Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Fotoğraf // İçerideki Adamımız




Toplam oy: 139
David Hockney, Martin Gayford // Çev. Mine Haydaroğlu
Yapı Kredi Yayınları
Resmin Tarihi, sanat tarihinin seçkin yapıtlarından yola çıkarken, klişelerden uzak ve mütevazı yaklaşımıyla da meraklıları hemen dizinin dibine oturtuyor.

Sanat, sanatın önemine inananlar için dünyanın en önemli çıkış yollarından biri. Bir konserin, bir serginin, bir şiir kitabının insan ruhunda yaptığı etkiyle yarışabilecek çok az şey vardır. Hele sanatın içinde sadece izleyici olarak değil, bir yazar, ressam ya da fotoğrafçı olarak varsanız, işler daha bir başka olacaktır.

 

Resim sanatı, sanatlar arasında en eski olanı ve yirmi bin yıl öncesinin mağara resimlerine kadar giden bir serüvene sahip. Aslında sanatı sanat yapan, izleyicinin var olan yapıta kattığı nitelikli bakış biçimidir. Sanat yapıtının geçerlik kazanabilmesi ve kalıcı olabilmesi için aynı zamanda ciddi bir sürece ihtiyaç vardır. Sanatçılar çoğu kez yapıtlarını üretirken anlaşılmazlar, ama bunun nedenini sanatçıların zamanın ilerisinde olmalarından çok, izleyicinin hazırlıksızlığına bağlamak daha doğru.

 

Modern resmin en tanınmış sanatçılarından David Hockney ile Martin Gayford’un ortak kitabı olan Resmin Tarihi, aslında bir söyleşi/deneme kitabı. Kitap, sanat tarihinin seçkin yapıtlarından yola çıkarken, klişelerden uzak ve mütevazı yaklaşımıyla da meraklıları hemen dizinin dibine oturtuyor. Söylenmesi gerekeni sanat okuyucusunu yormadan, üstelik özgün bir biçimde dile getiriyor.

 

 

 

 

 

Yazınsal sanatlarda tıpkı şiirin, romanın, öykünün edebiyat başlığı altında toplanması gibi, Hockney’nin söylemi üzerinden fotoğrafı ve filmi de resim başlığı altında bir araya getiriyor Resmin Tarihi. Resmin tarihinin eşliğinde, parlak yorumlarla dolu bir deneme kitabı olarak iki usta kaptanın eşliğinde seyrini sürdürüyor.

 

David Hockney, kuşkusuz, dünya resim sanatının yaşayan en sıra dışı ressamlarının başında... Hockney, biçemi ile resim sanatına özgün bir bakış getirirken grafik ile fotoğrafı da ustalıkla işlerine eklemlemiş, sadece resim değil, son dönemlerde yaptığı video çalışmalarıyla da adından sıkça söz ettirmiştir. “Dört Mevsim” başlıklı çalışması, video sanatının yeni başyapıtlarından biri olarak, Hockney’nin retrospektif sergisi bağlamında şu an dünyanın önemli müzelerinde büyük bir ilgiyle izleniyor.

 

Hockney, sanatında kararlılıkla ilerlerken, özellikle fotoğrafın en sıra dışı malzemelerinden biri olan Polaroid ve bu tekniğin saptadığı anları birkaç dakika içinde göstermesinin avantajlarından yararlanmış ve malzemenin getirdiği biçim ve estetiği yapıtlarını üretirken kullanmıştır. Yeni olanın cazibesi, “Pop Art”ın bu efsanevi sanatçısının İngiliz-Amerikan çizgisini, oluşturduğu her serisinde bir adım daha ileriye götürmüştür. Hockney, yaşadığı döneme ait iletişim çağının nesnelerinden hem görüntü hem de araç olarak sonuna dek yararlanmıştır.

 

Tüm bu disiplinlere hâkim bir insanın yol göstericiliğinde, Resmin Tarihi kitabında mağara resminden bilgisayara, monokrom Çin resminden milyonlarca rengi sunduğu söylenen monitörlerde son halini alan işlere kadar geniş bir ilgi alanı içinde dikkatle dönüyor tüm konuşmalar. Resim, yani görüntünün tarihi ise daima baş köşede bulunuyor. Bir yapıtlar okuması olarak ele alabileceğimiz kitap, zengin görsel örneklerle destekleniyor. Konular anlaşılır bir biçimde ele alınıyor.

 

Her malzeme ve yol mübah

 

Sanatlar arasında malzemeyi amaca hizmet eden nesneler olarak gören David Hockney, başlangıçta füzen ile resim kağıdına yaptığı desenlerinden, tablet ile çekilen ve fotoğrafın üzerinde photoshopla yapılan müdahalerin yer aldığı sanata da aynı biçimde bakmaktadır. Önemli olan anlatmak istediklerini çağın araçlarını kullanarak uygun bir estetik üzerinen sanata dönüştürmektir. Sanatsal ifade için her malzeme ve yol mübahtır Hockney için.

 

Son yüzyıla girdikten sonra teknolojinin ışığında tüm taşlar yerine iyice oturdu. Sadece görüntüler değil, artık yazı da tüm bilgilerin işlendiği ortak zemin olan bilgisayar ekranında görücüye çıkıyor. Edebiyat, bilgisayarın avantajlarından fazlasıyla yararlanabiliyor, düşüncenin akışını yapıta daha hızlı bir biçimde yansıtıyor. Bu arada, arkaik dillerin henüz stilize edilmemiş görüntülerinin yazı dilinde resimlere ya da şekillere denk geldiğini de unutmamak gerekiyor.

 

Kitap, belirli bir kronolojiden daha çok çağrışımlarla yol alıyor. Bilinç akışı tekniğinin kullanıldığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz bu kitap, böylelikle kuru sıkıcı bilgilerdense yaşayan ve ara ara bilinçaltının kapılarını çalan bir rotayı benimsiyor. Biz de aynı yöntemi uygulayıp kitabı incelediğimizde, klasik anlamdaki teorik kitaplardan çok farklı alanlara açıldığımızı görüyoruz.

 

Algılanan (gerçeklik) ile temsili (yapıt) arasındaki boşluğu ustalıkla dolduruyor sanat. Resim sanatı seyrini sürdürürken camera obscura’ların varlığı, fotoğrafa da teknik anlamda öncülük etmiştir. Bir de sözünü etmeden geçemeyeceğimiz aynalar vardır. Jan van Eyck’ın Arnolfini Ailesi, Diego Velázquez’in Nedimeler’i ile aynanın varlığı sanat tarihinde köklü değişimleri yanında getirmiştir. Geçmiş yüzyılların buluşlarıyla, optikten gökbilime kadar sanatçıların üretimlerini kolaylaştıran yenilikler gerçekleşmiştir.

 

Kitapta detaylı bir biçimde ele alınan bu konular, yalnızca Avrupa resmi ve Rönesans üzerinde odaklanmıyor. Hatta tersten perspektifin kullanıldığı dinsel betimlemelerdense, birden fazla odağı bulunan, değişik bakış noktası olan ve rulo halinde kenarsız yapılan Çin resmi ve yarattığı atmosfer, Avrupa resmine yeğleniyor. Doğu’nun geleneği ve sanatı, egzotizmin gölgesinde bırakılmıyor.

 

Işık kullanımı, merceğin bulunuşu, optik ilmi, karanlık odanın büyülü kimyası derken, adeta simya, bilim üzerinden gerçekliğe dönüşüyor. Kitapta, tabletlerin hayatımızdaki ve üretimdeki yerinden sıklıkla söz ediliyor. Ama Hockney’nin kitapta yer alan 1968 yılında kağıda mürekkeple çizdiği ünlü İngiliz şair W. H. Auden portresi, sanatçının diline ve desene olan saygısının bir göstergesi olarak tüm sadeliğiyle ışımayı sürdürüyor.

 

Kitapta, “Hollywood tipi ışıklandırmayı Caravaggio icat etti” ya da “Bugün yaşasaydı van Eyck’ın stüdyosu bir MGM stüdyosuna benzerdi” gibi okuyucuyu gülümseten örnekler bulunuyor. Gerçekten de, David Hockney’nin zamanlar arasında yolculuğu kısaltan ve bizlere bakış açısını anlatan önemli yaklaşımlarda bulunmuştur.

 

Resmin Tarihi kitabı, bundan sonra sanatı anlamak, resmin tarihini özümsemek ve sanat yapıtlarına farklı açılardan bakabilmek için bir başucu kitabı olabilir. Yaratıcı tavrı ve çoksesliliğiyle sanat tarihinin yakın dönemine damgasını vurmuş olan Hockney, bizim için daima “İçerideki Adamımız” olmuştur.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Müslüm filminin başındaki bir sahne, popüler müzik türlerinde yaygın olan şarkıyı yüksek sesle, âdeta bağırarak okuma modasının ve aynı zamanda arabeskin Batı müziğinin ötekisi olarak gösterilmesi durumunun tersine ışık tutuyor gibidir. Öyle ki sanki bu ışık belli olsun diye Müslüm Gürses dinleyicisinin karşısına çıkarken elektrik kesiliyor.

Filmlerinde değişen, kentleşen, modernleşen Japonya’ya dair arka planda sunduğu nefis detaylarla farklı bir sineması var Yasujiro Ozu’nun. “Geç Gelen Bahar” (1949), “Erken Gelen Yaz” (1951) ve “Tokyo Hikâyesi”ni (1953) muhakkak görün isterim. Ama Japon Sineması’nda keşfedilmesi gereken Ozu haricinde de çok nitelikli yönetmenler var. Miyazaki’yi şahane animasyonları vesilesiyle duymuşsunuzdur.

Mizah unsuru çocuklar için vazgeçilmez ve ilgi çekici konuların başında gelir. Okurken kahkaha atmayı sever her çocuk. Tabii bir yazar onu güldürmeyi başarabilirse… Ülkemizde çocuklara kaliteli mizahı edebiyatla harmanlayarak sunan kitap sayısı çok fazla değil. İngiliz yazar David Walliams çocuk kitaplarına mizah katma becerisiyle dünyanın en çok okunan yazarlarından birisi.

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Bir kütüphane için sahip olduğu kitapların çeşitliliği, niteliği ve sayısı başlıca gurur kaynağı ama modern kütüphaneler sahip oldukları kitaplardan çok daha fazlası artık; tasarımıyla, teknolojik donanımıyla, sahip oldukları kitap dışı koleksiyonlarıyla, neredeyse bir müze olabilecek denli geniş eserleriyle...

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.