Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

New York Halk Kütüphanesi’nde görebileceğiniz en tuhaf "yazar yadigarları"




Toplam oy: 53

New York Halk Kütüphanesi’nin namını duymak için kenti ziyaret etmeye gerek yok. Burası tüm dünyadaki en aktif kütüphanelerden biri.

 

1940 yılında Albert Berg tarafından kuruma bağışlanan Berg Koleksiyonu’nu kütüphanedeki diğer koleksiyonlardan ayıran bazı özellikler var. Öncelikle bu bölümü yalnızca randevu alarak ziyaret edebiliyorsunuz. Burası ABD’nin en zengin “ilk baskı” koleksiyonuna sahip. Binlerce elyazması, orijinal kopya, mektup ve yazar notu da cabası.

 

 

Ancak burayı özel kılan asıl koleksiyon “edebi nesneler”den oluşuyor. Nesne derken neyi mi kastediyoruz? Ünlü yazarlardan kalan, onların gündelik hayatlarına dair fikir veren “kıymetli nesneler”... Aslına bakarsanız açıklaması zor, ancak örnek verebiliriz:

 

  • Jack Kerouac’ın üzerine kendi kanıyla BLOOD (“KAN”) yazdığı bir kart, çakısı, çakmağı, piposu, ayakkabıları...
  • Charlotte Brontë’nin -içinde saçının bir buklesinin de yer aldığı- yazı masası
  • Walt Whitman’ın saçı
  • Virginia Woolf’un koltuk değneği
  • Vladimir Nabokov’un kelebek çizimleri
  • Faulkner'ın hayli erotik denebilecek çizimleri
  • Charles Dickens'ın özel kalem seti
  • Mark Twain'in kalemi ve yuvarlak çerçeveli gözlüğü
  • E.E. Cummings’in “ölüm maskesi”*


*Farklı kültürlerde farklı amaçlar için kullanılabilen “ölüm maskesi”, Antik Mısır’da mumyalama sürecinin bir parçasıydı. Orta Çağ’da ise ölümden sonra yapılacak heykellere model olması için uygulanıyordu. Ayrıca bazı kültürlerde cenazede takılmak üzere de ölüm maskesi hazırlanıyordu.

 

 

 

AB

 

 

 


 

 

 

Kaynak: Bookstr 

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir ateşin başına toplanıp hikâyeler dinlemeye başladığımızdan bu yana doğaüstü kahramanlar ve onların mucizevi maceraları hayallerimizi süslüyor. Arkaik insan için hikâyelerdeki mucizeleri yaşadığı dünyaya dâhil etmek son derece olağanken modern insanın tarih ve bilim ile kurduğu ilişkinin, büyülü zamanlarla olan bağını kopardığına inanılır.

Yu Hua! Onu, bir romanının isminden mülhem modern Çin edebiyatının Kanını Satan Adam’ı olarak isimlendirebiliriz. Zira memleketinden uzaklarda, sürgün hayatı yaşayıp damarlarındaki hınzır hikâyeleri damıtarak yaşaması zor bir iş olsa gerek. Ne de olsa insanlar için kan neyse yazarlar için hayal odur.

 

Kadim zamanlardan beri “yalan” her din, her inanış ve her dünya görüşünce lanetlenmiştir. Tarihte yalanı hoş gören bir kavme denk gelmek mümkün değildir. Yine de insanın olduğu her yerde ve zamanda yalan “kullanılan” bir araçtır. Kimi zaman gerekmese bile yalan söyler insanlar. Yalanın yüzü insana daha sıcak, daha parlak görünür çoğu zaman.

 

Mad Max (2015), kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyanın kendi başına bir savaşçısı olan mücadeleci Max’ın muhtelif maceralarından oluşan macera-aksiyon türünde bir video oyunu. Kum altında kalmış havaalanlarından (Underdune), metro istasyonlarına; dağ, vadi diplerinden çok tuhaf yaylalara çeşit çeşit kamplarda efsane arabamız Magnum Opusla geziyoruz.

Çocukluğumun üç senesi Sivas’ın Gürün ilçesinin Çelikhan/Yazyurdu kasabasında geçti. Sekiz ile on yaşlarımdı bunlar. 1982-1985. Bunun öncesinde veya sonrasında köy, kasaba gibi yerlerde yaşamamıştım. Dolayısıyla hayatımın bu üç senesi, bana her zaman olağanüstü gelmiştir. İnanılmaz. Uzak. Yaşanmamış gibi. Ürkütücü. Masalımsı. Büyülü. Zorlu.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.