Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden // İsim ve şöhret hırsızı!



Zayıf
Toplam oy: 403

“Frankenstein” garip bir kahraman; öncelikle ismi Frankenstein değil! Frankenstein, aslında hikayedeki doktorun ismi olmasına rağmen genellikle doktorun yarattığı “canavarın” ismi olarak anılagelmiştir. Bu isim hırsızlığının yanı sıra, işin içinde bir şöhret hırsızlığı marifeti de var. Frankenstein ismini duyduğumuzda az çok bir şeyler belirir kafamızda, bir siluet olarak en azından ama Frankenstein’ın yazarı dendiğinde Mary Shelley ismi hemen düşmeyebilir akıllara. Diğer bir deyişle, bu sefer Mary Shelley’nin ismini değil ama şöhretini çalmıştır bu kahraman. Mary Shelley Mary Shelley olarak değil, daha çok Frankenstein’ın yazarı olarak tanınacaktır ancak. Edebiyat tarihinde örneğine sıkça rastladığımız üzere bir kez daha bir kahramanın gölgesi, yazarının üstüne düşmüştür. Üstelik bir kahramandan değil, bir anti-kahramandan söz ediyoruz burada!


Ama ne dersek diyelim, sonuç olarak 1818 tarihli Frankenstein, 200 yıldır bizimle ve bir süre daha ne onun bizim peşimizi ne de bizim onun peşini bırakmak gibi bir niyet ufukta görünmüyor. korku edebiyatı üzerine eleştirel denemelerini bir araya getirdiği kitabı Maskenin Düştüğü Yer yakın bir zaman önce yayımlanan ve aslında SabitFikir okurlarının “BaşkaDünyalar” köşesiyle yakından tanıdığı Yankı Enki de düşüyor bu sayıda Frankenstein’ın peşine... Geniş bir perspektifle değerlendiriyor: “Kimi eserlerde bir yanılsama mı yoksa gerçekten bir hayalet mi olduğu düşünülen korku unsurları Mary Shelley’nin kalemine yansırken arkasına dönemin bilimsel gelişmelerini, yaşamın gizemlerini çözümlemeye dair ilk kez o yıllarda gerçekleştirilen deneyleri de alır. Yıllar sonra Dr. Jekyll ve Doktor Moreau da aynı yolun yolcusu olacak, kapalı kapılar ardında yahut uzak diyarlarda canavarlar yaratmaya devam edeceklerdir. Halbuki bu romanların gösterdiği üzere o canavarlar, kapının diğer tarafında ve yakın diyarlarda da mevcuttur.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.