Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Fotoğraf // İçerideki Adamımız




Toplam oy: 182
David Hockney, Martin Gayford // Çev. Mine Haydaroğlu
Yapı Kredi Yayınları
Resmin Tarihi, sanat tarihinin seçkin yapıtlarından yola çıkarken, klişelerden uzak ve mütevazı yaklaşımıyla da meraklıları hemen dizinin dibine oturtuyor.

Sanat, sanatın önemine inananlar için dünyanın en önemli çıkış yollarından biri. Bir konserin, bir serginin, bir şiir kitabının insan ruhunda yaptığı etkiyle yarışabilecek çok az şey vardır. Hele sanatın içinde sadece izleyici olarak değil, bir yazar, ressam ya da fotoğrafçı olarak varsanız, işler daha bir başka olacaktır.

 

Resim sanatı, sanatlar arasında en eski olanı ve yirmi bin yıl öncesinin mağara resimlerine kadar giden bir serüvene sahip. Aslında sanatı sanat yapan, izleyicinin var olan yapıta kattığı nitelikli bakış biçimidir. Sanat yapıtının geçerlik kazanabilmesi ve kalıcı olabilmesi için aynı zamanda ciddi bir sürece ihtiyaç vardır. Sanatçılar çoğu kez yapıtlarını üretirken anlaşılmazlar, ama bunun nedenini sanatçıların zamanın ilerisinde olmalarından çok, izleyicinin hazırlıksızlığına bağlamak daha doğru.

 

Modern resmin en tanınmış sanatçılarından David Hockney ile Martin Gayford’un ortak kitabı olan Resmin Tarihi, aslında bir söyleşi/deneme kitabı. Kitap, sanat tarihinin seçkin yapıtlarından yola çıkarken, klişelerden uzak ve mütevazı yaklaşımıyla da meraklıları hemen dizinin dibine oturtuyor. Söylenmesi gerekeni sanat okuyucusunu yormadan, üstelik özgün bir biçimde dile getiriyor.

 

 

 

 

 

Yazınsal sanatlarda tıpkı şiirin, romanın, öykünün edebiyat başlığı altında toplanması gibi, Hockney’nin söylemi üzerinden fotoğrafı ve filmi de resim başlığı altında bir araya getiriyor Resmin Tarihi. Resmin tarihinin eşliğinde, parlak yorumlarla dolu bir deneme kitabı olarak iki usta kaptanın eşliğinde seyrini sürdürüyor.

 

David Hockney, kuşkusuz, dünya resim sanatının yaşayan en sıra dışı ressamlarının başında... Hockney, biçemi ile resim sanatına özgün bir bakış getirirken grafik ile fotoğrafı da ustalıkla işlerine eklemlemiş, sadece resim değil, son dönemlerde yaptığı video çalışmalarıyla da adından sıkça söz ettirmiştir. “Dört Mevsim” başlıklı çalışması, video sanatının yeni başyapıtlarından biri olarak, Hockney’nin retrospektif sergisi bağlamında şu an dünyanın önemli müzelerinde büyük bir ilgiyle izleniyor.

 

Hockney, sanatında kararlılıkla ilerlerken, özellikle fotoğrafın en sıra dışı malzemelerinden biri olan Polaroid ve bu tekniğin saptadığı anları birkaç dakika içinde göstermesinin avantajlarından yararlanmış ve malzemenin getirdiği biçim ve estetiği yapıtlarını üretirken kullanmıştır. Yeni olanın cazibesi, “Pop Art”ın bu efsanevi sanatçısının İngiliz-Amerikan çizgisini, oluşturduğu her serisinde bir adım daha ileriye götürmüştür. Hockney, yaşadığı döneme ait iletişim çağının nesnelerinden hem görüntü hem de araç olarak sonuna dek yararlanmıştır.

 

Tüm bu disiplinlere hâkim bir insanın yol göstericiliğinde, Resmin Tarihi kitabında mağara resminden bilgisayara, monokrom Çin resminden milyonlarca rengi sunduğu söylenen monitörlerde son halini alan işlere kadar geniş bir ilgi alanı içinde dikkatle dönüyor tüm konuşmalar. Resim, yani görüntünün tarihi ise daima baş köşede bulunuyor. Bir yapıtlar okuması olarak ele alabileceğimiz kitap, zengin görsel örneklerle destekleniyor. Konular anlaşılır bir biçimde ele alınıyor.

 

Her malzeme ve yol mübah

 

Sanatlar arasında malzemeyi amaca hizmet eden nesneler olarak gören David Hockney, başlangıçta füzen ile resim kağıdına yaptığı desenlerinden, tablet ile çekilen ve fotoğrafın üzerinde photoshopla yapılan müdahalerin yer aldığı sanata da aynı biçimde bakmaktadır. Önemli olan anlatmak istediklerini çağın araçlarını kullanarak uygun bir estetik üzerinen sanata dönüştürmektir. Sanatsal ifade için her malzeme ve yol mübahtır Hockney için.

 

Son yüzyıla girdikten sonra teknolojinin ışığında tüm taşlar yerine iyice oturdu. Sadece görüntüler değil, artık yazı da tüm bilgilerin işlendiği ortak zemin olan bilgisayar ekranında görücüye çıkıyor. Edebiyat, bilgisayarın avantajlarından fazlasıyla yararlanabiliyor, düşüncenin akışını yapıta daha hızlı bir biçimde yansıtıyor. Bu arada, arkaik dillerin henüz stilize edilmemiş görüntülerinin yazı dilinde resimlere ya da şekillere denk geldiğini de unutmamak gerekiyor.

 

Kitap, belirli bir kronolojiden daha çok çağrışımlarla yol alıyor. Bilinç akışı tekniğinin kullanıldığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz bu kitap, böylelikle kuru sıkıcı bilgilerdense yaşayan ve ara ara bilinçaltının kapılarını çalan bir rotayı benimsiyor. Biz de aynı yöntemi uygulayıp kitabı incelediğimizde, klasik anlamdaki teorik kitaplardan çok farklı alanlara açıldığımızı görüyoruz.

 

Algılanan (gerçeklik) ile temsili (yapıt) arasındaki boşluğu ustalıkla dolduruyor sanat. Resim sanatı seyrini sürdürürken camera obscura’ların varlığı, fotoğrafa da teknik anlamda öncülük etmiştir. Bir de sözünü etmeden geçemeyeceğimiz aynalar vardır. Jan van Eyck’ın Arnolfini Ailesi, Diego Velázquez’in Nedimeler’i ile aynanın varlığı sanat tarihinde köklü değişimleri yanında getirmiştir. Geçmiş yüzyılların buluşlarıyla, optikten gökbilime kadar sanatçıların üretimlerini kolaylaştıran yenilikler gerçekleşmiştir.

 

Kitapta detaylı bir biçimde ele alınan bu konular, yalnızca Avrupa resmi ve Rönesans üzerinde odaklanmıyor. Hatta tersten perspektifin kullanıldığı dinsel betimlemelerdense, birden fazla odağı bulunan, değişik bakış noktası olan ve rulo halinde kenarsız yapılan Çin resmi ve yarattığı atmosfer, Avrupa resmine yeğleniyor. Doğu’nun geleneği ve sanatı, egzotizmin gölgesinde bırakılmıyor.

 

Işık kullanımı, merceğin bulunuşu, optik ilmi, karanlık odanın büyülü kimyası derken, adeta simya, bilim üzerinden gerçekliğe dönüşüyor. Kitapta, tabletlerin hayatımızdaki ve üretimdeki yerinden sıklıkla söz ediliyor. Ama Hockney’nin kitapta yer alan 1968 yılında kağıda mürekkeple çizdiği ünlü İngiliz şair W. H. Auden portresi, sanatçının diline ve desene olan saygısının bir göstergesi olarak tüm sadeliğiyle ışımayı sürdürüyor.

 

Kitapta, “Hollywood tipi ışıklandırmayı Caravaggio icat etti” ya da “Bugün yaşasaydı van Eyck’ın stüdyosu bir MGM stüdyosuna benzerdi” gibi okuyucuyu gülümseten örnekler bulunuyor. Gerçekten de, David Hockney’nin zamanlar arasında yolculuğu kısaltan ve bizlere bakış açısını anlatan önemli yaklaşımlarda bulunmuştur.

 

Resmin Tarihi kitabı, bundan sonra sanatı anlamak, resmin tarihini özümsemek ve sanat yapıtlarına farklı açılardan bakabilmek için bir başucu kitabı olabilir. Yaratıcı tavrı ve çoksesliliğiyle sanat tarihinin yakın dönemine damgasını vurmuş olan Hockney, bizim için daima “İçerideki Adamımız” olmuştur.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimelerle ilişkimi şöyle tarif edebilirim; ‘Kelimelerin kalbi’ne şiir yazarak girmek... Tanpınarca söylersem ben de önce kelimeleri öğreniyorum, sonra da yaşadıkça anlamlarını. Ve şu: Bazı kelimeleri işaret ettikleri şeyden daha çok seviyorum.

 

 

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.