Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Birleştirici bir atlas”



Toplam oy: 197
Sam Shepard // Çev. Ahmet Ergenç
Everest Yayınları
Bir oturuşta okuyup tekrar başa dönmek ve bu sefer sindire sindire okumak isteyeceğiniz, kurmaca suretinde bir “içdöküş”, yüklü bir ömre ağıt…

Sayısız eseri arasında galiba en çok Gömülü Çocuk, Vahşi Batı, Aç Sınıfın Laneti, Aşk Delisi oyunlarıyla tanıdığımız ve geçen yaz kaybettiğimiz Amerikalı yazar, aktör ve yönetmen Sam Shepard, ölümünden kısa bir süre önce son bir metin bıraktı bize. Yazarın ilk ve son romanı bilgisiyle okurla buluşan İçimdeki Kişi, romandan ziyade, kurmaca ile anı arasında gidip gelen, Shepard’ın sesini satır aralarında sık sık duyduğumuz, neredeyse otobiyografik bir metin. Kitabın önsözünü kaleme alan, Shepard’ın dostu –bir dönem sevgilisi– Patti Smith de buna benzer bir not düşüyor ve metni okuduğu ana dair hislerini şöyle aktarıyor: “Çitin ardında otlayan dört at vardı, siyah kelebekler dallardan düşmüş armutların üstünde uçuşuyordu. Sonbaharın geldiği hissedilebiliyordu, altın sarısı bir Kentucky öğleden sonrasıydı. Sam camdan dışarı bakıyordu. Ben de masasında onun metnini okuyordum. (…) Önümdeki metin karanlık bir pusulaydı. Her şey kuzeyi gösteren mıknatıstan, anlatıcının iç manzarasından yayılıyordu. Kendimi metinden koparamayarak, bütün öğleden sonra okumaya, bir yankılanan konuşmalar, değişen perspektifler, akışkan hatıralar ve sanrılı izlenimler mozaiğinde dolaşmaya devam ettim. (…) Metni elimden bırakıyorum. Bu metin Sam, bir anlamda o, aslında hiç o değil. Dışarı çıkmaya, şeylere anlam vermeye çalışan bir varlık bu. Mideden sürüne sürüne yükselip ağızdan çıkan, yatak çarşaflarına ve oradan da kasvetli sonsuzluğa doğru ilerleyen bir bağırsak kurdu bu.”


İçimdeki Kişi
, Sam Shepard’ın bugüne yazdığı bütün metinlerin ucuna eklenen, meyvesi bol bir yazarlık kariyerinin vardığı nihai noktada anlam kazanan bir son kitap. Bu haliyle Shepard’ın bugüne kadar ürettiği her şeye sızan hayat meselelerinden, kişisel zaaflarından, takıntılarından, yaşamı boyunca aklını meşgul eden şeylerden, hem ailevi hem de romantik ilişkilerinden, onun Amerika’sından ve elbette yazarlık dehasından izler taşıyor. Küçük bir kitap olsa da, Shepard’ın yazarlık serüveni boyunca ele aldığı temaların süzülüp biriktiği, rafine, sert bir içkiye benziyor.  Hayatın büyük kısmını aktör olarak geçirmiş bir adamın hikayesini kendi ağzından okuduğumuz romana bu açıdan bir veda metni demek yeterli –ya da doğru– olur mu emin değilim, ama ona bir ömrün son düzlüğünde kaleme alınmış bir “içine bakma,” hatta bir “geriye bakma” metni, bir “Z raporu” demekte sakınca görmüyorum.

 

 

 

Hayali/halüsinatif bir atmosfer


İçimdeki Kişi
, bir araya getirilmiş bölümlerden oluşuyor. Anlatıcının geçmiş ile gelecek arasında gezerek, bu gezintilerde bazen çocukluğuna giderek, bazen bugüne dönerek aktardığı bölümlerde rüyalar/sanrılar/hatırlamalar da sıklıkla kendine yer buluyor. Bazısı neredeyse bir paragraf kadar olan bölümler emprovize bir şekilde kaleme alınmış bir bütün oluşturuyor. Kitap bu haliyle zamanlar ile duygular arasında gezinen, sanki hatırladıkça not düşülmüş notlardan oluşan bir kolaj niteliğinde. Bu nedenle kitap boyunca bazen çizgilerin silikleştiği, bütünün parçalandığı, anlatılanların puslu bir hal aldığı, hayali/halüsinatif bir atmosferin ağır bastığı olsa da günün sonunda her şey bir noktada buluşup yan yana gelmeyi başarıyor. Patti Smith İçimdeki Kişi için, “birleştirici bir atlas gibi,” diyor ve ekliyor: “üzerinde de bu atlasın dünyadışı yollarında, açık gözlerle, içgüdülerini dinleyerek dolaşan kişinin çizmelerinin bıraktığı izleri taşıyor.”


Sam Shepard gibi bir dehanın, 73 yaşında, ölümünden kısa bir süre önce yayımlanan ilk ve son romanı İçimdeki Kişi, sadece bu özelliğiyle bile çok kıymetli. Bir oturuşta okuyup tekrar başa dönmek ve bu sefer sindire sindire okumak isteyeceğiniz, kurmaca suretinde bir “içdöküş”, yüklü bir ömre ağıt… Kitaptan bir alıntıyla bitireceğim: “Sanırım biri bana sesleniyor. Bir kadın sesi. Dış kapının hemen arkasında, net ve yüksek sesli. Saat kaç hakikaten? Kapıya gidiyor ve sonuna kadar açıyor, görünmez kişiyi kendini göstermeye davet ediyorum adeta. Kimse yok orada. Kapkaranlık. Her kimse ona sesleniyorum. Cevap yok. Atlar çit boyunca koşuyorlar…”

 

 


 

 

 

Görsel: Aslı Yazan

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Ibn Haldun’un Mukaddime’de üzerinde durduğu çevrenin ve yaşanılan şehrin insan üzerindeki etkisi, modern yazarların ve düşünürlerin de peşini bırakmamış bir tartışmanın konusudur. Walter Benjamin meşhur kitabı Pasajlar’da 19. yüzyıl Paris’inden ve Charles Baudelaire’in şiirlerinden yola çıkarak erken modernizmin izlerini sürer.