Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

KuşBakışı // Hakan Bıçakcı'nın masasından...




Toplam oy: 527
Hakan Bıçakcı üretken, düzenli yazan bir yazar. Kitaplarının yanı sıra, ismine her ay çeşitli dergilerde de sıklıkla rastlıyoruz, yazılarını takip ediyoruz. Yeni romanı için de çalışmalarına başlamış bile. (Masasında, üzerine notlar alınmış A4 yığınını biraz temizledik!)

 

(Büyütmek için tıklayınız.)

 

İşte bu masadan çıkmış bir metin; Hakan Bıçakcı’nın henüz plan aşamasındaki yeni romanı için aldığı ilk notlardan:

 

 

“Hava çok güzelmiş değil mi bugün babaanne?”


“Güzel ya. Çok güzel hem de. Hangi aydayız biz şimdi?”

 

Babaannemin biraz da laf olsun diye sorduğu bu basit sorunun cevabını bilemedim. Bir an için hatırlayamadım hangi ayda olduğumuzu. Günlerden pazartesi olduğunu biliyordum ama ayla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Düşünmeye çalıştıkça iyice karıştı kafam. Hangi ayda olduğumuzu bilemediğim gibi ayların isimleri de manasızlaşarak birbirine girmişti aklımda. Harfler rüzgârla uçuşarak, güneşle eriyerek, karla kaplanarak okunamaz olmuştu. Hatırlayamıyordum. Babaannem üstelemedi. Büyük ihtimalle geciken cevap yüzünden sorusunu unutmuştu. Yine de bundan emin olamıyordum. Belki de nefesini tutmuş yanıt bekliyordu. Aramızdaki sessizlik ilk defa rahatsız edici olmuştu. Zamandan muaf bir yavaşlıkla yan yana yürümeye devam ettik. 


Panik halinde düşünmeyi bıraktığım an cevap kendiliğinden geldi. Nisan ayındaydık. Tuhaf olan, hatırlayınca takvim üzerindeki yerimi bulup rahatlayacağıma içimdeki manasızlık hissinin devam etmesi oldu. Babaanneme baktım. Güneşin iyice buruşturduğu yüzü uzaklara dönmüştü. Sorusu zaman aşımına uğradığı için hangi ayda olduğumuzu söylemekten vazgeçtim.

 


 

 

 


 

 

* Fotoğraflar: Pelin Ulca

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.