Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Farklı çıkmışsın biraz”



Toplam oy: 121
Hakan Bıçakcı
İletişim Yayıncılık
Uyku Sersemi’nde rüyaların yanı sıra İstanbul’un insana tedirginlik ve endişe veren dönüşümünü de başarıyla bir korku unsuru olarak kullanmış Hakan Bıçakcı.

Kahraman Kara yirmi dokuz yaşında; çevirmen, bir yandan editörlük ve redaktörlük de yapıyor. Tarlabaşı’nda yaşıyor. Liste hazırlama hastalığından mustarip Kahraman Kara’nın günleri senelerdir uğraşmakta olduğu “İstanbul Kitabı” için çalışarak geçiyor. Reklam yazarı sevgilisi Elif’le, iş çıkışı buluşup yemek yiyip film izledikleri, pek de tutkulu olmayan bir ilişkileri var. Ikea’dan döşenmiş evinde kedisiyle yaşıyor.

 

Bir gün, kitabındaki en önemli bölümlerden birini oluşturacak kitapçının kentsel dönüşüme kurban gidip kapanacağını öğrenince morali bozulsa da pes etmiyor ama kitabın sayfalarını bir bir yırtan gizli el de boş durmuyor; pastanenin, sinemanın, ilk kitapçının yerine geçecek ikinci kitapçının da kapanacağı haberi kabus gibi çöküyor Kahraman’ın üstüne.
Bir sabah o uyurken fotoğrafını çekiyor Elif. Fotoğrafa bakınca kendisi yerine bambaşka bir adamı görüyor Kahraman. Elif meseleyi “Farklı çıkmışsın biraz” deyip geçiştirse de, Kahraman bunu uyku sersemliğine bağlasa da işler bambaşka bir hal alıyor, ilk bölümün sonunda Kahraman şöyle diyor: “O alelade pazar sabahından sonra, hiçbir şeyin bir daha asla eskisi gibi olmayacağını anlamıştım.”

 

Uyku Sersemi Hakan Bıçakcı’nın altıncı romanı. Üç bölümden oluşan roman daha ilk bölümün girişindeki paragrafla bile tipik bir Hakan Bıçakcı metni okuyacağımız müjdesini veriyor; ilk sayfadan romanın hem sakin hem de gergin, tedirgin eden, rahatsızlık veren ama tuhaf bir biçimde boğuculuktan uzak atmosferini hissettiriyor.

 

 

Kahraman’ın önceleri yalnızca uyurken, sonraları uyanıkken başka bir adama dönüşmesi, “İstanbul Kitabı” projesinin baltalana baltalana yüzbinlerce basılıp dünya dillerine çevrilecek güncel bir İstanbul rehberinden İstanbul’un artık olmayan tarihi mekanlarını anlatan bir nostalji kitabına dönüşmesiyle paralel ilerliyor. Bu dönüşümün yarattığı psikolojik gerilim metnin içinde tekrar eden cümlelerle, ve rüyalarla yansıtılıyor. Uyku, rüyalar ve kabuslar Bıçakcı’nın bu romanında da başrolde ama bana göre bu kez kahramanın yaşadığı an ve rüya katmanlarının geçişli halinin bir muğlaklık yaratıp, kurgunun ana zamanını zedelemesini istememiş yazar. Örneğin Karanlık Oda’nın isimsiz kahramanının rüyaları romanın zamanını tamamen muğlaklaştırıyor, rüya, şimdiki zaman, geçmiş hepsinin birbirine karışmasını sağlıyordu. Oysa Kahraman ister tek bir rüyadan ister iç içe geçmiş rüyalardan uyansın, daima kurgunun ana zamanına dönüyoruz. 

 

“Ben hiçbir zaman dışarıdan gelen canavarları, yaratıkları, uzaylıları korku unsuru olarak görmüyorum, tam tersi onları öldürüp birbirine sarılan o insanları, o babaerkil toplumu korku unsuru olarak görüyorum. Var olan düzeni sorgulamaya çalışıyorum,” diyordu bir röportajında Hakan Bıçakcı. Uyku Sersemi’nde rüyaların yanı sıra İstanbul’un insana tedirginlik ve endişe veren dönüşümünü de başarıyla bir korku unsuru olarak kullanmış. Devasa bir şantiye alanına dönen İstiklal Caddesi, caddede daima hazır bekleyen tomalar ve polisler, alüminyum inşaat perdelemeleriyle ulaşılmaz hale gelen deniz, kentsel dönüşüm sebebiyle yıkılan apartmanlar, birer birer kapanan dükkanlar, Arap turistler, yol kesen tinerciler, belediyenin mega video ekranları, içinde kimsenin yaşamadığı lüks siteler... Yani çoğumuzun tanıklık ettiği İstanbul kabusuyla Kahraman’ın ilişkisinin ipucu, “İstanbul Kitabı”nın başındaki Calvino alıntısında: “Kentlerle ilişkimiz rüyalarla olduğu gibidir.”

 

 

 


 

 


Görsel: Seda Mit

 

 

 

 


 

 

 

 

Hakan Bıçakcı'nın bu yeni romanını kaleme aldığı çalışma masasının ayrıntıları için tıklayınız!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur.

“O gün Cosima edebiyat öğretmeninin on dersinde öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrendi. Meşenin dişli yaprağını pırnalın mızraksı yaprağından, sığırkuyruğunun kokulu çiçeğini tarla sarmaşığının çiçeğinden ayırt etmeyi öğrendi.” Hayatı böyle öğrenir Cosima; birinin ona bir çiçeği tarif ederek öğretmesindense, o çiçeğe dokunarak öğrenmeyi tercih eder.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.