Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Okurun özgür bırakılması gereken bir oyun”



Toplam oy: 57
Michel Tournier // Çev. Orçun Türkay
Yapı Kredi Yayınları
Michel Tournier’nin romanlarında ve denemelerinde bazen tema bazen yöntem olarak sıklıkla kullandığı ikilik, Düşüncelerin Aynası’nda başrolde.

1987 yılında Phosphore dergisine verdiği bir röportajda, “Bir yazar olarak işim, felsefenin temel meselelerini herkesin kolaylıkla anlayabileceği simgesel bir anlatımla erişilir kılmaktan ibarettir,” diyen Fransız yazar Michel Tournier’nin felsefi denemelerini içeren Düşüncelerin Aynası, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı.

 

Tournier okurları, “ikilik” meselesine aşinadır. Cuma’da efendi ve köle, Gilles ile Jeanne’da melek ve şeytan, Kızılağaçlar Kralı’nda göçebe ve yerleşik, Meteorlar’da zaman ve mekan olarak karşımıza çıkan; Tournier’nin masallar, antik ve modern mitler, kutsal kitaplar üzerine kurduğu romanlarında ve denemelerinde bazen tema bazen yöntem olarak sıklıkla kullandığı ikilik, Düşüncelerin Aynası’nda başrolde.

 

Tournier’nin felsefenin anahtar kavramlarını “karşıt” kavramlarla ikili ilişki kurarak açıklarken bir yandan da bu ikili/eşlemeli düşünme yöntemini açıkladığı Düşüncelerin Aynası elli sekiz kısacık denemeden oluşuyor. Kısıtlı sayıda kavram ve kategorinin düşüncelerimizi şekillendirdiğini Aristoteles, Kant ve Octave Hamelin’den yola çıkarak anlatan yazar, ele aldığı kavramları karşıtlarıyla eşleştirerek “alçakgönüllü bir soyutlama çabası”na girişiyor: “Bu ikili yöntem olağanüstü verimli oldu, tüm kitabın ondan çıktığı söylenebilir. Hani bir kavram tek başına düşünceye delemediği kaygan bir yüzey sunuyormuşçasına. Buna karşılık, kavram karşıtıyla birlikte ele alındığında, patlıyor ya da saydamlaşıyor, iç yapısını gösteriyor. Kültür yıkıcı gücünü ancak uygarlığın karşısında açığa vuruyor. Boğanın boynunu atın sağrısı gözler önüne seriyor. Kaşık anaç tatlılığını çatal sayesinde ortaya koyuyor. Ay bize ne olduğunu güneşin alnında söylüyor vb.”

 

Tabii Tournier’nin karşıtlarının daima zıt anlamına gelmediğini özellikle vurgulamak gerek. Örneğin “çocuk” yetişkinle değil de “ergen”le, “bellek” unutmayla değil “alışkanlık”la, “banyo” kirlenmek ya da kirlilikle değil “duş”la, “haz” acı yerine “sevinç”le, “güneş” karanlıkla değil de “ay”la eşleştiriliyor. Kavramları, her zamanki gibi, işaret ettikleri somut varlıklardan ziyade temsili ve simgesel anlamlarıyla ele alan Tournier, her bir kavramı anlamını yansıtacak ve derinleştiricek başka bir kavramla yan yana getiriyor.

 

Demiryolunun dakikliğinden karayolunun esnekliğine...

 

Kitapta, kedinin münzeviliğinden köpeğin bağlılığına, duşun siyasal açıdan solda konumlanmasından banyonun sağda konumlanmasına, demiryolunun dakikliğinden karayolunun esnekliğine, kırmızı palyaço ve beyaz palyaçonun simgelediği birbirinden bütünüyle farklı gülme estetiklerine, ağacın durağanlığından yolun dinamizmine, tuzun olgunluk simgesi bilgeliğinden şekerin çocuksu yan anlamına, kaşığın vejetaryen eğiliminden çatalın etçil simgelerine, tavan arasının toz ve solmuş çiçek kokan havasından mahzenin küf ve yaş toprak kokan havasına, omurgalıların savunmasızlığından kabukluların dış dünyayla ilişkilerini zayıflatan zırhlarına, korkunun küçük düşürücülüğünden kaygının çocuksu biçimine, alayın kabalığından kutlamanın mutlu estetiğine, yeteneğin uyumluluğundan dehanın aykırılığına, düzyazının verimliliğinden şiirin çağrışım gücüne, güneşin dengesinden ayın gelgitlerine, sağın kötümserliğinden solun iyimserliğine dek pek çok kavramın peşinde dolanıyoruz. Her denemenin tartışılan kavrama denk düşen bir alıntıyla sonlandığı, karşılaştırmanın genellikle felsefe ve edebiyat tarihinden örnekler vasıtasıyla yapıldığı kitap, ele aldığı meselelerin ciddiyetine rağmen Tournier’nin amacına uygun biçimde kolaylıkla okunuyor.


Düşüncelerin Aynası, ister bir felsefe ya da edebiyat eseri, ister Tournier yazınındaki temel kavramlara giriş niteliğinde bir kılavuz, ister yazarın tekniğini ve düşünme metodolojisini açık ettiği bir manifesto olarak okunsun, kavramlara yeni bir açıdan bakmaya teşvik edip, eşleştirmeler üzerine düşünmeye sevk ediyor. Tournier’nin her eşleştirmesi okura makul gelecek değil elbette; yazarın önsözde belirttiği gibi, “Bu okurun özgür bırakılması gereken bir oyun.”

 

 

 


 

 

 

Görsel: Türksen Kızıl

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Yazar ve Cenneti kitabında bahsedilen 30 kütüphaneci yazarın hikayesi, bir cennet tasviri gibi gerçekten. Zaman zaman bir hapishane duygusu verse de, yazarların çoğu için bir özgürlük sığınağına dönüşüyor kütüphaneler.

Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.