Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dede Korkut Masalları



Toplam oy: 0
Enver Gökçe
Kavis Kitap

Modern roman Tanzimat’la başladı Türkiye’de. Robert Finn, Türk Romanı adlı çalışmasında Tanzimat romanının sancılarını, emekleme aşamasını tüm açıklığıyla anlatır. Edebiyat bilimi açısından önemsenemeyecek çalışmalardır bunlar ama dönemin toplumsal yapısını başarıyla aktarırlar. İnsanımızın portresini çizer, tüm siyasal gerilimleri aktarır, günlük yaşamın ayrıntılarını verirler.

 

 

Yine romancılığımız da, öykücülüğümüz de kısa zamanda büyük aşama kaydetmiştir. Sözgelimi Halit Ziya gibi bir romancı, Ömer Seyfettin gibi bir öykücü çıkabilmiştir çok geçmeden. Bu yazarlar edebiyatımız için çok önemli bir aşamayı işaret ederler. Bu önemli başarının, ilerlemenin arkasında, bizim kadim anlatı geleneğimiz yatar; roman yoktur ama destansı halk hikâyeleri vardır, öykü yoktur ama koskoca bir masal geleneği vardır. Şiirimizi de, öykümüzü de, romanımızı da bu devasa sözlü edebiyat geleneğine borçlu olduğumuz açıktır.

 

Sözgelimi bir Dede Korkut büyük bir hazinedir. Bunu, bu olağanüstü öykü dünyasının bir yeni baskısı nedeniyle düşündüm. Kavis, bir yeni Dede Korkut kitabı yayınladı; Enver Gökçe’nin kaleminden Dede Korkut Masalları… Kitabı okuyunca nasıl ferahladığımı anlatamam. Enis Batur’un bir yerde söylediği bir söz vardır hani, sözcük sözcük anımsayamam, ama yorulduğunda, kirlendiğinde Karacaoğlan’ı yeniden okuyarak arındığını söylüyordu orada Batur. Enver Gökçe’nin kaleminden çıkmış Dede Korkut’u okuyunca bu duyguyu yaşadım, insan kendi dilinin bunca güzel kullanıldığı bir metni okuyunca kendini nasıl iyi hissediyor. Sözcükler şakıyor, kokuyor adeta:

 

 

Uyku almış gözlerini aç oğul / Tatlı canın seyranda mı koç oğul / Öz gövdende canın var mı, de bana / Akmaz olsun akar suyun Kazılık / Taşa dönsün al geyiğin, sığının / Kaçar iken kaçmaz olsun / Kara otun bitmez olsun Kazılık / Hey dağ, yüce dağ, gölgelice dağ / Oğul oğul aslandan mı / Oğul oğul kaplandan mı / Nerden geldi ne bileyim / Bana gelsin sana gelen kadalar / Ne bileyim vay kurban / Ağız-dilden bir haber ver / Öz gövdende canın var mı?

 

 

Enver Gökçe, Dede Korkut Masalları’nı 1968’de yayınlamış, Aydın Tataroğlu takma adıyla, kitabı o günlerin meşhur Keloğlan Yayınevi basmış. 

 

 

Enver Gökçe, yaşamı boyunca çile çekmiş, parasız kalmış, bitmek bilmez soruşturmalardan, korkunç işkencelerden geçmiş/geçirilmiş bir aydınımız. 1940 kuşağının devrimci şairlerinden, Türkiye’de özellikle 12 Eylül’den hemen sonra adı bir efsane gibi anılır, şiirlerinden yapılmış şarkılar gizli saklı çoğaltılıp dinlenirdi. Dede Korkut’u Aydın Tataroğlu adıyla yayınlaması anlaşılır. 

 

 

Fakat kitabın bugüne kadar gün yüzüne çıkarılmamış olması anlaşılır gibi değildir. Öyle ki, kitap –Keloğlan Yayınevi’nin çevresinde önemli aydınlar bulunurdu, yani bu kitaplar o dönemde haberdar olunmayacak türden değildi- 68’den bugüne bir kez daha yayınlanmadığı gibi Dede Korkut’la ilgili kaynaklarda da anılmamış. Oysa günümüzün diline aktarılan Dede Korkut’lar içinde en başarılılarından, en güzellerinden biri (aklıma Erdal Öz ve Adnan Binyazar’ın kaleminden çıkmış Dede Korkut’lar geliyor; iki başarılı örnek) bana kalırsa.

 

Kavis’in gün yüzüne çıkarıp yeniden bastığı Dede Korkut Masalları’nın önsözünü değerli edebiyatçımız Öner Ciravoğlu yazmış. Gökçe’nin, metin için Türkmenistan varyantını temel aldığını belirttikten sonra şunları söylüyor Ciravoğlu: “Peki nedir bu susuş kumkuması? Bunun yanıtını Enver Gökçe’nin toplumsal olaylara karşı saygın duruşunda aramak gerekir diye düşünüyorum. O çileli yaşamında kendi şiir dünyasını, uğrunda acılara katlandığı halkının yüreğinde filizlenen türkülerine, geleneklerine, anlatılarına yaslanarak kurmuştur. Bu şiir dünyasının bir yan verimi olan bu derlemede de Dede Korkut Masalları’ndan günümüze taşınan insanlık ülküsü vurgulanmıştır. Enver Gökçe’ye yakışanı da elbette budur.”

 

 

Ciravoğlu’nun dediği gibi, Dede Korkut Masalları, Gökçe’nin yararlandığı halk kaynaklarını da gösteriyor, böylece bu önemli şairimizi biraz daha yakından tanıma olanağı bulmuş oluyoruz. Gökçe’yi “Böğürtlen Köklerinden Yarpuzlardan” şiiriyle analım, hem ona, hem koca Dede Korkut’a selam olsun:

 

 

Böğürtlen / Köklerinden / Yayla / Çiçeklerinden / Ve de / Yarpuzlardan / Pırıl / Pırıl / Cam / Gibi / Serin / Sulardan / Doğar / Çemişgezek / Suyu / İçinde / Gezer / Üçbuçuk / Dört / Kiloluğu / Alabalığın / Alabalık / Kılçıksız / Lop / Bir / Ettir / Ve / Tadına / Doyum / Olmaz / Ve / Serin / Suyu / Sever / Gazel / Dökümü / Başladı / Tümcek / Yaylıma / Çıktılar / Kızartılı / Pullarıyla / Ve / Yalarlar / Taşları /Yosunları.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Karlar Eridiğinde, Willo adlı bir çocuğun “kendi sesini bulmasının” öyküsü. 14 yaş ve üzerine hitap eden roman, bir yaş dönümü öyküsü gibi okunabiliyor fakat aslında “çocuk” olmanın mümkün olmadığı bir dünya resmediyor. Açlıktan ölen bebeklerin, derisi yüzülmüş cesetlerin ve işkenceye uğrama ya da donarak ölme ihtimalinin köşebaşında beklediği bir yer burası.

Fantastik edebiyatın tarihe ismini gerçeküstü alfabelerle yazmış olanları, yeni gelenlere iki şey yaptı: İyilik ve kötülük. Onların açtığı yolda ilham ya da güç alarak çıkan yeni ve başarılı isimler ve onlara önyargıyla bakacak okuyucular. Bu noktada ister inanın ister inanmayın tutkulu bir fantazya okuyucusunu etkilemek pek kolay değildir.

1970 Luanda doğumlu Gonçalo Manuel Tavares, Portekiz’in edebiyat dünyasına armağan ettiği parlak bir yazar olarak gösteriliyor. Edebiyat kariyerine 2001’de başlayan Tavares’in roman, şiir, tiyatro oyunu ve çeşitli anlatılardan oluşan kitapları 36 dile çevrilmiş, 51 ülkede yayımlanmış ve farklı ülkelerde pek çok saygın edebiyat ödülüne değer bulunmuştu.

Bir manifesto nedir? Varolan, düzene uygun giden bir durumun ilanı mı, yoksa varolana karşı bir isyan, bu varolandan bir dışarıya çıkış mı? Kuşkusuz bir durum tespiti ve buna karşı bir değişimi davet eden bir tarafı var manifestonun.

Yeni bir yazarla tanışmak, oldum olası heyecanlandırmıştır beni. Yeni yazardan kastım, ilk eserini yayımlamış bir yazar değil tabii. Hatırı sayılır, önemli yapıtlara imza atmış olmasına rağmen, benim ilk defa bir eserini okuma fırsatı yakaladığım yazarlardan bahsediyorum. Çünkü okuduğunuz o ilk kitap hoşunuza gitmemişse, yazarın diğer kitaplarına önyargıyla yaklaşabiliyorsunuz kimi zaman.

Söyleşi

Ömer Durmaz ile söyleşi:


“Tasarım ve yaratıcılık artık herkesin ihtiyacı”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.