Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

NesneKitap // Kağıtlardan defterlere, defterlerden kitaplara...




Toplam oy: 714
Teksir kağıtlarından, iş ajandalarından ya da okul defterlerinden, bloknotlardan kopartılmış sayfalardan, arkası kullanılan bilgisayar çıktılarından ibaret bir kitap tutuyorum elimde.

Kitaba bir nesne olarak da düşkün olanların, genel olarak kırtasiyeye de hep farklı bir gözle baktıklarını iddia edebiliriz gibi geliyor bana. Tutkunun boyutu ve yönelimi farklı olabilir ama mutlaka vardır sanki. Kurşunkalemlerden vazgeçemeyenler ya da illa dolmakalemlerin peşine düşenler; renk renk, çeşitli şekillerde silgi biriktirenler; kalemden çok kalemtıraşa sahip olanlar; kareliye mi, çizgiliye mi, düz olanlara mı daha rahat yazdığına karar veremeyenler; defterlerinin sayısını artırmak için okul sezonunun açılmasını bekleyen “eski mezun”lar... Bu saydıklarımızı bir hayli uçlara doğru sürüklemek de mümkün üstelik, akla hayale gelmeyecek düşkünlüklerin sonu yok!


Kırtasiye ürünlerini ayırt etmeksizin sevmemi, çocukluğuma inerek, zamanında bir kırtasiyede uzun yıllar çıraklık etmiş olmama bağlıyorum. Ama kağıtların hep daha özel bir yeri olmuştur gözümde. Nerede o eski kağıtlar, diyecek kadar hatta. (Gerçekten de o eski sarı saman kağıtlara ulaşmanın artık ne kadar zor olduğunu biliyor musunuz!) Şimdi de teksir kağıtlarından, bir zamanlar bakkallarda mektup kağıdı diye satılan kağıtlardan, iş ajandalarından ya da okul defterlerinden, bloknotlardan kopartılmış sayfalardan, arkası kullanılan bilgisayar çıktılarından ibaret bir kitap tutuyorum elimde. Aslında hiç yayımlanmamış olması gereken bir kitap.

 


Nilgün Marmara’nın “defterler”i ve “kağıtlar”ı yayımlandı yakın bir zaman önce Everest Yayınları’ndan; tasarımında Bülent Erkmen imzası olan iki özel baskı olarak... Her iki kitabın da bir tarafında orijinal sayfanın fotoğrafı, karşı tarafında ise o sayfanın dökümü yer alıyor. Açıkçası ben orijinal sayfalardan okumaya çabaladım daha çok, hiç yayımlanmamış olması gereken kitaplar olduklarını da aklımın bir köşesinde her daim tutarak; diğer bir deyişle, Marmara’nın gün gelip başkaları tarafından okunacağını hiç düşünmeden yazdığını unutmadan...


Bir ajanda sayfasına, kırmızı bir kalemle şöyle yazmış: “Ben bir duvara bakıyorum, ince küçük ağaçlar yapışmış üzerine, tek tük kızıl yapraklar neredeyse gizlenmiş, gizletilmiş gibi. Duvar soğuk, üşüyor ve üşütüyor (...)”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.