Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Frida'nın Diego Rivera'ya yazdığı aşk mektupları




Toplam oy: 39

Genç idealist aşıkların er ya da geç öğrendikleri şey şudur: ilişkiler hayal kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar, büyüklü küçüklü aldatmacalarla dolu karmakarışık olgulardır. İlişkiler hususunda kalbinizi soğutmak, inançsızlaşıp sinikleşmek kolay yoldur. Asılolan, James Baldwin’in ünlü satırlarında bahsettiği durumu kabullenmektir: “Hissettiğin acının ve hayal kırıklığının dünya üzerinde eşsiz olduğunu sanırsın, ta ki okumaya başlayana dek.”


Burada okumaktan kastedilenlerden biri, yaşamları romantik kıvılcımlar ve duygusal çalkantılarla örülü yazar ve sanatçıların duygu dökümlerini okumak, onların duygularına tanık oldukça kendi duygularımızı daha iyi çözümlemektir.


Kişisel acılar söz konusuysa, Frida Kahlo’nun yaşam öyküsü, pek çoğumuzun kaldırabileceğinden daha fazlasını içeriyor. 6 yaşında çocuk felci geçiren Kahlo’nun bedeni, 18 yaşında geçirdiği kaza sonucu onulmaz yaralar alır. Bundan sonra hayatı sayısız operasyon ve tedavi süreciyle kesintiye uğrayacaktır.


Her şeye karşın, Frida’nın aşk hayatı oldukça hareketlidir. Dönemin pek çok ismiyle birlikte anılmıştır (bu isimler arasında Troçki bile vardır). Tüm bu isimlerin içinde şüphesiz onun hayatında en çok yer eden, genç yaştan itibaren aşık olduğu ve fırtınalı bir ilişki yaşadığı Diego Rivera’dır. Meksika resminin bu iki önemli temsilcisi, tarzları ne kadar farklı olursa olsun, sanatsal açıdan da birbirlerini beslerler.


27 yılı bulan ilişkileri süresince iki tutkulu isim birbirlerine pek çok mektup yazar. Frida Kahlo’nun günlüklerinde, elyazması mektuplardan bir bölümüne ulaşmak mümkün.

 

Bir keresinde şöyle yazıyor Frida Diego Rivera'ya hitaben:


“Hiçbir şey ellerinle kıyaslanamaz, gözlerinin yeşile çalan altın renginin bir benzeri yok. Bedenim günlerdir seninle dolup taşıyor. Sen gecenin aynasısın. Işığın vahşi  parlaklığı. Yeryüzünün nemi. Koltuk altlarındaki oyuklar benim sığınağımdır. Parmaklarım kanına dokunur (...)”

 

 

 

Frida'nın bir diğer mektubunda yine Diego için yazılmış, hayli yüklü kelimelerle dolu bir başka pasaj var:

“Senin adın AUXOCHROME renkleri yakalayan. Ben ise CHROMOPHORE – renkleri veren.”
Sen sayıların tüm olası kombinasyonusun. Yaşamsın. Benim arzum, gölgelerin hareketlerinden çizgileri ayırt edebilmek (...) Senin kelimelerin uzamı boydan boya kat ediyor ve benim hücrelerime, yani yıldızlarıma ulaşıyor. Bu kelimeler oradan senin hücrelerine, yani ışığıma doğru gidiyor.”

 

 

 

Frida ve Diego’nun 1928 yılında başlayan aşkları bir yıl sonra evlilikle devam etti. 10 yıllık inişli çıkışlı bir süreçten sonra 1939’da ayrıldılar ancak hemen bir yıl sonra yeniden evlendiler. Bu ikinci evlilik, Frida’nın 1954’teki ölümüne dek sürdü.

 

Frida'nın pek çok çalışmasını dijital ortamda toplayan kapsamlı bir online galeri için tıklayın.

 

 

 


 

 

Kaynak: Open Culture & Brainpickings

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

HANDAN İNCİ: “TANPINAR’IN ARŞİV METİNLERİNİ HAZIRLAYACAĞIM”

 

 

 

Bu köşede sadece çocuk kitaplarını kritik ediyorduk ama geçtigimiz ay içinde bütün çocuk kitaplarını ilgilendiren önemli bir karar alındı. Haliyle bir kitap yerine belki de binlerce kitabı ilgilendiren bu konuya çocuk yararı açısından bakmak elzem hale geldi.

 

“Savaşı erkek icat etti, direnmeyi kadın…”

 

BANU GÜRSALER SYVERTSEN/MELİKE YILDIRIM

 

İspanyol yazar Enrique Vila-Matas yola gazeteci olarak çıkmış, hem de dünyaca ünlü şahsiyetlerin röportajlarını çevirerek. İlki bir Marlon Brando röportajıymış. Genç Vila Matas, editörüne İngilizce bilmediğini söylemeye utandığı için, oturup hem soruları hem de cevapları yazmış. Uydurmuş anlayacağınız.

 

 

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Ibn Haldun’un Mukaddime’de üzerinde durduğu çevrenin ve yaşanılan şehrin insan üzerindeki etkisi, modern yazarların ve düşünürlerin de peşini bırakmamış bir tartışmanın konusudur. Walter Benjamin meşhur kitabı Pasajlar’da 19. yüzyıl Paris’inden ve Charles Baudelaire’in şiirlerinden yola çıkarak erken modernizmin izlerini sürer.