Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Editörden // İsim ve şöhret hırsızı!




Toplam oy: 62

“Frankenstein” garip bir kahraman; öncelikle ismi Frankenstein değil! Frankenstein, aslında hikayedeki doktorun ismi olmasına rağmen genellikle doktorun yarattığı “canavarın” ismi olarak anılagelmiştir. Bu isim hırsızlığının yanı sıra, işin içinde bir şöhret hırsızlığı marifeti de var. Frankenstein ismini duyduğumuzda az çok bir şeyler belirir kafamızda, bir siluet olarak en azından ama Frankenstein’ın yazarı dendiğinde Mary Shelley ismi hemen düşmeyebilir akıllara. Diğer bir deyişle, bu sefer Mary Shelley’nin ismini değil ama şöhretini çalmıştır bu kahraman. Mary Shelley Mary Shelley olarak değil, daha çok Frankenstein’ın yazarı olarak tanınacaktır ancak. Edebiyat tarihinde örneğine sıkça rastladığımız üzere bir kez daha bir kahramanın gölgesi, yazarının üstüne düşmüştür. Üstelik bir kahramandan değil, bir anti-kahramandan söz ediyoruz burada!


Ama ne dersek diyelim, sonuç olarak 1818 tarihli Frankenstein, 200 yıldır bizimle ve bir süre daha ne onun bizim peşimizi ne de bizim onun peşini bırakmak gibi bir niyet ufukta görünmüyor. korku edebiyatı üzerine eleştirel denemelerini bir araya getirdiği kitabı Maskenin Düştüğü Yer yakın bir zaman önce yayımlanan ve aslında SabitFikir okurlarının “BaşkaDünyalar” köşesiyle yakından tanıdığı Yankı Enki de düşüyor bu sayıda Frankenstein’ın peşine... Geniş bir perspektifle değerlendiriyor: “Kimi eserlerde bir yanılsama mı yoksa gerçekten bir hayalet mi olduğu düşünülen korku unsurları Mary Shelley’nin kalemine yansırken arkasına dönemin bilimsel gelişmelerini, yaşamın gizemlerini çözümlemeye dair ilk kez o yıllarda gerçekleştirilen deneyleri de alır. Yıllar sonra Dr. Jekyll ve Doktor Moreau da aynı yolun yolcusu olacak, kapalı kapılar ardında yahut uzak diyarlarda canavarlar yaratmaya devam edeceklerdir. Halbuki bu romanların gösterdiği üzere o canavarlar, kapının diğer tarafında ve yakın diyarlarda da mevcuttur.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yaratıcılık üzerine sık sık yazan Oliver Sacks, The River of Consciousness adlı kitabında şöyle der: “Yaratıcılık yalnızca bilinçli bir idmanı değil, bilinçdışı bir hazırlanma sürecini de kapsar. Bu bir kuluçka dönemidir. Size ilham veren, sizi etkileyen unsurları özümsemek ve onları yeni bir nizam dahilinde sentezlemek için bilinçdışı mekanizmalar elzemdir.”

Klasikleri okumamak için sıralanan bahanelerden ilki hacimleriyle, "bitmek bilmeyen sayfalarıyla" ilgili olur genelde.

Siz de maaş günü soluğu kitapçıda alanlardan mısınız? Eğer öyleyse, kitapların gitgide daha da pahalılaştığını kolaylıkla fark etmişsinizdir. Üstelik, Türkçe kitaplar kadar İngilizce kitapları da takip etmeye çalıştığınızı düşünün... Her ne kadar kitaplara harcanan paranın hiçbir zaman boşa harcanmadığına inansam da, bazen, okuma bağımlılığıma yıllardır ne kadar para yatırdığımı merak ederim.

Bazı romanlarda, müziğin sayfalardan çıkıp odayı -yahut da bulunduğunuz mekanı- doldurduğunu hissedersiniz. "Söz uçar yazı kalır" belki ama, bazen de müzik kelimeler sayesinde sayfaların arasından uçar, üstelik zihinden kolayca silinmez.

 

Ahmet Uluçay’ın geçtiğimiz günlerde Küre Yayınları tarafından okurlarla buluşturulan güncesi, çocukluğun düş dünyasından yaşamı boyunca çıkmayan, çıkmayı reddeden bir hayalcinin yaşamından izler taşıyor. Uluçay’ın öyküsüne vâkıf olanlar anımsarlar; Kütahya’nın Tepecik köyünde doğar, küçük yaşta film çekme sevdasına tutulur.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.