Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Vitrindekiler // Nisan 2018: Son ayların kitapları hakkında kısa kısa...




Toplam oy: 49

Son aylarda yayımlanan, "yeni çıkan" raflarının kalabalığı içinde gözden kaçabilecek metinlere dair izlenimlerimizi artık bu yeni köşemizde topluyoruz.

 

Vitrindekiler; son ayların kitapları hakkında kısa kısa...

 

 

Hikaye Anlatıcılığı Kılavuzu (Yaz. Celil Oker)

 

Celil Oker, 1998’de İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Programı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı; ama asıl, aynı kurumda “Yaratıcı Yazarlık Teknikleri” atölyeleri yürüttü. Bir tarafta bu varken, diğer tarafta da şu var: 1999 yılında düzenlenen Kaktüs Kahvesi Polisiye Roman Yarışması’nda birinci olduktan sonra polisiye roman yazmayı sürdürdü. (Polisiye romanlarda yarattığı Remzi Ünal karakterinin, artık kendisinden bile daha ünlü olduğunu iddia edebiliriz hatta!) Dolayısıyla, Celil Oker’in bu iki kimliğini bir arada düşününce, “Sana ‘yaz’ demek için buradayım. Yaz yeter ki,” cümleleriyle açılan Hikâye Anlatıcılığı Kılavuzu’na kayıtsız kalmak ne kadar mümkün olabilir! Genç yazarlara duyurulur...

 

 

Kapalı İktisat Açık Metin (Yaz. Fatih Altuğ)

 

Selim İleri’nin 80 darbesi öncesi yayımlanan öyküsü “Kapalı İktisat” dönemin tedirginliğini gözeneklerine sindirmiş, talepkar bir metin. Fatih Altuğ, “Kapalı İktisat”ın açtığı çoklu okuma imkanlarını perçinleyen, bunu yaparken de deneme türünün çeperlerini genişleten bir kitaba imza atmış. “Kapalı İktisat”ın hakkını vermek için, argümanlarla doğrusal bir şekilde ilerleyen bir metinden ziyade, sarmaşık misali bir ağ kurmanın gerekli olduğu fikrine dayanıyor bu “sözlük” formundaki deneme. Gazete kupürlerine, ansiklopedilere, filmlere uzanan bu sarmaşık, öykünün içinde şekillendiği atmosferi damıtırken, eleştirel okumaya da soyunuyor. Bu özgün sözlükle birlikte “Kapalı İktisat”ı da okuyabileceğiniz kitap, metni bitirdikten sonra bile fısıltılarını duymaya devam edenlere hitap ediyor.

Marina (Yaz. Carlos Ruiz Zafon)

 

“Tüm yazarların, kabul etseler de etmeseler de, kitaplarının arasından bazılarını daha çok sevdiklerine inanırım. Bu ayrımın sebebinin eserin edebi değeriyle, kitap yayımlandığı zaman okuyucuların verdiği tepkiyle ya da satışının çokluğu ya da azlığıyla çoğunlukla ilgisi yoktur. Tuhaf bir sebeple yazar, nedenini tam olarak açıklayamasa da, kendisini eserlerinden birisine daha yakın hisseder. 1992 yılında başladım bu tuhaf romancılık işine, o zamandan beri Marina, yayımladığım bütün romanlarım arasından favorilerimden birisi oldu.” Türkçede Başak Öztan çevirisiyle Kırmızı Kedi tarafından yayımlanan genç yetişkin romanı Marina için böyle yazmış Carlos Ruiz Zafón. Bir yazardan böylesi sözler duymak sık rastlanan bir durum değil; sonuçta kitaba olan merakı daha da körüklüyor.

 

Uyuyor Diyorlar (Yaz. Sergio Gutiérrez Negrón)

 

Sergio Gutiérrez Negrón ismini daha önce muhtemelen duymadınız. Zira, 32 yaşındaki Negrón, Porto Riko gibi, edebiyat haritasında esamesi pek okunmayan bir bölgenin temsilcisi! Şiire göz kırpan sade üslubuyla Barış Bıçakçı edebiyatını anımsatan bu genç romancıyla tanışmak büyük bir şans. Yayın hayatına yeni başlayan Cumartesi Kitaplığı’nın “Dünya Edebiyat Atlası” dizisi, bu tür yeni sesleri keşfetmek için daha pek çok fırsat sunacak gibi duruyor. Latin Amerika’dan Arap coğrafyasına, Batı Avrupa’dan Uzak Doğu’ya geniş bir yelpazeden, çok satanlar listelerinde bulunmayan isimleri Türkçeye kazandırmayı amaçlıyor Cumartesi Kitaplığı. Serdar Çelik’in metnin şiirselliğinin hakkını veren çevirisiyle okuduğumuz Uyuyor Diyorlar, bu uzun yolda güzel bir başlangıç olmuş.

Bir Kuzey Macerası (Yaz. Jack London )

 

Jack London’ı okuma deneyimimiz çoğumuz için ilk gençlikte son bulmuştur. Onun anlattığı geçit vermeyen iklimler, merhametsiz tabiat, hayatta kalmak için kapışan insanlar, son dönemde artan kıyamet senaryolarıyla tekrardan gündemimizde. London elbette, başka bir dönemin ruhunu anlatıyordu. Kolonyalist Avrupalıların yerlilerle karşılaşmaları... “Altına Hücum” zamanları... Bir Kuzey Macerası, karın sürekli uğuldadığı, insanların tenini yakan soğuğu hissettiğiniz bir bölgede geçiyor. Karısını, topraklarına davetsiz gelen bir beyaz adama kaptıran kabile reisi Naass’ın, Homeros’un destansı anlatılarını anımsatan intikam öyküsü bu; London’a has pürüzsüz bir kurguyla sizi soğuğun içine çekiyor. Vahşetin Çağrısı ve Martin Eden gibi London klasiklerini de Türkçeye kazandıran Levent Cinemre’nin çevirisiyle...


Kırık Kalpler Kavanozu (Yaz. Jean-François Chabas)

 

“Gençliği anlatan edebiyatı seven” ON8, “sancılı” konularda odaklanan romanlar yayımlamaya devam ediyor; Jean-François Chabas’nın Türkçedeki ilk kitabı olan Kırık Kalpler Kılavuzu, Azade Aslan çevirisiyle yayımlandı. (Pek çok saygın edebiyat ödülünün sahibi, ondan fazla kitabı Fransa Eğitim Bakanlığı listesinde yer alan Chabas, şimdiye kadar acaba neden yayıncılarımızın “radarına” takılmamış?) Aile içi şiddetin farklı bakış açılarından yansıtıldığı, daha doğrusu, bu durumun ailenin farklı bireylerine nasıl yansıdığının ele alındığı Kırık Kalpler Kılavuzu’nda bir annenin (Grace) ve kızının (Jewel) anlattıklarını okuyoruz. Maalesef sıklıkla karşılaşılan ama dile getirilmesi çoğu zaman kolay olmayan “acı” bir meseleyi “duyarlılıkla” işlemiş Chabas.

 

Görselin yüksek çözünürlüklü halini görmek için tıklayınız.

 




Görsel: Ece Zeber

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yaratıcılık üzerine sık sık yazan Oliver Sacks, The River of Consciousness adlı kitabında şöyle der: “Yaratıcılık yalnızca bilinçli bir idmanı değil, bilinçdışı bir hazırlanma sürecini de kapsar. Bu bir kuluçka dönemidir. Size ilham veren, sizi etkileyen unsurları özümsemek ve onları yeni bir nizam dahilinde sentezlemek için bilinçdışı mekanizmalar elzemdir.”

Klasikleri okumamak için sıralanan bahanelerden ilki hacimleriyle, "bitmek bilmeyen sayfalarıyla" ilgili olur genelde.

Siz de maaş günü soluğu kitapçıda alanlardan mısınız? Eğer öyleyse, kitapların gitgide daha da pahalılaştığını kolaylıkla fark etmişsinizdir. Üstelik, Türkçe kitaplar kadar İngilizce kitapları da takip etmeye çalıştığınızı düşünün... Her ne kadar kitaplara harcanan paranın hiçbir zaman boşa harcanmadığına inansam da, bazen, okuma bağımlılığıma yıllardır ne kadar para yatırdığımı merak ederim.

Bazı romanlarda, müziğin sayfalardan çıkıp odayı -yahut da bulunduğunuz mekanı- doldurduğunu hissedersiniz. "Söz uçar yazı kalır" belki ama, bazen de müzik kelimeler sayesinde sayfaların arasından uçar, üstelik zihinden kolayca silinmez.

 

Ahmet Uluçay’ın geçtiğimiz günlerde Küre Yayınları tarafından okurlarla buluşturulan güncesi, çocukluğun düş dünyasından yaşamı boyunca çıkmayan, çıkmayı reddeden bir hayalcinin yaşamından izler taşıyor. Uluçay’ın öyküsüne vâkıf olanlar anımsarlar; Kütahya’nın Tepecik köyünde doğar, küçük yaşta film çekme sevdasına tutulur.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.