Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Vitrindekiler // Haziran 2018




Toplam oy: 47

"Yeni çıkanlar" rafının kalabalığı içinde gözden kaçabilecek metinlere dair izlenimlerimizi artık bu yeni köşemizde topluyoruz. Vitrindekiler; son ayların kitapları hakkında kısa kısa...

 

 

Eleştirirken (Yaz. Süha Oğuzertem)


“Kitapsız” bir edebiyat eleştirmeni olabilir mi? Yakın bir zamana kadar Süha Oğuzertem, bunun en yetkin örneklerinden biriydi! Anlaşılan o ki, Yalçın Armağan olmasa, bir süre daha kendisini bu şekilde anmaya devam edecektik! Diğer bir deyişle, editörlüğünü Yalçın Armağan’ın üstlendiği Eleştirirken’de, Süha Oğuzertem’in, 1990 ile 2014 tarihleri arasında yayımlanmış “modern Türkçe edebiyat üzerine yazılar”ından yapılmış bir derleme yer alıyor. Sait Faik, Leylâ Erbil, Yakup Kadri, Tanpınar vd; toplamda 10 yazar hakkında 16 eleştirel inceleme...

 

 

Sınav (Yaz. Julio Cortázar)


Tam da sınav dönemine denk gelmiş olmasını tesadüfle açıklayabilir miyiz? Söz konusu isim Julio Cortázar olunca karşı koymak güç ne de olsa. Dolayısıyla oturup sınavlara çalışmak yerine, “Bitirme sınavlarına hazırlanmak yerine hava kararırken Buenos Aires’in puslu caddelerinde, sürprizlerle dolu meydanlarında, cazın ve taze fikirlerin beraber çınladığı bar ve kafelerinde gezinen Juan, Clara ve dostlarının macerası”nı anlatan Sınav romanını okuyan bir öğrenciye kızılabilir mi gerçekten? Hem bunun daha bütünlemesi, yaz okulu yok mu!

 

 

 

Bahar Yağmurları (Karl Ove Knausgaard)


Sevgi-nefret ilişkisi “karışık” olan yazarlardan Knausgaard. Seveni kadar sevmeyeni var; eserlerini oldukça yakından takip edip beğeneni de var (çıktığı gün koşup alan ve olabilecek en kısa sürede okuyup bitirenler), hiç elini sürmediği halde, daha kapağını görür görmez burun kıvıranı da... Ama Knausgaard’a karşı hissedilen bu “karışık” duygular, aynı zamanda bir başarının göstergesi değil midir zaten? Duygularımızdaki dalgalanmalar yeniden hareketlenecek gibi bugünlerde çünkü ünlü Kavgam serisinin beşinci kitabı, Bahar Yağmurları ismiyle Türkçede yayımlandı. Bir taraftan bu seri sürerken, Knausgaard yeni bir “mevsim dörtlemesi”ne de girişti. Ağustos sonunda “Yaz”ı da yayımlayarak tamamlamış olacak; Knausgaard’la yolumuz uzun daha...

 

 

Yazı ve Ölüm (Yaz. André Green)


Bağlam Yayınları’ndan çıkan Psikanaliz Yazıları adlı derlemesi ve Metis etiketiyle yayımlanan Hadım Edilme Korkusu ile tanıdığımız André Green, Fransız psikanaliz ekolünden gelen, Lacan’dan da etkilenmiş, ancak daha sonra onun teorisine eleştirel yaklaşımlar geliştirmiş bir isim. Yazı ve Ölüm, yazma pratiğini ve “yazan özne”yi psikanalist gözlükleriyle didik didik ederken; Borges, Proust, Shakespeare, Henry James ve Joseph Conrad gibi pek çok ismin klasikleşmiş metinlerini kat ediyor. Bir söyleşi formatında kurulduğundan, disiplinlerarası bir pencereden edebiyata bakmaya elverişli, okuyucuyu dışarıda bırakmayan bir metin.

 

 

Star Wars - 40. Yılında 40 Öyküyle (Yaz. Kolektif)


“Uzun zaman önce çok ama çok uzak bir galakside...” Siyah bir zeminde mavi harflerle yazılan bu yazı ve ardından Star Wars logosu; o bilindik ezgi ile birlikte sonsuzluğa akan cümleler... Ne kadar uzun bir zaman önceydi, diye soranlara hemen hatırlatalım; 40 yıl. 25 Mayıs 1977’den bu yana... Geçen bu yaklaşık 40 yıl içerisinde hikayesi yeniden ve yeniden anlatıldı, birçok başka hikayeye esin kaynağı oldu ve biz de her defasında hiç sıkılmadan dinledik, izledik, okuduk. Şimdilerde beyazperdede Han Solo rüzgarı esiyor; peki ya diğer karakterler? İşte elimizdeki kitapta, Star Wars evrenindeki “diğer” karakterlerin başlarından geçen maceraları anlatan 40 öyküden oluşuyor. 40. yıla yaraşır bir derleme...

 

 

Borne (Yaz. Jeff VanderMeer)


Jeff VanderMeer, “tuhaf kurgu” olarak adlandırılan melez türün günümüzdeki en önemli temsilcilerinden. Sinema uyarlaması seyirciyi ikiye bölen Yok Oluş’un etkisiyle olacak, yazarın 2017’de yayımlanan romanı Borne da Türkçeye büyük bir hızla çevrildi. Southern Üçlemesi’nin ilk halkası Yok Oluş’u okuyanlar bilirler, Jeff VanderMeer’in, bitki, hayvan ve insan arasında geçişlilik taşıyan başka türlü bir varlık tahayyülü var. Roman da ismini doğrudan böylesi bir varlıktan alıyor. Kıyamet sonrası senaryolarına aşinayız, ancak Borne, hem kuramsal tartışmalarla dirsek teması kuran hem de sayfaları hızlıca çevirten eşsiz bir hayal gücünün ürünü.




Görselin yüksek çözünürlüklü halini görmek için tıklayınız.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Ece Zeber

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

“Yatağımda uzanırken dağ tırmanışıyla ilgili bir kitap okumak hoşuma gidiyor” diye yazıyor Jeanette Winterson. Nan Shephard’ın The Living Mountain (Yaşayan Dağ) adlı biyografik-coğrafi keşif kitabından söz ediyor.

 

Ülkemizde ideolojik, tek yanlı, ticari bir çeviri ortamının varlığını söylemek mümkün. Örneğin bu çeviri anlayışı nedeniyle Balkan, Türki Cumhuriyetler, Afrika, Arap, Uzak Doğu edebiyatından Türkçeye çok az kitap çevrildiğini görüyoruz. Kültürel, tarihsel yakınlığımız olan ulusların, toplulukların edebiyatını bilmiyoruz.

Patricia Higsmith’i nasıl bilirsiniz? Gerilim/cinayet/ polisiye romanlarının kraliçesi gibi basmakalıp laflarla da adını anıp geçebiliriz elbette. Oysa bu türlerin edebiyat dünyasında bugünkü konumunu kazanmasında öncü isimlerden biri o.

Güney Amerika ülkelerinin meşhur edebiyat ortamlarında ateşli tartışma konuları vardır; “Marquez mi büyüktür yoksa Asturias mı?”

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.