Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Hayatın “an”larına dokunan öyküler




Toplam oy: 131
Parçalar ve Zerreler, hayatın ustalıkla öyküleri saklayan köşelerini dip bucak tarayarak okuyucunun göz hizasına getirebilme başarısına sahip bir kitap. O ilginç tanıdıklık hissi de tam buradan doğmakta…

Sedef Betil’in üçüncü öykü kitabı Parçalar ve Zerreler okuyucusu ile buluştu. Betil, edebiyat için göreceli olarak geç sayılabilecek bir yaşta yazmaya başlamış bir yazar. Betil’in öykülerine bakıldığında çocukluğu, gençliği ve olgunluğu büyük bir titizlikle gözlemlediği ve bu tecrübesini ustalıkla kalemine yansıttığı görülüyor.

 

Betil, öykü evreninde çok uzaklara gitmiyor çoğunlukla şehir hayatının içinde geziniyor, sıradan insanların hayatlarının bir kısmına, bir kırılma anına şahitlik ediyoruz. Modern öykünün anlam dünyasını zenginleştiren, karakterlerin yolculuğunu belirleyen temel mesele “kırılma anları”dır.

 

İnsanın öyküsü de biraz kırıldığı yerden başlar zaten. Hayatın olağan akışını bütün “olağan olmanın görünmezliği”nden, ne kadar çok bakarsak o kadar çok fark etmediğimiz durumlardan kurtaran an “kırılma anı”dır. Sedef Betil, işte kendi yazın tecrübesinde bu anları kolaylıkla bulup çıkaran bir kaleme sahip. Aslında tam olarak bir keşmekeşin içine saklanmış anları yakalayıp kelimelere sadelikle dökmek Betil’in yaptığı. Bunu da hiç lafı dolandırmadan yapıyor, öyküye başlar başlamaz o hikâyenin ortasında buluyoruz kendimizi. Sonra aslında hafızamızın bir köşesinde saklı olan bazı “an”ları, “koku”ları, “duygu”ları tekrar hatırlatıyor. Güneşli ama ayaz bir güne, uçakta bir yabancı ile konuşmanın gerginliğine, geride kapanmamış hesap bırakılan ayrılıklara, yeniden ayağa kalkmalara, bir yaz sıkıntısında içilen naneli limonatanın tadına yormadan, sade, incelikli öykülerle götürüyor. Ayrıca öyle büyük, çarpıcı sonlar beklemeyin, bu öyküler hayat gibi işliyor, kahramanın da yarınının kaldığı yerden devam edeceğini hissediyoruz.

Kitap on altı öyküden oluşuyor, uzunluk olarak da hepsi bir uyum içerisinde. Yol ve Kadın öyküsünün Yurdanur’u Doğum Günü Partisi öyküsünün Maya’sı, Müze öyküsünün Nilay Hanım’ı, Yabancı, Sen Kimsin? öyküsünün Ajda’sı, Karşılaşma öyküsünün Elif’i, Bir Pazar Günü Kadın Olma Hali öyküsünün annesi bana kadın kimliği üzerinden bildiğim, tanıdığım tüm kadınların endişelerini, kaygılarını, araflarını, çatışmaları ve tutkularını hatırlattı.
Yazarın bunu başarabilmesine bir kadının yazdıklarını okuduğumuz için çok şaşırmamanız normal, beni asıl şaşırtan ise Ben, Poyraz, Babamla Dört Hafta, Baba? öykülerindeki edebiyatın da en kadim konularından olan baba-oğul arasındaki o girift -zaman zaman çatışma, ikisi arasında söylenemeyenler, eninde sonunda babanın kaderinden oğluna miras kalanlar olarak terennüm eden- ilişkiyi ustalıkla işlemesiydi.
Parçalar ve Zerreler, hayatın ustalıkla öyküleri saklayan köşelerini dip bucak tarayarak okuyucunun göz hizasına getirebilme başarısına sahip bir kitap. O ilginç tanıdıklık hissi de tam buradan doğmakta…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.