Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Tiryakiliğin Bilimkurgusu




Toplam oy: 4
Müfit Özdeş, bilimkurgunun Türkçedeki öncü ismi değil elbette. Ancak uzun zaman dilimizdeki bilimkurgu semasının en parlak yıldızı olmuş bir isim. Distopya, masal veya her ne yazdıysa hakkını vermeyi başarmış.

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Özdeş, bilimkurgunun Türkçedeki öncü ismi değil elbette. Ancak uzun zaman dilimizdeki bilimkurgu semasının en parlak yıldızı olmuş bir isim. Öyküleri çok çeşitlilik gösteriyor. Tam anlamıyla bilimkurgu diyebileceğimiz metinleri de var, epik fanteziye daha çok yöneldiği öyküleri de. Her ne yazdıysa Türkçenin lezzeti ile temanın yabancılığını çok iyi kaynaştırmış ve kekre değil keyifle okunacak öyküler kaleme almış bir yazar o. Distopya, ironi, masal veya her ne yazdıysa hakkını vermeyi başarmış.

 

En azından şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Neyi açıkça anlatacağını, neyi okurun kararına bırakacağını bilen bir yazar Özdeş. Gizli bir silah olarak nakledilirken İstanbul’da bir kaza sonucu açığa çıkan “Vesvese Gazı”nın şehrin insanlarına etkilerini anlatan öykü mesela. Gerçekten İstanbul’da yaşanabilecek bilimkurgu öyküsünün nasıl olabileceğine dair güzel bir tecrübe bence.

 

Krrçiysk adlı öykü her ne kadar gezegeni başka bir gezegenin besi çiftliğine, insanları da beslenme kaynağına dönüştürmeyi hedeflese de kullandığı yöntemler FETÖ’nünkülere ne kadar çok benziyor. Yani sonuçları itibariyle olmasa da gidiş yolu besbelli kolektif hafızamıza atıf yapan bir öykü Krrçisyk.

 

ÇAĞRIŞIM GÜCÜ YÜKSEK PARODİLER

 

Karl Marks’ın “düşünülmeyecek kadar eski tarihlerde yaşamış” Kıral Markıs adında bir peygamber olması gibi çağrışım gücü yüksek parodilere imza atan Müfit Özdeş’in, Çirkin Prenses gibi öyküden ziyade nükteye benzeyen nispeten zayıf metinleri de var. Ancak onları da buluşlarının parlaklığının hatırına okumak mümkün.

 

Beri yandan Firar, Son Tiryaki ve Yeraltı İnsanları adlı öykülerin birer sinema filmine uyarlanmamış olmasının bize bir ayıp olarak yeterli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hele hele Yeraltı İnsanları’nın bir roman olarak kaleme alınmamış olması da Özdeş’in ayıbı olarak geçti bence edebiyat tarihine. (Ayıp kelimesi taşıdığı öznellikle eleştiri diline uygun bir ifade değil farkındayım. Bunu da “okur serzenişi” kategorisinden kabul etmenizi rica ediyorum.)

 

İLHAM VERİCİ BİR KİTAP

 

Aslında bu yazıya, “İlk kitabı Son Tiryaki 1996’da yayınlanan bilimkurgu yazarı Özdeş’in bilmem kaçıncı kitabı yayınlandı” cümlesiyle başlamak isterdim. Ancak bunun yerine yazıyı “İlk baskısı 1996’da yapılan Son Tiryaki’ye 60 sayfa ve dokuz yeni öykü daha eklenmiş” cümlesiyle bitirmek zorunda kaldım.

 

Evet, aradan 22 sene geçmiş. Kitaba da üçte biri kadar bir ilave yapılmış. “Maksat eserse mısraı berceste kâfidir” diyen dünyaya da yabancı değilim. Bütün bu gerçekler Özdeş’in okuyamadığım kitaplarını düşünmeme engel olmuyor. Yine de bu “Son Tiryaki”nin kıymetini azaltmıyor elbette…

 

Taşıdığı bazı handikaplara rağmen güzel ve ilham verici bir kitap “Son Tiryaki”...

 

 

SON TİRYAKİ
Müfit Özdeş

METİS YAYINCILIK 2018

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Köklerimizi, kendi isimlerimizin yazdığı karton kahve bardaklarında aradığımız bugünlerde masallara, masallarımızı okumaya, dinlemeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var gibi görünüyor. Mesafenin kaybolduğu, ben ve öteki, özne ve nesne, gerçeklik ve görüntüler arasındaki sınırların tamamıyla birbirine karıştığı günümüzde, doğru yolu, kendi yolumuzu bulabilmek çok daha zor.

Yıllar önce Hatice Meryem’in İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar’ını okuduğumda bir hazineyle karşılaştığımın farkındaydım. Bu romanda “Sıradan Bir Eteğin Harikulade Geçmişi” başlıklı kısacık bir bölüm vardır. Bir eteğin satın alınışından toz bezine dönüşene değin geçirdiği sergüzeşti anlatır.

“Dışarıdan geçen her uçağa gözüm takılıyor. Şimdi ayaklarımın altına bir Boeing çakılsa… Yerden yükselen kara duman, duvarları eriten sıcak, patlayan pencereler, havasızlıktan boğulmak, panik, intiharlar, alevler içindeki merdivenlere doğru koşmak, gözyaşları ve çığlıklar, umutsuz telefon konuşmaları neymiş öğrenirdim. Oysa oldu bu. Bu olay oldu ve olanı anlatmak mümkün değil...”

Yazdığı romanlar ya da şiirlerle ün kazanmış birçok yazarın, biri kadim diğeri modern bu iki tür arasında sıkışıp kalmış ve bir türlü hak ettiği yeri tam olarak bulamamış olan öykü türünde de eserler verdiğini biliyoruz. Fakat, eğer bir yazar sadece öykü türünde eserler vermemişse, çoğu zaman öyküleriyle anılmaz.

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.