Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Mary Shelley'den yaratıcılık üzerine




Toplam oy: 62

Yaratıcılık üzerine sık sık yazan Oliver Sacks, The River of Consciousness adlı kitabında şöyle der: “Yaratıcılık yalnızca bilinçli bir idmanı değil, bilinçdışı bir hazırlanma sürecini de kapsar. Bu bir kuluçka dönemidir. Size ilham veren, sizi etkileyen unsurları özümsemek ve onları yeni bir nizam dahilinde sentezlemek için bilinçdışı mekanizmalar elzemdir.”

Rainer Maria Rilke de, Sacks’ten yüzyıl kadar yaratıcılık üzerine söz söyleyen isimlerdendir. Rilke’ye göre, ilham ve etkilenme haznemiz ne kadar genişse, oradan çıkacak sentez de o oranda ilgi çekici olur.

 

Mary Shelley portresi (Samuel John Stump, 1831 )

 

Rilke’den de önce, bu konuya kafa yoran yazarlardan biri Mary Shelley’dir (1797-1851). Shelley, ölümsüz eseri Frankenstein’ın 1831 yılındaki baskısına yazdığı önsözde, yaratıcı olmanın ne anlama geldiğini sorguladığı bir pasaja yer verir.

 

“Her şeyin bir başlangıç noktası olmalı ve o başlangıç noktası da geçmişle bağ kurmalı. Şunu alçakgönüllülükle kabul etmeliyiz ki, yeni şeyleri mutlak bir boşluğun içinde yaratmayız; kaosun içinden çekip çıkarırız. (...) yaratırken karanlık, şekilsiz nesnelere bir form verilebilir, ancak nesnenin kendisi var edilemez. Söz konusu şey, ister bir keşifle, ister bir icatla, isterse de hayal gücüyle ilgili olsun, onları bulmak ne denli kolay gözükürse gözüksün aslında muazzam bir güçlük barındırır. Yaratmak dediğimiz eylem, var olan durumu en iyi şekilde süzüp, ona yeni bir şekil vermekle ilişkilidir.”

 

2017 yapımı Mary Shelley adlı filmden

 

Shelley'nin kadın yazar olarak 1800'lerin başında Frankenstein gibi zamanının ötesinde bir metni yayımlatmaya çalışırken yaşadığı güçlükleri ve büyük aşk yaşayacağı Percy Bysshe Shelley ile tanışmasını anlatan dönem filmi Mary Shelley bu hafta ülkemizdeki salonlara konuk oluyor.  Yazarın hayatına ve düşünce dünyasına daha yakından bakmak için, çok da özgün bir sese sahip olmayan bu biyografik filmin yerine doğrudan yazarın metinlerine dalmak daha iyi bir fikir gibi duruyor.

 

 

 

AB

 

 

 

 


 

 

Kaynak: Brainpickings

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Ölüm fazla kesindir; bütün sebepler onun tarafında bulunur.” E. M. Cioran

 

Müslüm filminin başındaki bir sahne, popüler müzik türlerinde yaygın olan şarkıyı yüksek sesle, âdeta bağırarak okuma modasının ve aynı zamanda arabeskin Batı müziğinin ötekisi olarak gösterilmesi durumunun tersine ışık tutuyor gibidir. Öyle ki sanki bu ışık belli olsun diye Müslüm Gürses dinleyicisinin karşısına çıkarken elektrik kesiliyor.

Filmlerinde değişen, kentleşen, modernleşen Japonya’ya dair arka planda sunduğu nefis detaylarla farklı bir sineması var Yasujiro Ozu’nun. “Geç Gelen Bahar” (1949), “Erken Gelen Yaz” (1951) ve “Tokyo Hikâyesi”ni (1953) muhakkak görün isterim. Ama Japon Sineması’nda keşfedilmesi gereken Ozu haricinde de çok nitelikli yönetmenler var. Miyazaki’yi şahane animasyonları vesilesiyle duymuşsunuzdur.

Mizah unsuru çocuklar için vazgeçilmez ve ilgi çekici konuların başında gelir. Okurken kahkaha atmayı sever her çocuk. Tabii bir yazar onu güldürmeyi başarabilirse… Ülkemizde çocuklara kaliteli mizahı edebiyatla harmanlayarak sunan kitap sayısı çok fazla değil. İngiliz yazar David Walliams çocuk kitaplarına mizah katma becerisiyle dünyanın en çok okunan yazarlarından birisi.

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.