Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Geride bıraktıklarımız: Yazarların evleri



Gayet iyi
Toplam oy: 16
Çığır açan bir yazarın, eserlerini yarattığı evi özel bir mülk mü olmalı, yoksa edebiyat tarihinin bir parçası olarak halka mı kazandırılmalı?

Dünyaca ünlü çocuk kitabı yazarı E. B. White’ın Maine’deki evinin satışa sunulacağı haberi tartışmalara yol açtı. Özellikle Örümcek Ağı ve Stuart Little'ın Maceraları kitaplarıyla çocuk edebiyatında çığır açan bir yazarın, bu eserleri yarattığı evi özel bir mülk mü olmalı, yoksa edebiyat tarihinin bir parçası olarak halka mı kazandırılmalı? E. B. White’ın söz konusu çiftlik evi, aslında son otuz yıldır özel mülk olarak kullanılıyor ama şu anki sahipleri onu pek çok açıdan olduğu gibi korumuş. Örneğin Örümcek Ağı kitabının ilham kaynağı olan ahır, hâlâ eski haliyle ayakta. Aynı şekilde yazarın kitaplarının çoğunu yazdığı göl kenarındaki kulübesi de, içindeki yazı masası ve sandalyesiyle birlikte korunmuş. Hal böyle olunca, özel mülk fikri o kadar da kötü gelmiyor olmayabilir kulağa; ne var ki evin şimdiki sahiplerinin ona gözleri gibi bakmış olmalarının, bir sonraki sahiplerinin de aynı şeyi yapacağı anlamına gelmiyor, öyle değil mi? Kaldı ki, böylesi bir mekanın herkese açık olması daha “adil” olmaz mı?


Evin bir edebiyat müzesine çevrilmesini isteyenler de işte tam olarak bunu söylüyorlar. Haklılık payı var elbette. Lakin onlara karşı çıkan üçüncü bir grup daha var: PETA. Bir hayvan hakları organizasyonu olan PETA, çiftlik evinin edebi bir müzeye değil de bir “hayvanseverlik” müzesine çevrilmesini istiyor. PETA’nın da haklılık payı var. Ne de olsa bir domuzun öldürülüp yenmemesi için mücadele eden küçük bir kızın, bir örümceğin, evlat edinilen bir farenin öyküsünü kaleme almış bir ismin evinden bahsediyoruz.


E. B. White’ın evinin sonu her ne olursa olsun, hiçbir zaman kendi haline terk edilmeyeceği, çürüyüp gitmeyeceği ya da yıkılmayacağı tartışılmaz bir gerçek. Gönül isterdi ki Türkiye’de de edebi miraslarımıza aynı şekilde sahip çıkılsın.

Oğuz Atay’ın evi


13 Aralık 1977’de hayata veda eden Oğuz Atay’ın Beyoğlu’ndaki evi örneğin, E. B. White’ın evi kadar “talihli” değildi. Tamam, White’ın evi belki devasa bir çiftlik ve Atay’ın evi yalnızca bir apartman dairesi; ancak bu, daha “küçük” bir koruma gerektirdiği anlamına gelmiyor elbette. Nitekim Atay’ın Tutunamayanlar’ı kaleme aldığı bu evin bulunduğu bina 2011’de yıkıldı; yerini de birkaç katlı, yeni model bir bina alıverdi.


Diğer bir deyişle, binanın yıkılmasıyla birlikte edebiyat tarihimizin bir parçası daha kayıplara karışmış oldu. En azından fiziksel olarak; zira Atay, Tutunamayanlar’da dairesine de yer vererek okurlarının onu hayallerinde yaşatmasına olanak tanıdı.


Ülkemizde korunmayan, zamanın aşındırmasına izin verilen ya da öylece yıkılıp yok edilen tek tarihi mekan Oğuz Atay’ın evi değil maalesef. Büyük ihtimalle sonuncusu da olmayacak. En yakın tarihli tartışma Neyzen Tevfik'in Bodrum'da büyüdüğü ev üzerine yaşanmıştı. Ancak yine de, tablo o kadar da karanlık değil...

 

 

Aşiyan Müzesi


Türkiye’de modern şiirin babası kabul edilen Tevfik Fikret 1906’da, Beşiktaş’taki bir tepenin zirvesine kendisi ve eşi için mütevazı bir ev yaptı. Muazzam bir Boğaz manzarası olan, yemyeşili bir bahçenin ortasına kurulan bu ev 1945’te, “kuş yuvası” anlamında, Aşiyan Müzesi adı altında halka açıldı.


Üç katlı Aşiyan Müzesi’nde görülecek tek şey Boğaz manzarası değil elbette. Müzeye girdiğinizde karşınıza çıkan Edebiyat-ı Cedide Odası örneğin, saatler harcayabileceğiniz yerlerden yalnızca biri. Bu odada Nabizade Nazım, Ziya Gökalp, Recaizade Mahmud Ekrem gibi Tevfik Fikret’in hayatı boyunca birlikte çalışmış olduğu eşsiz isimlerin portreleri yer alıyor.
Müzenin muhakkak görülmesi gereken bir başka odası da, Şair Nigar Hanım Odası. Tevfik Fikret’in kendisiyle olan özel ilişkisinden ötürü kurulmuş olan bu oda, hakkından çok az şey yazılmış Şair Nigar Hanım’ın hayatına ışık tutuyor.

 

 

Namık Kemal’in Evi


Edebiyat tarihimizin en önemli romancılarından biri kabul edilen Namık Kemal’i 1888’de kaybettik. Aradan yüz yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına karşın, yazarın 19. yüzyıl mimarisine sahip Tekirdağ’daki evi ise duruyor; 1933’te, bir müze olarak halka açıldı. Hatta geniş bahçesine bir açık hava sahnesi kurularak ev, sosyal ve kültürel hayata kazandırıldı.
Etkileyici bir yapı olan Namık Kemal Müzesi’nde turunuza giriş salonundaki bir sergiyle başlıyorsunuz. Evin sofasında ise Namık Kemal’in ve ailesinin fotoğrafları, çeşitli belgeler ve eski Tekirdağ fotoğrafları yer alıyor. Müzenin güzel yanı ziyaretçilere Namık Kemal’in hayatını keşfetme fırsatı vermesinin yanı sıra Tekirdağ şehrinin tarihi de gözler önüne sermesi. Zira binada, müzenin kurulmasına büyük katkıda bulunmuş olan araştırmacı Mehmet Seren anısına açılmış bir oda da yer alıyor. Bu oda Tekirdağ’da görev yapmış ya da doğmuş olan ünlü isimlerle ilgili son otuz yılda çıkmış çeşitli haberlere, önemli müzisyen ve tiyatrocuların eserlerine ayrılmış.


Benzer şekilde İstanbul Beyoğlu’nda Orhan Kemal, Burgazada’da Sait Faik Abasıyanık, Heybeliada’da Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kadıköy’de Kemal Tahir, Beyazıt’ta Yahya Kemal Beyatlı müzelerinin de bulunduğunu en azından sıralamış olalım. Ayrıca, Behçet Necatigil’in Beşiktaş’taki evi gibi, belki müze olarak ziyaret edilemese de gidilip görülebilecek binalar mevcut. Elbette gönül isterdi ki tüm yazarlarımızın, şairlerimizin, tiyatrocularımızın, müzisyenlerimizin bizlere bıraktıkları miraslar böyle korunabilsin; yok olduklarına üzüleceğimize, onları nasıl bir müzeye ya da kültürel merkeze çevireceğimizin tartışmasını yapalım, derdimiz bu olsun!

 

 

 

 


 

 

 

Görsel: Esra Kalay

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü kazananı Kazuo Ishiguro çağımızın üretken isimlerinden de biri aynı zamanda. Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasıyla bir anda gündeme oturan Kazuo Ishiguro yazarlık serüveni boyunca verdiği birçok röportajda yazma süreçlerinden de sık sık bahsediyor. Ishiguro'nun yazma süreçleri hakkında söyledikleri genç yazarlar için de oldukça kıymetli.

Yazarların daima geceleri el ayak çekildikten sonra yazmaya başladığı düşünülür. Sanatçıların ve yaratıcı bir uğraşıyla meşgul kişilerin en verimli olduğu saatin de gecenin çıt çıkmayan, sadece düşüncelerin akışının tıkırtısının duyulduğu gece saatleri olduğu türlü çalışmalarla da savunulmuştur.

Bir Adam İki Hayat

 

Rüyalar hayatımızda, hafızamızı en çok zorlayan ve bizi en çok düşündüren durumlardan biridir. Kimi zaman gün içerisinde benliğimize kaydettiğimiz bir olay kimi zaman da dışa vuramayıp bastırdıklarımız rüyalarımızda gün yüzüne çıkar.

 

Geçtiğimiz yıl Bob Dylan'a giderek bir hayli sansasyona sebep olan Nobel Edebiyat Ödülü, Dylan'ın ödülü bir türlü teslim almamasıyla da adeta bir yılan hikayesine dönüşmüştü. Bob Dylan'ın bu ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşünenler de oldu, Nobel Edebiyat Ödülü gibi önemli bir ödülün bir "edebiyatçıya" verilmesi gerektiğini düşünenler de.

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.