Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Barthes'ı nasıl seversiniz?



Toplam oy: 19
Alain Robbe Grillet
Sel Yayıncılık

Şimdi bu yazıya “Barthes’ı Sevmek İçin Bilmem Kaç Neden” minvalinde bir başlık atsaydım, hem Grillet hem de Barthes, öte taraftan sunturlu küfürler savururdu eminim. Hem böyle bir hareket, eleştiri ve kuramın baba isimlerinden Barthes’ın; yazar, yönetmen, “Yeni Roman” akımın kurucusu ve en önde gelen temsilcisi Grillet’nin ağırlılığıyla ters düşerdi.

 

Grillet ile Barthes’ın sıkı dostluğundan söz açmaya gerek yok; her iki isim de bunu Grillet’nin imzasını taşıyan Barthes’ı Niçin Seviyorum? adlı kitapta fazlasıyla açık ediyor zaten. İş öyle boyutlara varıyor ki, Barthes’la Grillet arasında bazen üst perdeden edebi geyikler bile dönüyor. 

 

Grillet’nin Barthes’tan anladığı; ismi geçtiğinde aklına ilk gelen onun yazarlığı, hatta kendi deyişiyle “birçoğunu neredeyse ezberlediği yapıtları.” Fakat kendince bir sorunu da hatırlatıyor: Yazar Barthes ile dost olanını ayırmadaki güçlük! Metnin ya da yazdıklarının karşısındaki Barthes mı yoksa dost Barthes mı? “Barthes’ı niçin seviyorum?” sorusunun yanıtını bulmaya girişen Grillet’nin karnına ağrılar saplanıyor ufaktan. Bu ağrının dermanını “Barthes’ı nasıl seviyorum?” sorusuyla aşmaya çabalıyor. 

 

Grillet sorunun yanıtını ararken oltasına takılanlar erdem, kesinlik, tutarlılık ve bütünlük. Barthes ise “pusla kaplı bellekten” söz ediyor: “Benim bellek yitimimin tam da olumsuz olmayan bir yönü var; benimki, belleğin bir güçsüzlüğü, bir pus. Ben pusla kaplı havayı andıran bir ortamda yaşıyorum, bu ortamda bana sürekli belleğimle mücadele etmem gerektiği duygusu eşlik ediyor.” Bu durum, Barthes’ın roman yazmayı isteyip de yapamayışına yol açan “geniş yüzeye” ve “devamlılığa” ket vurmuş olmasın? 

 

Tutarsızlık demek mümkün değil

 

Grillet’nin Barthes’ı neden ve nasıl sevdiğinin ipuçlarını veren bir başka belirlemesi, onun “insanları şaşırtmasını sağlayan sinsiliği”: Risk almamışları en başa döndüren hatta alt üst eden ve baştan çıkaran sözcük işçiliği biçiminde anlaşılmalı bu sinsilik. 

 

Barthes’ın kaymalara sahip bir düşünür ve yirminci yüzyıl edebiyat eleştirisinde sağlam bir yeri olduğu tartışmasız. Söylediği her söz ve yazdığı her şey tortulaşmaya izin vermeyecek ölçüde hareketli. Ama buna tutarsızlık demek mümkün mü? Kesinlikle değil. 

 

Grillet’nin hayranlık duyduğu bir yön de Barthes’ın yapıtlarının yadsımayı içermemesi. Eh, bunu yaparken söz oyunlarına yeltendiğini, dediklerini tam sonuca vardıracağı anda yeni kapılar açmayı düşündüğünü de unutmamalı. 

 

Grillet’nin içine kurt düşüren ise kadim dostunu parçalara ayırıp incelemenin doğru olup olmadığı. Hayattayken bunu yapsaydı, Barthes’ın kendisini hangi sözcüklerle döveceğini düşünmek bile istemiyor. 

 

Kitapta Barthes’ı enine boyuna kurcalayan Grillet’nin rahat hareket etmesini ve ikide bir “Roland” diye seslenmesini, herhalde aralarındaki bitmez tükenmez dostluğa borçluyuz. Grillet, bunun Barthes’ı doğru değerlendirmesinde sakatlıklar doğurabileceğini bilse de, az biraz tedirginlikle ama mutlu bir şekilde dostunun üstüne gidiyor. 

 

Bu arada Barthes’la ilgili bazı ilginç noktaları da yakalıyor: “Roland Barthes kendini sevmezdi. Belki de kendini seviyordu ama memnun edilmesi çok zor olan ve sürekli hayal kırıklığına uğrayan bir aşkla seviyordu (…) Çevresindekilere sunduğu o sarsılmaz beden, sonsuz bir aldatmaca mıydı? Kuşkusuz değildi! Çünkü şiddetle nefret ettiği şey, bu bedenin kendisiydi: Bu yüce Romalı senatör görüntüsü kendi cübbesinin kıvrımına saklanıyor gibi geliyordu ona; Sokrates’in sıcakkanlı inceliğiyle Buda’nın bilgeliğini birleştiren, düşünceli bir ifadesi olan bu güzel yüz, onun gözünde tedavi edilemez bir kişilik zafiyetinin ve zamanından önce semirmiş bir zevk düşkününün rahatlıkla fark edilen karışımından başka bir şey değildi.” 

 

Aslında Grillet’nin ortaya koyduklarından şu sonucu çıkarmak veya soruya ulaşmak olası: Kuramcı, yazar, dost ve öğretmen Barthes… Hangisini severdiniz? Daha da önemlisi, Barthes’ı nasıl seversiniz?..  

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun