Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ailede başlayan hikayeler



Toplam oy: 25
Dilek Türker
Hep Kitap
Dilek Türker, güzel dünyalara ve yüzde belli belirsiz bir tebessüm yaratan, tortulara ışık tutan hatıra ve yaşanmışlıklara götürüyor okuru.

İsmine ve öykülerine çeşitli edebiyat dergilerinden aşina olduğumuz Dilek Türker’in ilk kitabı Avucumda Çimen İzi, otobiyografik öğeler taşıdığı izlenimi bıraksa da yazarın, kurguyla yaşanmışlık dengesini gözettiği on altı öyküden oluşuyor. Türker’in öykülerindeki ikinci dengeli durum, baktığı geriye takılıp kalmaması. Anlattığı çocuklar, kadınlar ve aileler, trajik olanın ya da acının çemberinden bir ölçüde geçmiş ama belli ki o girdapta kaybolup gitmemiş. Hatta aile olarak kalma ve tecrübe kazanmanın verdiği güçle hayatını devam ettirmiş çoğu.



“Eski”nin kuvvetiyle yeni olanın tazeliği ve dinamikliğini birleştiren Türker, geçmişin sevgi dolu, kimi zaman da hüzünlü anılarından beslenip yaşadığı dönemin farkında; hatıralarıyla bunu kaynaştıran karakterler kotarmış. Öykü kişilerinin hemen hepsinin umudunun kaynağında da bu bileşim var. Teyzeler, anneler, çocuklar ve diğer aile fertleri, o özlemden sıyrılmış ve nostalji takıntısı haline getirilmeyen geçmişten aldığı ölçülü destekle yaşıyor. Başka bir deyişle anların kıymetini bilen veya onları hatırlayarak bugün için bir rota çizen karakterlerden söz etmek mümkün. Bu yolda çocuklara bakan büyükler, büyükleri hayranlıkla izleyen çocuklar da mevcut. Onların ortak noktası ise aile; her iki kesim de ailesinden hareketle anlatmaya başlıyor, hayatı oradan kuruyor.

 

 



Geçmiş ve yarın

 

Öykülerinde, acı-tatlı anılarıyla insan hikayeleri anlatan Türker, güzel dünyalara ve yüzde belli belirsiz bir tebessüm yaratan, tortulara ışık tutan hatıra ve yaşanmışlıklara götürüyor okuru. Böylece saf olanın, henüz erişkinliğe adım atmamışların ve zorunluluktan erken erginleşenlerin hayatlarıyla karşılaşıyoruz.



Türker’in karakterleri bazen bocalayıp ikilemlerde kalıyor ama hayatın bir yerine tutunmayı başarıyor, belki de yaşanmışlıklara sığınıyor. Fakat her şartta kendileri olarak varlar. “Zamanı, sonsuz bir kuyuya dönüştüren sessizliği” anlatan Türker, kimi öykülerinde aynı şeyi, konuşkan kahramanları aracılığıyla kotarıyor. Bazen de gözyaşı ve sevinç dolu anlar yardımıyla aynı yere çekiyor okuru. Türker’in bir rüyayı andıran öykülerinde ise kitaba adını veren çimen izinin şaşkınlığı var. Elbette bu da bir yaşanmışlıkla ilgili.



Türker’in öykülerinde, bir insanın kendisini bulmasını sağlayan aile ve o ailenin fertleri ön planda. Aynı zamanda, aileyi aile kılan ev ve ilişkiler de kendine yer buluyor satırlarda. Beri yandan, aile ve ilişkilerin bağlayıcılığının yarattığı sıkışmışlık duygusu da hissediliyor kimi anlarda. Dolayısıyla geçmişini özleyenler de boy gösteriyor kitapta, ondan uzak duranlar da.



Avucumda Çimen İzi, hayatın kilometre taşları olan anlara yoğunlaşan, yaşanmışlıkların kurgulanıp hikayeleştiği bir kitap. Türker, yarına dair umutlar filizlendirirken geriye dönüp bakanların sahne aldığı bir öykü toplamı oluşturmuş. Genellikle kadın ve çocukların el verdiği hikayelerde, tüm sıkıntıların hatıralar zemininde beraberce aşılabileceğini ve mutlu anların da yan yana çoğaltılabileceğini ortaya koyan öykülerle okura seslenen Türker, bu anlamda yaşamdan aldıklarını, metinler yoluyla yaşama yeniden gönderiyor.

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Murakami'nin Türkçedeki son öyküsü Fırın Saldırısı, Murakami sevenleri sevindireceğe benziyor. Müellifin aynı tema üzerinde farklı zamanlarda yazdığı iki öyküden ve öyküye eşlik eden harika illüstrasyonlardan müteşekkil olan bu kitap, yalnız Murakami'yi halihazırda takip edenler değil, yazarın geniş külliyatına başlamaktan çekinenler için de ilgi çekici bir okuma vaat ediyor.

Bütün kitapların harf üzerine harf eklenerek yazıldığı bilinir. Yazılan her cümle, o kurgu eserde bir gerçeklik yaratır; olanlar ve olacak olanlar kağıda dökülür.

Hikaye anlatıcılığına kafa yoran, hikayenin edebiyatın türcü doğasının ötesinde, gündelik hayatın tam da ortasındaki esaslı yeri üzerine düşünen her türlü esere merakım büyük. Hikaye olmasaydı, dünya nasıl bir yer olurdu? Yeryüzünde cereyan eden herhangi bir şey, hikaye edilmeseydi neye benzerdi?

Kendinizden emin olarak aldığınız hayati bir kararın eşiğinde, sizi o kararı almaya iten geçmişinizin bambaşka bir gerçekliğe sahip olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Üstelik bu gerçekliği bir türlü aslına ulaştıramıyorsunuz, çünkü bilinciniz, size oynadığı oyunlarla onu sürekli değiştiriyor... Hâlâ aynı kararı alır mıydınız?

Kahraman Kara yirmi dokuz yaşında; çevirmen, bir yandan editörlük ve redaktörlük de yapıyor. Tarlabaşı’nda yaşıyor. Liste hazırlama hastalığından mustarip Kahraman Kara’nın günleri senelerdir uğraşmakta olduğu “İstanbul Kitabı” için çalışarak geçiyor. Reklam yazarı sevgilisi Elif’le, iş çıkışı buluşup yemek yiyip film izledikleri, pek de tutkulu olmayan bir ilişkileri var.

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.