İkitrilyonyediyüzaltmışmilyarsekizyüzseksendokuzmilyondokuzyüzaltmışaltıbinaltıyüzkırkdokuz. 2’ye bölünemez. 3 için, rakamları tek tek toplayıp sonucun 3’ün katı olup olmadığına bakmak yeterli. Son rakam 0 ya da 5 olmadığına göre 5’e zaten bölünemez. 7’ye, 11’e, 13’e?
Asal sayılar sadece 1’e ve kendilerine bölünebilirler. 1, 3, 5, 7, 11, 13… Doğal sayıların oluşturduğu sonsuz dizimde gururlu bir yalnızlıkla dimdik dururlar. Bu yalnızlığa diğer bir yalnızlığın temassız temasının da eklendiği bazı özel ikililer vardır ki onlara matematikçiler “ikiz asallar” der. İkiz asallar bir ikili oluşturacak kadar yakındır ama birbirlerine asla tam olarak dokunamazlar, aralarında her zaman bir kara kedi, bir çift sayı bulunur.
Mattia’ya göre Alice 2760889966651’dir. Alice ile Mattia için de ikiz asallar denebilir mi? Yapayalnız bu iki genç birbirlerine çok yakındır ama gerçek anlamda birbirlerine değmeyi becerebilirler mi? Alice, sakat kaldığı bir kayak kazasında, Mattia da kız kardeşinin kaybolduğu bir parkta bırakmıştır çocukluğunu, gençliğini, yetişkinliğini… Kısaca nefes alma yeteneğini. Bu ikili sürüp giden travmaları arasında birbirlerinin varlığından, yakınlığından güç alarak nefeslenirler.
“Evrenlerinin ağır ağır ve görünmez bir biçimde birbirine kaynaşmasının tadını çıkarıyorlardı; ortak bir eksen çevresinde, giderek daralan bir yörüngede dönen iki gezegen gibiydiler; pek belirgin olan yazgıya göre uzayın ve zamanın herhangi bir noktasında birlikte gelişeceklerdi.”
Ne Alice ne de Mattia acısı peşini bırakmayan iki karakter diye dar bir çerçevede tanımlanabilir. Alice topallığına, bedeninde kalan yara izinin neden olduğu komplekse, sosyalleşme sorununa rağmen istediği zaman yaşama tutunan, cazibeli, etkileyici havası olan biri. Meydan okumayı biliyor. Mattia ise üstün zekâya sahip, çekici bir kapalı kutu. Günlük hayatın her yerinde bulunup gözümüze hiç takılmadan işlerine devam eden fizik ve matematiği gerçekten gören, yorumlayan gözlere sahip. Hareket halindeki arabanın camına çarpan yağmur damlasının vektörel hızını hesaplamak, dökülen suyun bir süre yayıldıktan sonra durmasına neden olan yüzey gerginliği… Dünyaya Mattia’nın bu gözünden biraz olsun bakabilmek ilginç olabilirdi. Acının asla terk etmediği gözünden ise hep bakıyoruz zaten.
Asal Sayıların Yalnızlığı, İtalya’nın önemli ödüllerinden Premio Strega Ödülü (2008) alan bir ilk kitap. 1982 doğumlu yazar Paolo Giordano nükleer fizik üzerine doktora yapmış. Yazar, bugüne dek yapıtlarca anlatılan yalnızlık ve aşkı matematik ve fizik ekseninde bir kez daha dile getiriyor. Roman bir başyapıt değil ama okuduktan sonra akıldan hemen çıkmayıp, okurun bünyesinde büyük boyutlu tortular bırakanlardan. Dil basit ve akıcı. Sıklıkla günlük hayatın ayrıntıları, ayrıntısıyla ama yine günlük hayatta nasıl otomatik olarak yapılıyorsa öyle kolayca tarif edilmekte. Bir diş macunu tüpünün açılışı, yutulmak istenmeyen bir lokmanın peçeteye sarılıp tabağın kenarına saklanışı ya da pek sık başa gelmeyen ama gelebilen altına kaçırma gibi durumların gerek duyulup tarif edilişi… Tıpkı Mattia’nın, yaşamın var olmak için olmazsa olmazı olan ve kimsenin görmediği matematik ve fizik tarafını tarif etme ihtiyacı gibi, yazar da yaşamı bir dantel zinciri gibi ören en sıradan eylemleri tarif etme ihtiyacı hissediyor. Bu da yazarın gözü. Bu gözden biraz olsun bakıyoruz zaten, bazılarımız daha fazla bakıyor ama hep bakmak… Yorucu, çıldırtıcı olabilir mi? Giordano bu sıradan, kolay yaşam parçacıklarının parçacıklarını okura tekrar göstererek amaçladığı -eğer amaçladıysa- “yabancılaştırma” etkisinde oldukça başarılı.
Yazar romanın olay örgüsü ayrıntılarını tarif etmek için ise tam tersi bir yol izliyor. Hiç üstünde durmadığı olaylar, dönemler, mekânlar var. Hikâyenin içine zaman zaman girip çıkan karakterler, hatta ana karakterlerin en yakınları bile yazarın gerek gördüğü kadar anlatılıyor.
Kitapta kahramanlarca kullanılan gazoz, fotoğraf makinesi, fotoğraf filmi gibi nesnelerin markalarıyla birlikte anılması bir soru işaretine neden oluyor. Yazar bu markaları reklam geliri için mi anıyor, yoksa tüketim üzerine kurulu yaşam biçiminin hayatı çoktan işgal ettiğine, tüketilen nesnelerin kullanılan nesne olmaktan çıkıp kullanan bir meta olduğuna mı işaret ediyor? Görsel çizimleriyle sinema diline de yakın duran romanın, minimalist sinema diliyle filminin çekilmesi hoş olurdu.
Eleştiri

Eleştiri




Yorumlar

Yorum Gönder
Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca, Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.









Facebook
FriendFeed
Twitter
RSS
Yeni yorum gönder