Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bir yanıyla bilimkurgu, diğer yanıyla fantastik



Toplam oy: 167
Algan Sezgintüredi
April Yayıncılık
Düş ile gerçeğin, uzay ile zamanın, geçmiş ile geleceğin iç içe geçtiği ilginç bir roman.

Polisiye kitaplarıyla bilinen Algan Sezgintüredi, bu kez absürt bir romanla okurların karşısına çıkmış. Tür olarak da polisiyenin dışında bir alan seçmiş. Süperben romanının tam olarak hangi türde olduğunu kestirmek zor aslında, okuduktan sonra bile bu konuda insan emin olamıyor.


Algan Sezgintüredi de gerek tür gerekse üslup konusunun üzerinde çok fazla durmadığını, bunlara çok fazla takılmadan asıl anlatmak istediğinin çok başka şeyler olduğunu, nasıl yazdığıyla değil de ne yazdığıyla ilgilenilmesi gerektiğini vurgularcasına, romanın daha ilk sayfasında şöyle yazmış: “İlla müthiş, edebi, vurucu bir başlangıç yapmak gerekmiyormuş. Yapabiliyorsam iyiymiş tabii ama yapamıyorsam zorlamama gerek yokmuş. Kurguya, üsluba hiç takmamalıymışım.”


Süperben’in ilginç bir konusu var. Sadece hayal gücünü değil, her şeyi zorlayan bir konu seçmiş yazar. Emekli olduktan sonra, eşiyle beraber Ege’de küçük bir kasabaya yerleşir Cengiz. Günün çoğunu temiz hava eşliğinde vücut ağrılarını dinleyerek geçirir. Ununu elemiş elekle işi kalmayan bir yurttaştır. Emekliliğin ilk yılları olduğundan henüz araba sileceklerine bulaşmamış, pencereye konan kuşları nizama çekmemiştir. Şimdilik alışma evresindedir. Cengiz’in bu küçük kasabada yakın olduğu tek kişi, İshak Asımoğlu’dur. Küçük bir kahvehane işleten İshak Bey, Cengiz’in kendi seviyesinde gördüğü nadir kişilerdendir. İshak Bey bir akşam Cengiz’i arayarak, dostlarıyla beraber rakı içmeye çağırır. Beklemediği bir davettir Cengiz için, ama yine de gider. Masa kurulur ve sohbet başlar, zaten romanın en önemli kısmı bu uzun bölümde geçer. Masada, Cengiz’in tanımadığı iki kişi daha vardır; bunlar Hacı Veysel ile Nur Abla’dır. İshak Bey dahil bu üç kişi Cengiz’e çok tanıdık gelir. İlerleyen saatlerde nihayet bu üç kişinin kimler olduğunu hatırlar: İshak Asımoğlu, Hacı Veysel, Nur Sultan Leğenci... Bu üç kişinin kimler olduğu, en çok da okurlar için sürpriz olacaktır.


Bu gizemli üç kişinin kimler olduğu ortaya çıktıktan sonra sohbetin seyri bir anda değişir; ve böylece gece boyunca bilimden felsefeye, uzaydan zamana, fizikten siyasete geniş bir konu ağını içeren çok katmanlı bir sohbet başlar. Cengiz’in kafasında ise yığınla soru vardır ve bunları, hayranı olduğu bu üç kişiye sormak ister. Cengiz’in kafasındaki sorular, yapacak hiçbir şeyi olmayıp, günün büyük bölümünü internette uzay belgeselleri izleyerek kafayı kırmış birinin merak ettiği türdendir. Hazır böyle “önemli” üç kişiyi yakalamışken, merak ettiği her şeyi sormak ister. Ama aldığı yanıtlar sınırlıdır. Aynı zamanda dünya dışı varlıklar da olan İshak Bey, Hacı Veysel ve Nur Abla, Cengiz’in kafasındaki soruların da yanıtını bilmektedirler. Ama her ne hikmetse susmayı tercih ederler. Cengiz ise Büyük Filtre teorisinden Karaşef Ölçeği’ne, Büyük Sessizlik’ten Kara Delik’lere, Dyson Küreleri’nden Wow Sinyali’ne kadar deli sorularla kuşatılmış durumdadır.


Gecenin sonunda iyice sarhoş olan Cengiz, uyandığında kendini yatakta bulur, tüm bunların rüya olmasını umar ama gerçek onun beklediği gibi değildir. Durumu kavradığında, çok büyük bir görevle karşı karşıya olduğunu anlar; dünyayı olmasa da yaşadığı kasabayı kurtarması gerekmektedir. Böylece üç dostunun yardımıyla bu büyük görevin altına girer...


Algan Sezgintüredi, Süperben’de, gerek sorduğu sorularla gerekse ele aldığı konularla 21. yüzyıl insanının boğuştuğu sorunları dile getiriyor. Bir yanıyla bilimkurgu, diğer yanıyla fantastik bir zemini olan kitabın Hollywoodvari bir sonu var. Her ne kadar konusu absürt olsa da, sıkışmış ve nefes almakta zorlanan günümüz dünyasının sahip olduğu derin endişeyi merkeze taşıyor. Düş ile gerçeğin, uzay ile zamanın, geçmiş ile geleceğin iç içe geçtiği ilginç bir roman.

 

 

 


 

 

 

Görsel: (kitaptan)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alberto Manguel, edebiyata, tarih boyunca yazılmış olanlara, dünyanın geneline, insanlık haline karşı derin ilgisiyle, kıvrımlı, oyuncu, zengin yazı diliyle çağımızın önemli denemecilerinden biri. Borges’le, ömrünün başında (Borges’e kitap okuyarak) ve sonunda (Arjantin Milli Kütüphanesinin başına geçerek) kurduğu ilişkiyle de, en azından biz meraklılar için, önemli bir geleneğin sürdürücüsü.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.