Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Farklı” kızın fantastik hikayesi



Toplam oy: 134
Sofi Oksanen // Çev. Berna Kabacaoğlu
Doğan Kitap
Zaman zaman kurgusu aksasa da, Norma, Sofi Oksanen’in feminizmle yoğurup gerilim malzemelerini ve fantastik unsurları bolca kullandığı bir roman olarak öne çıkıyor.

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak. Zorlu yaşam koşullarıyla, gizemli ya da karanlık hatıralarla baş etmeye uğraşan kadınlara dair kurmacalarla okur karşısına çıkan Oksanen, buna zaman zaman siyaseti, aşkı, göçü ve hastalıkları da dahil ediyor. Bu yoğun anlatımların orta yerinde ise bir şekilde vicdan ve insancıllık konumlanıyor. Bahsi geçen bu iki öğe, Oksanen’in roman kahramanlarının kah yaşadığı anı yorumlamasını kah geçmişleriyle yüzleşmesini sağlıyor. Tıpkı Norma’da olduğu gibi... 

Norma ve annesi Anita, iki sırdaş; adeta birbirinin her şeyi. Ancak Anita’nın beklenmedik ölümü (metro treninin altında kalması ve yazarın bunu kaza mı, intihar mı, yoksa cinayet mi olduğunu bir miktar sürüncemede bırakması) romana daha başlangıçta gerilimli bir hava katmış.


Norma, annesinin ölümüyle ilgili kuşkular içindeyken hem günlük yaşantısına geri dönmeye hem de sırrını tek başına sırtlamaya çalışıyor. Fakat bu hiç kolay değil çünkü Norma’nın çok ciddi iletişim sorunları var. Bunun nedeni de diğer insanlardan “farklı” olması: Sürekli uzayan ve tehlikeyi haber veren saçları yüzünden annesi ile beraber toplumdan uzak yaşamış Norma. Ancak artık tek başına ve kendisi pek farkında olmasa da protez saç tekeli konumundaki mafyatik şirket peşinde.

 

 

Romandaki ikilemler


Oksanen, bu gerilimin dozunu giderek artırırken ve bazı anlarda okumayı güçleştiren geri dönüşlerle anlatmaya devam ederken yeni cepheler de açıyor: Norma, peşindeki ve bir zamanlar Anita’yla bağlantısı da olan şirketten kurtulmak için annesinin gizemli tarafını ve sırlarını öğrenmek durumunda. Oksanen, bu noktada karşımıza Anita’dan kalma bir video ve fotoğraflar çıkarıyor.


Kitaptaki bir diğer cephede, mafyatik şirketin esas işinin çocuk sahibi olamayan aileler için “sağlıklı anneler” bulduğunu öğreniyoruz. Oksanen, bu farklı parantezleri kapatmaya çalıştığı bazı anlarda bocalıyor; yazarın, dağınıklığı toparlama uğraşı yeni savrulmalara yol açıyor... Bununla birlikte, romanda sağlam bir damar var: Yazar; kadınların uğradığı haksızlıklara, maruz kaldıkları şiddete ve ayırımcılığa dair (diğer kitaplarında olduğu gibi) çıkışlar yapıyor karakterleri aracılığıyla. Ayrıca Oksanen, Norma’nın satır aralarında okuru bazı ikilemlerin ortasına atıyor. Mesela yersizlik-yurtsuzluk ile huzur ya da belli bir güzellik algısı yaratanlar ile aynı kişilerin (örneğin Norma’yı) insan dışı bir yaratık gibi görmesi. Fantastik öğelerle beslediği söz konusu meselelerin odağına kadınları alan Oksanen, gerilimi yükseltiyor. Romanda sürekli gezinen Anita da cabası.

Konuyu fazlaca dallandırıp budaklandırsa ve bazı kapıları açık bıraksa da, Sofi Oksanen, tema ve bunun etrafına serpiştirdiği geçmiş-bugün çizgisindeki hikayelerle belli sorunlara (bilhassa kadınların yaşadıklarına) dikkat çekiyor. Bu anlamda Norma, Oksanen’in feminizmle yoğurup gerilim malzemelerini ve fantastik unsurları bolca kullandığı, zaman zaman kurgusu aksayan ve gerçek ile kurmacayı sırlar zeminine yaydığı bir roman olarak öne çıkıyor.   

 

 

 


 

 

 

Görsel: Ece Zeber

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Büyülü gerçekçilik denince akla ilk gelen yazarlardan olan Dino Buzzati’nin yüz elli altı mikro metinden oluşan Tam O Anda kitabı, geçtiğimiz günlerde Eren Cendey’in harika çevirisiyle yayımlandı.

Gökçe isimli bir kadın düşünün; bugün 34 yaşında olsun.

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm.

Adını, polisiye edebiyatın başyapıtları arasında geçen Postacı Kapıyı İki Kere Çalar romanı ile duyuran James M. Cain, Mildred Pierce romanında ise bambaşka bir kimlikle çıkıyor karşımıza. Mildred Pierce, Amerika’yı sarsan ekonomik kriz yıllarında bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlatan bir roman.

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.