Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

FİLİSTİN'İN ÇOCUKLARI




Toplam oy: 16
Hem Filistin direnişinin hem de Filistin edebiyatının sembol isimlerinden biri olan Gassan Kanafani, Filistin’in Çocukları’nda savaş ve yoksulluğu iç içe şiirsel bir dille aktarırken işgal altında olmanın acısını, çaresizlik içindeki mücadeleyi incelikle hikâyeleştiriyor.

Ülkemizde ideolojik, tek yanlı, ticari bir çeviri ortamının varlığını söylemek mümkün. Örneğin bu çeviri anlayışı nedeniyle Balkan, Türki Cumhuriyetler, Afrika, Arap, Uzak Doğu edebiyatından Türkçeye çok az kitap çevrildiğini görüyoruz. Kültürel, tarihsel yakınlığımız olan ulusların, toplulukların edebiyatını bilmiyoruz. Oysa dünya edebiyatı dediğimizde sadece Batı, ABD, Rusya’yı kastetmiyoruz. Her alanda yaşanan tek yanlı hegemonya kültür ve edebiyatta da aynen sürmekte. Arap edebiyatı örnekleri de daha çok Arap coğrafyasında yaşamayan yazarlardan çevrilmekte. Bu anlamda Filistinli yazar Gassan Kanafani (1936-1972) de ülkemizde bilinmeyen yazarlardan biri. Oysa Gassan Kanafani hem Filistin direnişinin hem de Filistin edebiyatının sembol isimlerinden biri.

 

Filistinli yazar Gassan Kanafani’nin, Filistin’in Çocukları kitabı, evlerinden, topraklarından koparılan Filistinlilerin yaşadığı dramı ve İsrail işgalinin yarattığı travmayı hikâye eder. Daha erken yaşlarda işgali yaşayan topraklarından ayrılmak zorunda kalmış, farklı ülkelerde, Filistin kamplarında mülteci olarak yaşamış, yurtsuzluğu, yabancılaşmayı ve fakirliği tanımış olan Kanafani’nin edebiyat anlayışını da bu yaşadıkları belirlemiştir. Tüm öykülerinde Yahudi terörünü anlatmış, kendi hikâyesi de bir Yahudi terörüyle son bulmuş, arabasına yerleştirilen bombanın patlatılmasıyla otuz altı yaşında öldürülmüştür.

 

Kanafani, gerek bir kurmaca anlatıcısı olarak gerekse gazeteci olarak Filistin davasının tam merkezinde yer almış, gazeteciliğinin edebiyatını olumsuz etkileyeceği ikazlarına “Ben bir şeyler söylemek istiyorum. Bunu kimi zaman günlük gazetenin resmi haberlerinde, kimi zaman başmakale biçiminde söyleyebilirim. Kimi zamansa söylemek istediğim şeyi hikâyeden başka hiçbir yolla söyleyemem” diyerek karşı çıkmış, edebiyat ve hayat ayrımını reddetmiştir. Onun tüm yazdıklarını evrensel bir insan acısına dönüştürmeyi başarmıştır.

 

DİRENİŞ ÖYKÜLERİ

 

Kanafani Filistin kurtuluş örgütlerinin içinde yer alır, gazetelerinde yazar, aktif mücadelenin hep içinde olur. Dolayısıyla edebiyat anlayışının merkezi de, işgal edilmiş Filistin topraklarındaki direniş hareketleri olur. Filistinlilerin yaşadığı dramlar, yenilgiler ve direnişler onun hikâyesini belirler.

 

Öyküleri, işgalin, direnişin, bombaların, tankların içinden seslenir. Bir savaş atmosferinden seslendiği için işgale uğramış insanların tahrip olmuş psikolojilerini yansıtır. İsrail işgali, bölge insanlarına silah dışında bir seçenek bırakmaz. Ya bu cehennemi terk edecek ya da onurlarına, topraklarına sahip çıkacak, direneceklerdir. Ne var ki bu insanlar silahsız, eğitimsiz ve bilinçsizdir. Bu yüzden savaş acemisi köylülerin, aydınların bu direniş arayışları dramatik olayların doğumuna yol açar. Savaş ve gündelik hayat arasında hiçbir sınır yoktur. Aynı gün savaştan eve evden savaşa giderler. Yol boyu seyahat edenler, köylerine gidenler güvende değildir. Masum insanlar işgal askerlerince araçları çevrilerek sorgulanır ve katledilir. Bu işgal karşısındaki insanların mücadele şekilleri, anne-baba-çocuk üçgenindeki anlaşmazlıklar, bazı Filistinlilerin bu direnişe duyarsızlıkları, İngiliz mandasına öfke, İsrail askerlerinin zalimlikleri öykülerin odak noktaları olur.

 

Ülke sadece işgal altında değil, diğer yandan fakirlik gibi ölümcül bir çember altındadır. İnsanlar için hiçbir çıkış yoktur: “Fakirlik tarafından ezilmişti, yiyecek karnesi tarafından ezilmişti, teneke bir çatının altında ezilmişti, ülkenin başkasının elindeki hâkimiyeti altında ezilmişti…” Özellikle “Tatil Hediyesi” öyküsünde mülteci kamplarında yaşanan dramlar, açlık, yoksulluk hikâye edilir, göstermelik yardımlar eleştirilir.

 

1948’de İsrail’in kuruluşu aşamasında Filistin halkının örgütsüz, bireysel direnişinin anlatıldığı öykülerde, küçük çocuk Mansur’un bir dizi hikâyesi anlatılır. Mansur, ailesinin karşı çıkmasına rağmen direniş için köyünden çatışma bölgesi Safed’e gelir ve direnişe katılır. Ateş altında arkadaşlarına yemek götüren Filistinli direnişçilere katılan Mansur büyük yararlılık gösterir. “Ebû Hasan Bir İngiliz Arabasına Pusu Kuruyor” öyküsünde, Filistinlilerin bir İngiliz arabasına kurdukları pusu ve sonrasında İngilizlere duydukları öfke hikâye edilir. “Çocuk, Babası ve Tüfek, Ceddin’deki Kale’ye Gidiyor” öyküsünde, Mansur yine çatışmaya giderken, babasının da orada olduğunu öğrenir. Yaralı babasını alıp doktora yetiştirmek istemektedir.

 

HAKSIZLIĞIN MANİFESTOSU

 

Öykülerin temel vurgularından biri kuşak çatışmasıdır. İşgalin ilk yıllarında özellikle annebabalar çocuklarının direnişe katılmasına sıcak bakmaz. Ancak öykülerde bunun doğru olmadığı işlenir. “Süleyman’ın Arkadaşı Bir Gecede Çok Şey Öğreniyor” İsrail askerleri ile masum insanların karşı karşıya gelişi konusunu işler. İsrail askerleri insanları bir yere toplamış, birini aramakta ama bildiği hâlde çocuk arkadaşını ihbar etmemektedir. Zaten annesi izin verse o da direnişçilere katılacaktır. Annesi buna izin vermediği hâlde askerler mayınla evlerini havaya uçurur. Öyküde geri çekilmenin bir çıkış olmadığı vurgulanır. “Ramla’dan Haberler” öyküsünde ise ailesi İsrail askerlerince katledilen kasabanın berberi Ebû Osman’ın intikamı anlatılır. Öyküde tüm acılar özellikle Ebû Osman’ın anlatıcıya bakışından anlatılır. “O Gün Daha Çocuktu” öyküsünde, araçtan indirilip katledilen Filistinliler gündeme gelir.

 

“Yamaç”, “Çocuk O Anahtarın Baltaya Benzediğini Fark Ediyor”, “Hamit, Amcaların Anlattığı Hikâyeleri Dinlemeyi Bırakıyor” onun en başarılı öyküleri olur. “Yamaç” adlı öykü, sembolik, imgesel bir dille, sömürüyü, işe bağlılığı içe işleyen bir örnekle anlatır. İşine bağlı bir ayakkabıcının ölümü, bir oğulun ve onun öğretmeni tarafından ustalıkla aktarılır. Kitabın başarılı öykülerinden “Çocuk O Anahtarın Baltaya Benzediğini Fark Ediyor”da, anahtar ve balta metaforu üzerinden işgalin, umutsuzluğun ve çıkışın hikâyesi oluşturulur. Anlatıcı neredeyse işgal ve direnişten hiç söz etmeden bir simge üzerinden olup bitenleri kurgular.

 

Onun pek çok öyküsü işgalin haksızlığını ifade eden bir manifesto gibidir. Savaşı en ağır şekilde mahkûm ederken bunu kaba bir mesajla değil, etkili göndermeler, ince ayrıntılar ve vurucu imgelerle gerçekleştirir. Kanafani öykülerinde şiddet, yaşama tutkusu, savaş ve yoksulluğu iç içe şiirsel bir dille aktarır. Büyük insanlık kıyımlarını, acımasızlıkları anlatırken, hâlâ insanlığın ölmediğini müjdeleyen büyük fedakârlıkları, incelikleri, merhametleri gündeme getirir.

 

Filistin’in Çocukları’nda, sert bir şiddetin doğurduğu dram, etkileyici bir dil, sömürüye varmayan bir duygusallık, tonunda bir ulus övgüsü ile harmanlanır. Öykülerin belki de en büyük başarısı bugün bile güncelliğini koruyan insanlık hâllerinin daha o dönemde alacağı yönü belirlemesidir. Kanafani kısacık yaşamına rağmen daha sonra katili olacak bir devletten bu türün en güzel örneklerini vererek intikamını almış, hayat ve eserini bütünlüğe ulaştırmıştır. Sadece Filistin edebiyatı değil, dünya öykücülüğü de eserlere çok şey borçludur. Kanafani, sanatla, öyküyle bir hayatın nasıl güzelleşebileceğinin, işgale nasıl karşı durulabileceğinin parlak örneğini vermiştir.

 

 

FİLİSTİN'İN ÇOCUKLARI
Gassan Kanafani
ÇEV: Seher Özbay
OTONOM YAYINLARI

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimelerle ilişkimi şöyle tarif edebilirim; ‘Kelimelerin kalbi’ne şiir yazarak girmek... Tanpınarca söylersem ben de önce kelimeleri öğreniyorum, sonra da yaşadıkça anlamlarını. Ve şu: Bazı kelimeleri işaret ettikleri şeyden daha çok seviyorum.

 

 

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.