Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Frida'nın Diego Rivera'ya yazdığı aşk mektupları




Toplam oy: 24

Genç idealist aşıkların er ya da geç öğrendikleri şey şudur: ilişkiler hayal kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar, büyüklü küçüklü aldatmacalarla dolu karmakarışık olgulardır. İlişkiler hususunda kalbinizi soğutmak, inançsızlaşıp sinikleşmek kolay yoldur. Asılolan, James Baldwin’in ünlü satırlarında bahsettiği durumu kabullenmektir: “Hissettiğin acının ve hayal kırıklığının dünya üzerinde eşsiz olduğunu sanırsın, ta ki okumaya başlayana dek.”


Burada okumaktan kastedilenlerden biri, yaşamları romantik kıvılcımlar ve duygusal çalkantılarla örülü yazar ve sanatçıların duygu dökümlerini okumak, onların duygularına tanık oldukça kendi duygularımızı daha iyi çözümlemektir.


Kişisel acılar söz konusuysa, Frida Kahlo’nun yaşam öyküsü, pek çoğumuzun kaldırabileceğinden daha fazlasını içeriyor. 6 yaşında çocuk felci geçiren Kahlo’nun bedeni, 18 yaşında geçirdiği kaza sonucu onulmaz yaralar alır. Bundan sonra hayatı sayısız operasyon ve tedavi süreciyle kesintiye uğrayacaktır.


Her şeye karşın, Frida’nın aşk hayatı oldukça hareketlidir. Dönemin pek çok ismiyle birlikte anılmıştır (bu isimler arasında Troçki bile vardır). Tüm bu isimlerin içinde şüphesiz onun hayatında en çok yer eden, genç yaştan itibaren aşık olduğu ve fırtınalı bir ilişki yaşadığı Diego Rivera’dır. Meksika resminin bu iki önemli temsilcisi, tarzları ne kadar farklı olursa olsun, sanatsal açıdan da birbirlerini beslerler.


27 yılı bulan ilişkileri süresince iki tutkulu isim birbirlerine pek çok mektup yazar. Frida Kahlo’nun günlüklerinde, elyazması mektuplardan bir bölümüne ulaşmak mümkün.

 

Bir keresinde şöyle yazıyor Frida Diego Rivera'ya hitaben:


“Hiçbir şey ellerinle kıyaslanamaz, gözlerinin yeşile çalan altın renginin bir benzeri yok. Bedenim günlerdir seninle dolup taşıyor. Sen gecenin aynasısın. Işığın vahşi  parlaklığı. Yeryüzünün nemi. Koltuk altlarındaki oyuklar benim sığınağımdır. Parmaklarım kanına dokunur (...)”

 

 

 

Frida'nın bir diğer mektubunda yine Diego için yazılmış, hayli yüklü kelimelerle dolu bir başka pasaj var:

“Senin adın AUXOCHROME renkleri yakalayan. Ben ise CHROMOPHORE – renkleri veren.”
Sen sayıların tüm olası kombinasyonusun. Yaşamsın. Benim arzum, gölgelerin hareketlerinden çizgileri ayırt edebilmek (...) Senin kelimelerin uzamı boydan boya kat ediyor ve benim hücrelerime, yani yıldızlarıma ulaşıyor. Bu kelimeler oradan senin hücrelerine, yani ışığıma doğru gidiyor.”

 

 

 

Frida ve Diego’nun 1928 yılında başlayan aşkları bir yıl sonra evlilikle devam etti. 10 yıllık inişli çıkışlı bir süreçten sonra 1939’da ayrıldılar ancak hemen bir yıl sonra yeniden evlendiler. Bu ikinci evlilik, Frida’nın 1954’teki ölümüne dek sürdü.

 

Frida'nın pek çok çalışmasını dijital ortamda toplayan kapsamlı bir online galeri için tıklayın.

 

 

 


 

 

Kaynak: Open Culture & Brainpickings

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Hızır’la Kırk Saat, Sezai Karakoç’un kitapları içinde çok ayrı bir yerde duruyor.

 

 

Kapitalizmin üretim-tüketim ilişkilerindeki mutlak hegemonyası insan zihninde habis bir ura dönüşeli çok oldu. Sürekli satın alan, sürekli tüketen dev bir fabrika artık insan. Reklamlar bu dev fabrikanın çarklarını yağlayan birer azı dişi... İnsan satın aldıklarıyla var, satın alabildiği şeyler kadar var.

 

 

 

Adında Titanik olan, Fernando Pessoa’yı, Karl Marks’ı konuşturan, kahramanları Céline, Jean, David gibi isimler taşıyan Avrupalılardan oluşan ve Berlin’de ya da New York’ta geçen “yerli” kitapların sayısının arttığı sizin de dikkatinizi çekti mi?

 

Söyleşi

Gülenay Görekçi

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.