Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ailede başlayan hikayeler



Toplam oy: 39
Dilek Türker
Hep Kitap
Dilek Türker, güzel dünyalara ve yüzde belli belirsiz bir tebessüm yaratan, tortulara ışık tutan hatıra ve yaşanmışlıklara götürüyor okuru.

İsmine ve öykülerine çeşitli edebiyat dergilerinden aşina olduğumuz Dilek Türker’in ilk kitabı Avucumda Çimen İzi, otobiyografik öğeler taşıdığı izlenimi bıraksa da yazarın, kurguyla yaşanmışlık dengesini gözettiği on altı öyküden oluşuyor. Türker’in öykülerindeki ikinci dengeli durum, baktığı geriye takılıp kalmaması. Anlattığı çocuklar, kadınlar ve aileler, trajik olanın ya da acının çemberinden bir ölçüde geçmiş ama belli ki o girdapta kaybolup gitmemiş. Hatta aile olarak kalma ve tecrübe kazanmanın verdiği güçle hayatını devam ettirmiş çoğu.



“Eski”nin kuvvetiyle yeni olanın tazeliği ve dinamikliğini birleştiren Türker, geçmişin sevgi dolu, kimi zaman da hüzünlü anılarından beslenip yaşadığı dönemin farkında; hatıralarıyla bunu kaynaştıran karakterler kotarmış. Öykü kişilerinin hemen hepsinin umudunun kaynağında da bu bileşim var. Teyzeler, anneler, çocuklar ve diğer aile fertleri, o özlemden sıyrılmış ve nostalji takıntısı haline getirilmeyen geçmişten aldığı ölçülü destekle yaşıyor. Başka bir deyişle anların kıymetini bilen veya onları hatırlayarak bugün için bir rota çizen karakterlerden söz etmek mümkün. Bu yolda çocuklara bakan büyükler, büyükleri hayranlıkla izleyen çocuklar da mevcut. Onların ortak noktası ise aile; her iki kesim de ailesinden hareketle anlatmaya başlıyor, hayatı oradan kuruyor.

 

 



Geçmiş ve yarın

 

Öykülerinde, acı-tatlı anılarıyla insan hikayeleri anlatan Türker, güzel dünyalara ve yüzde belli belirsiz bir tebessüm yaratan, tortulara ışık tutan hatıra ve yaşanmışlıklara götürüyor okuru. Böylece saf olanın, henüz erişkinliğe adım atmamışların ve zorunluluktan erken erginleşenlerin hayatlarıyla karşılaşıyoruz.



Türker’in karakterleri bazen bocalayıp ikilemlerde kalıyor ama hayatın bir yerine tutunmayı başarıyor, belki de yaşanmışlıklara sığınıyor. Fakat her şartta kendileri olarak varlar. “Zamanı, sonsuz bir kuyuya dönüştüren sessizliği” anlatan Türker, kimi öykülerinde aynı şeyi, konuşkan kahramanları aracılığıyla kotarıyor. Bazen de gözyaşı ve sevinç dolu anlar yardımıyla aynı yere çekiyor okuru. Türker’in bir rüyayı andıran öykülerinde ise kitaba adını veren çimen izinin şaşkınlığı var. Elbette bu da bir yaşanmışlıkla ilgili.



Türker’in öykülerinde, bir insanın kendisini bulmasını sağlayan aile ve o ailenin fertleri ön planda. Aynı zamanda, aileyi aile kılan ev ve ilişkiler de kendine yer buluyor satırlarda. Beri yandan, aile ve ilişkilerin bağlayıcılığının yarattığı sıkışmışlık duygusu da hissediliyor kimi anlarda. Dolayısıyla geçmişini özleyenler de boy gösteriyor kitapta, ondan uzak duranlar da.



Avucumda Çimen İzi, hayatın kilometre taşları olan anlara yoğunlaşan, yaşanmışlıkların kurgulanıp hikayeleştiği bir kitap. Türker, yarına dair umutlar filizlendirirken geriye dönüp bakanların sahne aldığı bir öykü toplamı oluşturmuş. Genellikle kadın ve çocukların el verdiği hikayelerde, tüm sıkıntıların hatıralar zemininde beraberce aşılabileceğini ve mutlu anların da yan yana çoğaltılabileceğini ortaya koyan öykülerle okura seslenen Türker, bu anlamda yaşamdan aldıklarını, metinler yoluyla yaşama yeniden gönderiyor.

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.