Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Tiryakiliğin Bilimkurgusu




Toplam oy: 9
Müfit Özdeş, bilimkurgunun Türkçedeki öncü ismi değil elbette. Ancak uzun zaman dilimizdeki bilimkurgu semasının en parlak yıldızı olmuş bir isim. Distopya, masal veya her ne yazdıysa hakkını vermeyi başarmış.

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Özdeş, bilimkurgunun Türkçedeki öncü ismi değil elbette. Ancak uzun zaman dilimizdeki bilimkurgu semasının en parlak yıldızı olmuş bir isim. Öyküleri çok çeşitlilik gösteriyor. Tam anlamıyla bilimkurgu diyebileceğimiz metinleri de var, epik fanteziye daha çok yöneldiği öyküleri de. Her ne yazdıysa Türkçenin lezzeti ile temanın yabancılığını çok iyi kaynaştırmış ve kekre değil keyifle okunacak öyküler kaleme almış bir yazar o. Distopya, ironi, masal veya her ne yazdıysa hakkını vermeyi başarmış.

 

En azından şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Neyi açıkça anlatacağını, neyi okurun kararına bırakacağını bilen bir yazar Özdeş. Gizli bir silah olarak nakledilirken İstanbul’da bir kaza sonucu açığa çıkan “Vesvese Gazı”nın şehrin insanlarına etkilerini anlatan öykü mesela. Gerçekten İstanbul’da yaşanabilecek bilimkurgu öyküsünün nasıl olabileceğine dair güzel bir tecrübe bence.

 

Krrçiysk adlı öykü her ne kadar gezegeni başka bir gezegenin besi çiftliğine, insanları da beslenme kaynağına dönüştürmeyi hedeflese de kullandığı yöntemler FETÖ’nünkülere ne kadar çok benziyor. Yani sonuçları itibariyle olmasa da gidiş yolu besbelli kolektif hafızamıza atıf yapan bir öykü Krrçisyk.

 

ÇAĞRIŞIM GÜCÜ YÜKSEK PARODİLER

 

Karl Marks’ın “düşünülmeyecek kadar eski tarihlerde yaşamış” Kıral Markıs adında bir peygamber olması gibi çağrışım gücü yüksek parodilere imza atan Müfit Özdeş’in, Çirkin Prenses gibi öyküden ziyade nükteye benzeyen nispeten zayıf metinleri de var. Ancak onları da buluşlarının parlaklığının hatırına okumak mümkün.

 

Beri yandan Firar, Son Tiryaki ve Yeraltı İnsanları adlı öykülerin birer sinema filmine uyarlanmamış olmasının bize bir ayıp olarak yeterli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hele hele Yeraltı İnsanları’nın bir roman olarak kaleme alınmamış olması da Özdeş’in ayıbı olarak geçti bence edebiyat tarihine. (Ayıp kelimesi taşıdığı öznellikle eleştiri diline uygun bir ifade değil farkındayım. Bunu da “okur serzenişi” kategorisinden kabul etmenizi rica ediyorum.)

 

İLHAM VERİCİ BİR KİTAP

 

Aslında bu yazıya, “İlk kitabı Son Tiryaki 1996’da yayınlanan bilimkurgu yazarı Özdeş’in bilmem kaçıncı kitabı yayınlandı” cümlesiyle başlamak isterdim. Ancak bunun yerine yazıyı “İlk baskısı 1996’da yapılan Son Tiryaki’ye 60 sayfa ve dokuz yeni öykü daha eklenmiş” cümlesiyle bitirmek zorunda kaldım.

 

Evet, aradan 22 sene geçmiş. Kitaba da üçte biri kadar bir ilave yapılmış. “Maksat eserse mısraı berceste kâfidir” diyen dünyaya da yabancı değilim. Bütün bu gerçekler Özdeş’in okuyamadığım kitaplarını düşünmeme engel olmuyor. Yine de bu “Son Tiryaki”nin kıymetini azaltmıyor elbette…

 

Taşıdığı bazı handikaplara rağmen güzel ve ilham verici bir kitap “Son Tiryaki”...

 

 

SON TİRYAKİ
Müfit Özdeş

METİS YAYINCILIK 2018

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kavramların ve tanımlamaların çoktan buharlaşıp yok olmaya yüz tuttuğu 21. yüzyılda, “Türkçe Edebiyat-Türk Edebiyatı-Yerli Edebiyat” isimlendirmelerinden hangisini kullanmanın doğru olduğu tartışmaları da halen sürüyor. Aslında bu tartışma, içerisinde birçok soruyu barındırıyor: Kullanılan dil midir bir eseri var kılan sadece? Edebiyatı dil ile sınırlamak ne kadar doğrudur?

Zombilik müessesesine merakım The Walking Dead’in aylaklarının ekranlara hükmetmesinden çok öncelere, Romero’nun öncü filmlerine kadar uzanır ve içinde zombi olan hemen her şeyi izlerim. Haliyle Game Of Thrones final sezonu ve Avengers: End Game’in işgal ettiği gündemde gözden kaçması muhtemel Black Summer’ı es geçemezdim.

 

Boş gevezeliklere katılmayıp köşesinde bekleyen suskunlara ne zaman baksam, şöyle bir duyguya kapılırım. Sanki içlerinde muazzam bir hikâye birikmektedir. Anlatmak için bir çılgınlık anını bekler gibidirler. O an bir türlü gelmez ve onlar da dillerini tuttukça, sessizlikleri de gitgide koyulaşır. Bir hikâye oluşturup kâğıda dökmek de çoğu zaman böyle bir dürtünün sonucu mudur, bilemiyorum.

On İki Gezici Öykü, Gabriel García Márquez’in (1927-2014) gerçekler ve düşleri iç içe anlattığı büyülü gerçekçilik yaklaşımını en iyi yansıtan, onun baş eserlerinden biridir. Kitap, Márquez’in on sekiz yıl boyunca aralıkla birkaç kez yazdığı öykülerin bir araya getirilmesiyle oluşur.

 

KANSAS EYALETİ’NE KARŞI AÇILAN EDEBİ DAVA

 

Söyleşi

Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor.

ŞahaneBirKitap

Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, Küresel Roman - 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak kitabında bir romanı küreselleştiren şey nedir sorusunun yanıtını arıyor.

Editörden

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.