Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

KararsızOkur // Kültüre kaynayıp artık bizimle yaşayan edebi canavarlar



Vasat
Toplam oy: 277

Korkularımızdan can bulup yine korkularımızla beslenerek yaşayan canavarlar; genelde hayvansal formlara insani özellikler eklenerek şekillendirilmişler – bazen insanlar gibi dik dururlar, bazen insana özel yüz ifadeleri taşırlar, bazen konuşurlar vesaire… İnsani özellikler; inandırıcılıklarını ve dolayısıyla etkilerini artırırken, kendileriyle ilintili korkuları da cisimleştirir. O korkulara hareket, karakter ve birer yüz verir. Canavar, gerektiğinde bir kahraman tarafından öldürülebilir, böylelikle ölümlü hale gelir – korkunun yenilmezlik büyüsü bozulmuş, zırhında delik açılmış olur. Hayvan-insan denklemi bazen de tersine döner; bazı korkular ruhu karartıp eskiden insan olanı canavarlaştırır. Bu defa insanlara hayvani özellikler eklenir – cadıların burunları karga gagasını anımsatır, Kont Dracula’nın yarasalarla bağlantısı aşikardır, Voldemort’un burunsuzluğu sürüngenlerle ilişkilidir vesaire… 


Tarih boyu yarattığımız canavarların bir kısmına hayatın dinamikleri değiştikçe ihtiyacımız kalmadı. Bazı canavarlar –Kiklop gibi– ilk kurgulandıkları halleriyle aramızda varlıklarını devam ettirirken, bazı canavarlar form değiştirerek yeni dünyaya adapte oldular. Hayat hızlanıp, karmaşıklaştıkça korkularımız da çeşitlendi ve yeni canavarlara ihtiyacımız oldu.  Bugün fikir dünyamızda dolaşan, dilimize sızan, korkularımızla kol kola yaşayan eski-yeni tüm canavarlar artık kültürümüzün parçaları. Mary Shelley’in 200. yaşını yeni kutlayan şahane canavarı; sevgisizlik korkumuzdan ve modernizm ile merkeze oturan insan aklının yaratabileceklerinin belirsizliğinden korkmamızdan beslenerek bugüne kanlı canlı ulaştı. Frankenstein’ın canavarının doğum gününü kutlarken, aramızda dolaşan diğer canavarları ve bu canavarların hayat bulduğu romanları KararsızOkur sayfasına taşıyalım ve bir hatırlatalım istedik.

 

 

Görselin yüksek çözünürlüklü hali için tıklayınız!

 

 


 

 

 

Çizimler: Onur Atay

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Arthur Schnitzler (1862-1931) ülkemizde az tanınmasına rağmen Alman dilinin en güçlü öykücülerinden biridir. Erken dönemde bilinç akışı tekniğini, iç monolog anlatım imkânını ustalıkla kullanan yazar, aşk ve ölüm üzerine derinlikli öyküler ortaya koyarken özellikle XIX. yüzyıl sonu Avrupa ve Viyana’nın çöküş dönemini belgelemiştir.

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Köklerimizi, kendi isimlerimizin yazdığı karton kahve bardaklarında aradığımız bugünlerde masallara, masallarımızı okumaya, dinlemeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var gibi görünüyor. Mesafenin kaybolduğu, ben ve öteki, özne ve nesne, gerçeklik ve görüntüler arasındaki sınırların tamamıyla birbirine karıştığı günümüzde, doğru yolu, kendi yolumuzu bulabilmek çok daha zor.

Yıllar önce Hatice Meryem’in İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar’ını okuduğumda bir hazineyle karşılaştığımın farkındaydım. Bu romanda “Sıradan Bir Eteğin Harikulade Geçmişi” başlıklı kısacık bir bölüm vardır. Bir eteğin satın alınışından toz bezine dönüşene değin geçirdiği sergüzeşti anlatır.

“Dışarıdan geçen her uçağa gözüm takılıyor. Şimdi ayaklarımın altına bir Boeing çakılsa… Yerden yükselen kara duman, duvarları eriten sıcak, patlayan pencereler, havasızlıktan boğulmak, panik, intiharlar, alevler içindeki merdivenlere doğru koşmak, gözyaşları ve çığlıklar, umutsuz telefon konuşmaları neymiş öğrenirdim. Oysa oldu bu. Bu olay oldu ve olanı anlatmak mümkün değil...”

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.