Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Kazuo Ishiguro'dan yazarlık üzerine öğrenebileceğiniz 5 şey




Toplam oy: 26

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü kazananı Kazuo Ishiguro çağımızın üretken isimlerinden de biri aynı zamanda. Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasıyla bir anda gündeme oturan Kazuo Ishiguro yazarlık serüveni boyunca verdiği birçok röportajda yazma süreçlerinden de sık sık bahsediyor. Ishiguro'nun yazma süreçleri hakkında söyledikleri genç yazarlar için de oldukça kıymetli. İşte Kazuo Ishiguro'dan yazarlık üzerine öğrenebileceğiniz 5 şey:

 

1. Türler arasında gezinmekten çekinmeyin.

 

Kazuo Ishiguro'nun kendisi de farklı türlerde eserler vermekten hoşlanan bir yazar. Gömülü Dev ile şövalyeler arasında gezinen yazar Beni Asla Bırakma ile distopik bir evrene götürür okurlarını. Yine de henüz yazarken hangi türde yazdığı konusunda emin olamıyormuş Ishiguro. "Yazarken ne olacağını bilmiyordum," diyor ünlü yazar. "Okurlar benim peşimden gelecekler miydi? Ne yapmaya çalıştığımı anlayacaklar mıydı, yoksa yüzeysel faktörler hakkında önyargılı mı davranacaklardı? Bunun fantazi türünde olduğunu mu söyleyeceklerdi?"

 

Yine de bu kuşkular yazarı yazmaktan alıkoymamış olacak ki bugün hem Gömülü Dev'i hem de Beni Asla Bırakma'yı okuma şansına sahibiz.

 

2. Kağıda ve kaleme daha dost canlısı davranın.

 

Kazuo Ishiguro romanlarının ilk taslaklarını kağıt ve kalem kullanarak yazmayı tercih ediyor. Bu tercihini ise şöyle açıklıyor Paris Review'a verdiği röportajda:

 

"İki masam var. Birinde yazmak için bir eğim var, diğerinin üzerinde de bilgisayarım duruyor. Bilgisayarım 1996'dan kalma ve internet bağlantısı yok. İlk taslak için eğimli masada, kalemle yazmayı tercih ediyorum. Benim dışımda kimse tarafından okunabilir olmasını istemiyorum. Kaba taslak büyük bir karmaşa. Stil ya da tutarlılıkla alakalı hiçbir şeye konsantre olamıyorum. Sadece her şeyi kağıda dökmem gerekiyor. Aniden daha önce yazdıklarımla uyuşmayan bir fikre kapılsam bile yine de yazıyorum. Sonradan geriye dönüp halletmek için bir not düşüyorum. Ondan sonra her şeyi planlıyorum. Bölümleri numaralandırıyorum ve yerlerini değiştiriyorum. Bu sırada ikinci taslağı yazıyorum, nereye gittiğime dair daha açık bir fikrim oluyor. Bu süre boyunca daha özenli bir biçimde yazıyorum."

 

 

3. Yazmak her zaman keyifli bir uğraş olmayabilir.

 

Her ne kadar Booker Ödülü, Whitbread Ödülü ve hatta Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış olsa bile Kazuo Ishiguro yazma eylemini her daim keyifli bir uğraş olarak görmüyor. Oxford'da yaptığı bir konuşmada kendisine sorular yazmayı nasıl bulduğu sorusuna yazamamaktan mustarip olanları oldukça rahatlatacak bir cevap veriyor Ishiguro: "Bu keyifli bir iş değil ama bunca zamandır da yaptığım bu. Her gün yazmam."


4. Mükemmel konsantrasyon için kendinizi soyutlayın.

 

Kazuo Ishiguro'nun Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı ilan edildikten sonra Ishiguro hakkında pek çok şaşırtıcı bilgi de tekrar gün yüzüne çıktı. Bu bilgiler arasında en dikkat çekicilerinden biri de Ishiguro'nun kendisine Booker Ödülü kazandıran romanı Günden Kalanlar'ı yalnızca dört haftada yazdığıydı. Ishiguro bu romanın ilk taslağını gerçekten de dört haftada yazmıştı ve bunu nasıl başardığını da açıklıyordu:

 

"(Eşim) Lorna ve ben bir plan yaptık. Dört hafta boyunca günlüğümü acımasızca temizleyip biraz gizemli bir şekilde 'Çarpışma' olarak adlandırdığımız şeyi sürdürecektim. Çarpışma boyunca sabah dokuzdan akşam ona kadar yazmak dışında bir şey yapmıyordum, pazartesiden cumartesiye dek. Öğlen yemeği için bir saat, akşam yemeği içinse iki saat boşluğum vardı. E-postalar da dahil hiçbir şeyi yanıtlamıyordum, telefonumu yakınımda bulundurmuyordum. Eve kimse gelmeyecekti. Lorna, yoğun programına rağmen, bu süre boyunca yemek pişirmeykle ve evle ilgili sorumluluklarımı üzerine aldı. Bu sayede, umduğumuz gibi, sadece niceliksel olarak daha fazla işi tamamlamakla kalmayıp, kurgusal dünyamın gerçek dünyadan daha gerçekçi olduğu zihinsel bir duruma eriştim."

 

5. Deponuzu tamamen boşaltmayın.

 

Her ne kadar kendizini sayfalar dolusu yazabilecek gibi hissetseniz de yazma sürecini devam ettirebilmek için bazen kalemi kağıdı elinizden bırakmak gerekir. Sadece Kazuo Ishiguro'nun değil, başta Ernest Hemingway olmak üzere birçok yazarın da uyguladığı bir yöntem bu.  Kazuo Ishiguro bu konudaki yaklaşımını şöyle ifade ediyordu:

 

"Her gün yazmıyorum, projede bulunduğum yere bağlı. Kaba taslak üzerinde çok uzun çalışırsam zarar verici olur. Günde 5-6 sayfa daha fazla yazarsam sonrasında ortaya koyduğum iş kendi standartlarımın altında olur. Eğer kendimi dizginlemezsem kafa karıştırıcı olur. Tıpkı caz müzisyenlerinin en iyi işlerini çıkarıp sonra tüymesi gibi."

 

 


 


 

 

Kaynak: Medium

 

Görsel: Güneş Engin

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sözcüklerin Farklı  Rotası: Deli Bal

Bir dönem fazlasıyla popüler olan anket defterlerinin tarihi hayli gerilere dayanıyor aslında. Ünlü Fransız yazar Marcel Proust henüz 13 yaşındayken de bir hayli popülermiş bu defterler. Öyle ki 13 yaşındaki Proust böyle bir defter satın alıp içindeki İngilizce soruları yanıtladıktan sonra arkadaşı Antoinette Faure’a doğum günü hediyesi olarak vermişti.

Koleksiyoncular, eski yayıncılar ve üreticilerle konuşursanız eğer, benzer yorumlar duyarsınız; Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının altın çağının 1955-1975 yılları arasında yaşandığına inanılır. Sonrasında satışların düştüğü, doksanlı yılların başında kaybolma raddesine geldiği anlatılır.

Edebiyat ve felsefe deyince akla ilk olarak dilin kıvraklığı ile düşüncenin keskinliği bir araya gelse de, arka planda sıklıkla aşk hikayesi görürüz. Ustaca ve birikimle yazılan mektuplar oluşturur bu hikayeyi. Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da aşk mektuplarıyla bilinen isimlerden.

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. Öyleyse soruyoruz:  Siz Jules Verne'i niçin okuyorsunuz?

 

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.