Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

KuşBakışı // Armağan Tunaboylu'nun masasından




Toplam oy: 81

Elinize aldığınız romanın bir köşesinde onun “Bir Metin Çakır polisiyesi” olduğu yazıyorsa merakınızı her zaman diri tutacak, temposu hiç düşmeyen, çoğunlukla kahkahalar atarak okuyacağınız bir polisiye okumaya hazırsınız demektir. Kendisine böylesine alışmışken, Metin Çakır bir ara bizleri korkutmuş, ancak beşer yıl arayla görüşebilmiştik. Ama Armağan Tunaboylu’nun kapısını çaldığımızda, yeni bir “Metin Çakır polisiyesi”nin müjdesini de almış olduk.

 

 

 

(Fotoğrafı büyütmek için tıklayınız.)

 

İşte bu masadan çıkmış bir metin. Armağan Tunaboylu’nun halen üzerinde çalıştığı, Metin Çakır’ın beşinci macerası olacak “Park Cinayetleri”nden tadımlık bir bölüm:


O güzelim koltuğumdan kalkıp kızların önünde volta atıyorum. Hepsi yusufçuk atıyor. “İçerideki lombak da kim?” Cevap olarak bol elektrikli bir hava, havada elektrik kıvılcımları uçuşuyor, cızt mızt yapıyor ama ses seda yok. Falçatanın hâlâ elimde olduğunu fark ediyorum. Allah’tan konuşurken çokça elimi kolumu sallamıyorum. Yoksa birkaç sermayeyi daha emekliye ayırırdım istemeden.


Aynı soruyu tekrarlıyorum aynı cevabı alacağımı bile bile. Aynı cevabı alıyorum. “O zaman…” diyorum, “ben de gider kendisine sorarım. O da sizin gibi sesini çıkarmazsa kulaklarıyla başlarım budamaya.”


Bir anda kıyamet kopuyor. Kızlar ayağa fırlayıp bağrışıyorlar: “Ağbi hayır… Ağbi n’olur… Ağbi elini ayağını öpeyim… Ağbi sakın ha…” Demin ağlayarak odaya kapanan Fulya koridora çıkmış: “Cesedimi çiğnemeden geçemezsin,” diye ağlıyor. Ablavut biliyor ki cesedini çiğnemem hiç de problem değil. Ama bütün kızlar elimi ayağımı tutup ağlayıp zırlamaya başlayınca duruyorum. Ben durunca sessizlik oluyor, etrafımdan bir metre çekiliyorlar. Büşra çekingen bir halde çıkıyor ortaya: “Ağbi bu çocuk göstericilerden, polis kovalayınca mahalleye kadar kaçtı, mahallenin erkekleri de onları sopalarla kovalayınca kendini can havlıyla buraya attı. Başta çık mık dedik ama çok korkmuştu, sonra acıdık burada kalmasına izin verdik. Zaten olaylar yüzünden kaç gündür tek müşteri gelmiyor. Kaldı burada. Biz de bakıyoruz.” Sanki matah bir şey yapmışlar gibi birbirlerine bakıp sırıttılar.


Gene ayağa kalkıp sessizliği sağladım: “Ulan antinler, süt verip besleyeceğiniz kedi yavrusu mu bu? Bakıyorlarmış. Ulan sizin kendinize bakacak haliniz yok. Benim sayemde şurada iş tuttunuz da eliniz ekmek tuttu.”

 

 

 

 


 

 

 

Fotoğraflar: Pelin Ulca

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Tam güneş tutulmasına şahit olmak bir kişinin ömründe sayılı kez gerçekleşebilecek bir durum.

Sinema, öncelikle bir hikaye anlatma sanatı; ve hikayenin nasıl anlatılacağı, hikayenin kendisinden daha önemli de olabiliyor çoğu zaman.

2012 yılında kurulan Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi, Türkiye'de kreatif sanatlarla ilgili geniş kapsamlı ve güncel bir koleksiyona sahip ilk özel kütüphane olma özelliğini taşıyor.

Kitap tutkunları için, dikkat dağıtıcı her şeyden ve herkesten azade bir şekilde, kitaplarıyla aralarına hiçbir şey girmeden geçirdikleri zaman kadar kutsal olan bir şey varsa, o da kütüphanelerdir herhalde.

Richard Kreitner, Amerika’yı bir uçtan diğerine kat eden yolculuklara takıntı derecesinde ilgi duyan bir yazar. Amerika’yı, tarihi, insanı ve edebiyatıyla hakiki biçimde anlamak için, Beat Kuşağı’nın miras bıraktığı geleneği devam ettirip, arabaya atlayarak  küçük büyük demeden kasaba kasaba seyahat etmek gerektiği görüşünü paylaşan onun gibi pek çok isim var elbette.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.