edebiyatı” ifadesinde yer alan “edebiyat” sözcüğünün büyük ölçüde roman türünü kapsaması – Sait Faik Abasıyanık’ı dışarıda bırakacak olursak. Yabancı dillere çevrilen öyküler sınırlı ve bu yönde bir talep de bulunmuyor. Belki de bunun sebebini, edebi nitelikten ziyade, “pazarlamayla” ilgili stratejilerde aramalıyız.


Peki, çevrilen kitapların sayısı ve görünürlüğü nispeten artmasına rağmen, Türk edebiyatı yurt dışında neden bir “patlama” yapmıyor?


Nermin Mollaoğlu’na göre, yurt dışındaki okurlar, ülkenin içinde bulunduğu durumdan ötürü Türkiye’den çıkan bir hikaye okumak istemiyorlar. “Daha doğrusu,” diyor Mollaoğlu, “bunun yerine politik yazarları tercih ediyorlar.” Bu durumun kendilerine bir sorumluluk yüklediğini de söylüyor Mollaoğlu: “Yurt dışındaki Türk edebiyatı sadece iki yazar etrafında dönüyor. Böyle bir durumda biz işimizi yapmazsak edebiyat çok baltalanır.” AnatolianLit’ten Amy Spangler ise Türkiye’de uzun süredir çok satanlarda olan ve pek çok kişinin elinde görmeye alışık olduğumuz Yusuf Atılgan ile Emrah Serbes ve Sevgi Soysal’ın çok iyi satmadığını söylüyor. Ancak Alper Canıgüz’ün Cehennem Çiçeği (Une fleur en enfer) kitabı Fransa’daki satış ve etkinliğiyle dikkate değer durumdaymış. Aynı zamanda kitaplarının Almanca çevirileri de bulunuyor. Barbaros Altuğ ise, Türk yazarların yurt dışında başarılı olmasının sırrının, iyi bir “strateji” oluşturulmasında yattığını söylüyor. Yayınevinin ve eserin de önemine dikkat çeken Altuğ, yurt dışında sıkı bir çalışma yapılmasının gerekliliğine vurgu yaparken, genç yazarların şansının şimdilik çok yüksek olmadığını belirtiyor: “Gençler yerine daha çok kendi ülkesinde belli bir isme sahip olanların yurt dışında şansının daha çok olduğu söylenebilir.”



Şimdiye kadar çizdiğimiz tablo genel olarak kötümser gibi duruyor ama yayıncılar ve ajanslar, uzun vadede, yurt dışında Türk edebiyatının kalıcı hale geleceği görüşünde. Amy Spangler, Anayurt Oteli’nin (Motherland Hotel) bir süre sonra istikrarlı bir satış rakamına ulaşacağını ve kalıcı hale geleceğini söyledi. 2016 yılı sonunda İngilizcede yayımlanan Anayurt Oteli hakkında yazılan eleştirilerden birinde Yusuf Atılgan, Faulkner ve Hemingway’le kıyaslanmış.

 

 

Yeni öncü: Kürk Mantolu Madonna


Halihazırda güçlü etki yaratan bir kitap da, hiç kuşkusuz Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı. Sabahattin Ali’nin temsilcisi ONK Ajans, Madonna in a Fur Coat adıyla İngilizcede yayımlanan Kürk Mantolu Madonna’nın üçüncü baskısının tükenmek üzere olduğu bilgisini verdi. Daha önce sözünü ettiğimiz kitaplarla kıyaslandığında, satış rakamı açısından, Sabahattin Ali’nin bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. Britanya’da Penguin Random House tarafından yayımlanan kitabın haberi çabucak duyuruldu ve BBC’den Guardian’a kadar irili ufaklı çok sayıda haber sitesinde sansasyonel başlıklarla okuyucuya tanıtıldı. New York Times, kitabı, “Bir zamanların unutulmaz romanı, Türk okuyucuları zor zamanlarda birleştirdi,” başlığıyla tanıtırken; Guardian, “Sürpriz çoksatar” ifadesini kullandı. Kitabın pazarlanması da büyük ölçüde “aşk romanı” diye yapıldı.



Türkiye’de uzunca bir süredir çoksatar listesinde yer alan ve 1998’deki Yapı Kredi Yayınları baskısının ardından şu ana kadar 87 baskı yapan Kürk Mantolu Madonna, aynı zamanda okurların içinde bulunmak istediği bir evrene de ev sahipliği yapıyor. Kitaptan alıntılar sosyal medyada paylaşılıyor, kitabın kapağı hemen her kahve fincanının yanına yakıştırılıyor, bazı arkadaş çevrelerinde Kürk Mantolu Madonna’yı okumamış olmak ayıplanıyor! Bu anlamda bir “nesne” haline de gelen Kürk Mantolu Madonna’nın, uluslararası okurun ilgisini de çekmeyi başardığı aşikar. Daha doğrusu, kitap hakkında Guardian’da bir yazı kaleme alan Maureen Freely, kitaba yönelik ilginin sebebini merak ediyor: “1940’ların az bilinen romanı neden Türkiye’nin en çok satan kitabı haline geldi?” Tekinsiz denebilecek nitelikteki bu ilgi –veya tutku– uluslararası okurun da yavaş yavaş aradığı bir şey haline geldi. Yayıncılar da kitabın yüksek satış rakamıyla birlikte “uzun satara” dönüşmesi beklentisi içinde.



Kürk Mantolu Madonna hakkında çıkan diğer eleştirilerde de bol miktarda övgüye rastlamak mümkün. Örneğin, Asian Review of Books’taki bir yazıda, kitabın haiz olduğu ilginin esas sebebinin genç yetişkinler olduğu belirtilirken, ilgi çeken esas konunun derinlikli bir anlatım olduğu ifade ediliyor. Sabahattin Ali’den söz edilirken onun siyasi hayatına değinilmemesini şaşırtıcı bulan Financial Times ise, kitabı Rus yazar Turgenyev’in İlk Aşk romanına benzetiyor. Kısacası, Kürk Mantolu Madonna hem satış rakamı hem de “alımlanma” açısından yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da olumlu bir yere sahip. Belki de Türk edebiyatının yurt dışında sesini duyuracak, “patlama” yapmasına sebep olacak o öncü romandır!

 

 

Öne çıkanlar, ismen bilinenler


Yurt dışındaki eleştirmenlerin ve edebiyat dünyasının dikkatini çekmeyi başaran diğer yazarlarla ilgili ayrıntılara baktığımızda... Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Time Regulation Institute) ve Huzur (A Mind at Peace) romanları, New York Times’taki bir eleştiri yazısında, “pek çok sefer Türk insanının moderniteye yolculuğunu andıran bir akış” ve “Tanpınar’ın romanı insanın ahmaklığına dair bir ansiklopedi gibi okunuyor,” denirken, komedi ve satir unsurlarının vurgulandığı da sık sık dile getiriliyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Time Regulation Institute) hakkındaki Publisher’s Weekly’den Guardian’a kadar uzanan eleştirilerde kitabın eğlenceli olduğu ve Cumhuriyet’le birlikte değişen yaşam tarzını başarılı bir biçimde yansıttığı gibi aslında birbirine son derece benzer görüşler ortaya atılmış.



Türkiye’de kitapları ilgi görüyor olsa da uluslararası alanda benzer bir performansa sahip olmayan Ece Temelkuran ise kitaplarından çok görüşleri vasıtasıyla ön planda. Özellikle Düğümlere Üfleyen Kadınlar (Women Who Blow on Knots) kitabıyla ilgi gören Ece Temelkuran hakkında pek fazla eleştiri yazısı yok ama odağında büyük ölçüde Türkiye siyasetinin yer aldığı oylumlu söyleşiler var. Benzer bir durum Burhan Sönmez için de geçerli – PEN yönetim kurulunda olmasından ötürü büyük bir ihtimalle. Burhan Sönmez’in ön plana çıkan kitabı da İstanbul İstanbul. Kürk Mantolu Madonna kadar olmasa da Türkiye’de dönem dönem popülerlikte pik yapan Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ının (The Disconnected) hem satış hem de imaj bakımından neredeyse hiç ilgi görmemesi de son derece ilginç. Adalet Ağaoğlu’nun Yazsonu (Summer’s End) kitabı tek baskıda kalırken; Hakan Günday da Daha (More) ve Az (The Few) romanlarıyla mevcut uluslararası ortalamanın altında kalmış görünüyor. 

 

 

Rahatsız koltukta yapılan bir seyahat


Yazıda olabildiğince verdiğimiz veriler ve yorumlar ışığında sonuca doğru ilerlediğimizde, yurt dışında Türk edebiyatının etkisinin giderek arttığını görebiliriz. Evet, uluslararası okur da artık Türk edebiyatından eserler okuyor. Ancak bu okunurluk düzeyi ile Türkiye’deki arasında kısmi paralellikler olsa da, büyük ölçüde birbirine zıt. Elif Şafak ve Orhan Pamuk daimi çoksatar olurken, onlara Ayşe Kulin ekleniyor. Diğer tarafta sessiz ve derinden yükselen bir Sabahattin Ali var. Öte yandan görece genç yazarların yurt dışına yeterince açılabildiğini söylemek güç.



Her ne kadar eleştiri, tanıtım yazıları ve haberlerde bir yükseliş gözlense de birkaç yazar dışında Türk edebiyatının derli toplu bir yurt dışı seyahati yaptığını söylemek çok doğru olmaz. Özellikle İngilizce kitap basan uluslararası yayıncıların çeviriden imtina etmesi, Türkiye’deki yazarların yurt dışına yeterince iyi bir biçimde “ihraç” edilmemesi, artık edebi nitelik kadar pazarlanabilirliğin de ön plana çıkmış olması seyahatteki rahatsızlığın en önemli etmenlerinden. Ancak ajansların da söylediği üzere, bunun için çaba göstermek gerekiyor. Hem Türkiye’de hem de yurt dışında.



Türk edebiyatı, yurt dışında “rahatsız” bir seyahat geçiriyor. Ve önünde de, görünen o ki, biraz daha uzun bir yol var.

 

 

 


 

 

 

 

Yabancı dillere çevrilmiş bazı Türkçe edebiyat örnekleri:

 

 

Orhan Pamuk (Faber&Faber): The Red Haired Woman (Kırmızı Saçlı Kadın), A Strangeness in My Mind (Kafamda Bir Tuhaflık), The Museum of Innocence (Masumiyet Müzesi), Snow (Kar), My Name Is Red (Benim Adım Kırmızı), The Black Book (Kara Kitap), The White Castle (Beyaz Kale), The New Life (Yeni Hayat), Silent House (Sessiz Ev)


Elif Şafak (Penguin): Three Daughters of Eve (Havva’nın Üç Kızı), The Bastard of Istanbul (Baba ve Piç), The Architect’s Apprentice (Ustam ve Ben), Honour (İskender)

 

Oğuz Atay (Olric Press): The Disconnected (Tutunamayanlar)

 

Yusuf Atılgan (City Lights Publishers): Motherland Hotel (Anayurt Oteli)

 

Sabahattin Ali (Penguin Classics): Madonna in a Fur Coat (Kürk Mantolu Madonna)

 


Sait Faik Abasıyanık
(Archipelago Books): A Useless Man: Selected Stories

 

 

Yaşar Kemal (Vintage Classics): Memed, My Hawk (İnce Memed), Iron Earth, Copper Sky (Yer Demir Gök Bakır)


Sevgi Soysal (Milet): Noontime in Yenişehir (Yenişehir’de Bir Öğle Vakti), Tante Rosa (Tante Rosa)


Ahmet Hamdi Tanpınar (Penguin Classics): Time Regulation Institute (Saatleri Ayarlama Enstitüsü), A Mind at Peace (Huzur)

 

Hasan Ali Toptaş (Bloomsbury): Shadowless (Gölgesizler), Reckless (Heba)

 

Burhan Sönmez (Narrativa): Istanbul Istanbul (İstanbul İstanbul)

 

Hakan Günday (Arcade): More (Daha), The Few (Az)

 

Aslı Perker (Telegram Books): Souffle (Sufle)


Ayfer Tunç (Istros): The Aziz Bey Incident (Aziz Bey Hadisesi)

 

İhsan Oktay Anar (Actes Sud): Atlas des contitents brumeux (Puslu Kıtalar Atlası)


Mehmet Murat Somer (Serpent’s Tail): Hop-Ciki-Yaya (Hop-Çiki-Yaya Polisiyeleri)

 

Selçuk Altun (Telegram Books): The Sultan of Byzantium (Bizans Sultanı), Songs My Mother Never Taught Me (Annemin Öğretmediği Şarkılar), Many and Many a Year Ago (Senelerce Senelerce Evveldi)

 

Buket Uzuner (Milet): I am Istanbul (Benim Adım İstanbul), Istanbul Blues (İstanbul Blues), Two Green Otters (İki Yeşil Susamuru)

 

Kürşat Başar (Dalkey Archive): Music by My Bedise (Başucumda Müzik)

 

 

 

Perihan Mağden (Serpent’s Tail, Milet): Escape (Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?), Ali and Ramazan (Ali ile Ramazan), 2 Girls (İki Genç Kızın Romanı), The Messenger Boy Murders (Haberci Çocuk Cinayetleri)

 

Alper Canıgüz (Binooki, LGF): Secret Agency (Gizliajans), Söhne und siechende Seelen (Oğullar ve Rencide Ruhlar), Die Verwandlung des Hector Berlioz (Tatlı Rüyalar), Höllenblume, Une fleur en enfer (Cehennem Çiçeği)

 

Emrah Serbes (Leesmagazijn, Binooki, AmazonCrossing): The King of Taksim Square (Deliduman), Behzat Ç: sporen in Ankara (Behzat Ç: Her Temas İz Bırakır) , junge verlierer (Erken Kaybedenler)

 

Ece Temelkuran (Parthian, Arcade): Women Who Blow on Knots (Düğümlere Üfleyen Kadınlar), The Time of Mute Swans (Devir-Dilsiz Kuğular Zamanı)

 

Adalet Ağaoğlu (Talisman House, University of Texas Press): Curfew (Üç Beş Kişi), Summer’s End (Yazsonu)

 

Ahmet Ümit: A Tale Within A Tale, The Dervish Gate, When Pera Trees Whisper, Ninatta’s Bracelet

 

Murathan Mungan: Palast des Ostens, Les gants et autres nouvelles, Quarante chambres aux trois miroirs, Tchador

 

Mehmed Uzun: La poursuite de l'ombre

 

 

 


 

 

 

Görseller: (sırasıyla) Christopher Çolak, Muhammed Ali Üzen, Eren Su Kibele Yarman

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Diyabet son yıllarda görülme sıklığı hızla artan bir sorun. Halk arasında şeker hastalığı olarak da anılan bu zorlu hastalık, çocuklardan yaşlılara ve hatta hamilelere kadar pek çok insanı etkiliyor. Üstelik sadece ilaç kullanmak yeterli değil, sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsanız, yaşam biçiminizde köklü değişiklikler yapmanızı da gerektiriyor.

 

Sovyet Rusya'nın en ünlü ve önemli yazarlarından biri Mihail Afanasyeviç Bulgakov ve onun en ünlü eserlerinden biri de Usta ile Margarita.

Arkadaşlarınızı sizin çok sevdiğiniz bir diziyi seyretmeye ikna etmeniz bazen epey güç oluyor. Bırakın ikna etmeyi, söz konusu diziyi tarif etmek bile başlı başına bir problem halini alabiliyor. Geçenlerde başıma geldi. Kalanlar'ın (The Leftovers) sonlarına yaklaşmıştım ve hayatımda seyrettiğim en güzel dizilerden birisi olduğunu düşünüyordum.

Kitabevi raflarında karşımıza çıkan kitaplara bir müddet sonra sinema salonlarında da rastlamaya alıştık. Gerek Hollywood, gerekse bağımsız sinema endüstrisi edebiyattan sıklıkla besleniyor artık. Peki 2018'de hangi romanların uyarlamalarını izleme fırsatı bulacağız? İşte 2018'de beyazperdede göreceğimiz 10 roman:

 

 

Nobel Edebiyat Ödülü’nün biz okurlar için en güzel yanlarından biri –mekanizmasını çok anlamasak da– her yıl dünyanın bir ülkesinden, toplumundan, kültüründen, dilinden bir kişiyi “işaret etmesi”; öncesinde ve sonrasında sosyal medyada ve diğer yayınlarda koparılan gürültü ne olursa olsun, İsveç’teki komite, o yıl kimi layık gördüyse ödüle –sadece kendisi değil, kategorisindeki benzerleri de– g

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.