Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Sylvia Plath’in hayatında iz bırakan 10 şey




Toplam oy: 122

1) İlk şiiri 8 yaşındayken yayımlandı
1941 yılında Boston Herald’da yayımlanan şiirin başlığı “Poem”, yani Şiir’di. Yazarın alametifarikası olan karanlık metinlerden çok farklı, kısa ve neşeli dizeler bunlar.

 

2) Aynı zamanda bir ressamdı
Aslına bakarsanız, İngiliz edebiyatı okumadan öne Smith College’da sanat eğitimi aldı. Onun imzasını taşıyan kolajlarda ve çizimlerde soyut sanat temayülleri özgün şekilde kendini belli eder. Plath’in çalışmaları bir süredir Washington’daki Smithsonian Ulusal Galerisi’nde sergileniyor. Sergi 20 Mayıs 2018’e kadar ziyaretçilere açık olacak.

 

 



3) 12 yaşındayken 160 civarında bir IQ’ya sahipti
Eğer bir referans noktasına ihtiyacınız varsa, IQ'su140’ın üzerindekilerin dâhi olarak değerlendirildiğini bilmek kâfi. Plath, tüm eğitim hayatı boyunca özel yeteneklere sahip olduğu belli olan bir öğrenciydi. Sayısız burs ve ödül kazandı.



4) 8 yaşındayken babasını kaybetti
Otto Plath şeker hastasıydı ve gerekli tedaviyi alamadığı için bir ayağını kaybetmiş, daha sonra oluşan komplikasyonlar sonucu yaşama veda etmişti. Genç yaşta babasını kaybetmek Sylvia Plath’in üzerinde derin bir etki bıraktı. İlerleyen yıllarda, pek çok şiirinin ilham kaynağı babası olacaktı. En çok bilinen şiirlerinden “Daddy” (Babacığım) de bunlardan biri.

 

 

 

5) Fulbright kursu kazanmıştı
Plath bu prestijli ödül sayesinde İngiltere’deki bir üniversiteden, Cambridge’deki Newham College’dan kabul almıştı. Burada, edebiyat alanında o dönem hayli saygı duyulan İsrailli bir akademisyen olan Dorothea Krook’un yanında çalıştı. Plath, Cambridge’de geçirdiği yıllar boyunca yazmayı sürdürdü ve yazları Avrupa’da seyahatlere çıktı.



6) Evlilik tarihi olarak Bloomsday’i seçti
James Joyce’un Ulysses’i Plath için büyük bir öneme sahipt. Evleneceği tarih olarak Bloomsday, yani tek bir günde geçen Ulysses’te Harold Bloom'un Dublin sokaklarını  arşınladığı 16 Haziran’ı seçmesi tesadüf değildi. Plath, şair Ted Hughes ile Cambridge’deki bir partide tanıştı. İki yazar 16 Haziran 1956’da evlendi. Sorunlu bir evlilik onları bekliyordu. Yıllar sonra ortaya çıkacak mektuplar, Hughes’ün Plath’e şiddet uyguladığını ortaya koyacaktı.

 

 



7) Sırça Fanus yayınevi tarafından reddedilmişti
Plath, New York’taki Harper&Row yayınevinden (ki bu yayınevi daha sonra Harper&Collins’e dönüşecekti) Sırça Fanus’u yazmak üzere 2 bin dolarlık bir ödeme aldı. Metni bitirip yayınevine teslim ettiğinde, editörlerden biri, Sırça Fanus’u şöyle tanımladı: “bir hayal kırıklığı... ergence ve fazlalıklarla dolu.” Roman nihayetinde Britanya’da kendine bir yayınevi buldu ancak Plath yaşadığı dönemde kitabın ABD’de yayımlandığını göremedi.

 

 

8) Sırça Fanus’u Victoria Lucas müstear ismiyle yayımlattı
Plath’in yarı otobiyografik romanı Sırça Fanus İngilterede müstear isimle yayımlandı. Ancak Plath’in intiharından 3 yıl sonra, 1966’da roman ilk kez  onun ismiyle basıldı. Yakın arkadaşlarından biri, Plath’in kendi ismini annesini üzmemek adına koymadığını ileri sürdü ve romanın müstear isimle yayımlanmaya devam etmesi gerektiğini savundu. Plath’in annesi, Sırça Fanus’un ABD’deki baskılarında yazarın gerçek isminin yer almasına 1971 yılına dek izin vermedi.

 

9) Plath klinik depresyon teşhisiyle elektroşok tedavisi gördü
Sırça Fanus’ta anlattıklarıyla kendi hayatı arasındaki paralelliklerden biri de elektroşok terapisi görmesiydi. O dönemde elektroşok tedavisi kabul gören bir yöntemdi. Depresyon nedeniyle pek çok kez hastaneye yatırılmıştı. İlk elektroşok tedavisini 20 yaşında, bir intihar teşebbüsünün ardından gördü. Robert Lowell, Anne Sexton, David Foster Wallace, James Taylor, and Ray Charles gibi isimler gibi o da Massachusetts’teki Maclean Hastanesi’nde tedavi gördü.

 

10) Daha önce W.B. Yeats’in oturduğu bir evde yaşadı
Plath’in yaşadığı son daire daha önce 20. Yüzyılın en önemli şairlerinden birine, İrlandalı W.B. Yeats’e aitti. Plath, 1963 yılında intihar ederek yaşamına bu evde son verdi. Londra’da Fitzroy Road’daki bu adres artık herkes tarafından biliniyor.

 

 

 

 


 

 

Kaynak: Bustle

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimelerle ilişkimi şöyle tarif edebilirim; ‘Kelimelerin kalbi’ne şiir yazarak girmek... Tanpınarca söylersem ben de önce kelimeleri öğreniyorum, sonra da yaşadıkça anlamlarını. Ve şu: Bazı kelimeleri işaret ettikleri şeyden daha çok seviyorum.

 

 

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.