Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dede Korkut Masalları



Toplam oy: 276
Enver Gökçe
Kavis Kitap

Modern roman Tanzimat’la başladı Türkiye’de. Robert Finn, Türk Romanı adlı çalışmasında Tanzimat romanının sancılarını, emekleme aşamasını tüm açıklığıyla anlatır. Edebiyat bilimi açısından önemsenemeyecek çalışmalardır bunlar ama dönemin toplumsal yapısını başarıyla aktarırlar. İnsanımızın portresini çizer, tüm siyasal gerilimleri aktarır, günlük yaşamın ayrıntılarını verirler.

 

 

Yine romancılığımız da, öykücülüğümüz de kısa zamanda büyük aşama kaydetmiştir. Sözgelimi Halit Ziya gibi bir romancı, Ömer Seyfettin gibi bir öykücü çıkabilmiştir çok geçmeden. Bu yazarlar edebiyatımız için çok önemli bir aşamayı işaret ederler. Bu önemli başarının, ilerlemenin arkasında, bizim kadim anlatı geleneğimiz yatar; roman yoktur ama destansı halk hikâyeleri vardır, öykü yoktur ama koskoca bir masal geleneği vardır. Şiirimizi de, öykümüzü de, romanımızı da bu devasa sözlü edebiyat geleneğine borçlu olduğumuz açıktır.

 

Sözgelimi bir Dede Korkut büyük bir hazinedir. Bunu, bu olağanüstü öykü dünyasının bir yeni baskısı nedeniyle düşündüm. Kavis, bir yeni Dede Korkut kitabı yayınladı; Enver Gökçe’nin kaleminden Dede Korkut Masalları… Kitabı okuyunca nasıl ferahladığımı anlatamam. Enis Batur’un bir yerde söylediği bir söz vardır hani, sözcük sözcük anımsayamam, ama yorulduğunda, kirlendiğinde Karacaoğlan’ı yeniden okuyarak arındığını söylüyordu orada Batur. Enver Gökçe’nin kaleminden çıkmış Dede Korkut’u okuyunca bu duyguyu yaşadım, insan kendi dilinin bunca güzel kullanıldığı bir metni okuyunca kendini nasıl iyi hissediyor. Sözcükler şakıyor, kokuyor adeta:

 

 

Uyku almış gözlerini aç oğul / Tatlı canın seyranda mı koç oğul / Öz gövdende canın var mı, de bana / Akmaz olsun akar suyun Kazılık / Taşa dönsün al geyiğin, sığının / Kaçar iken kaçmaz olsun / Kara otun bitmez olsun Kazılık / Hey dağ, yüce dağ, gölgelice dağ / Oğul oğul aslandan mı / Oğul oğul kaplandan mı / Nerden geldi ne bileyim / Bana gelsin sana gelen kadalar / Ne bileyim vay kurban / Ağız-dilden bir haber ver / Öz gövdende canın var mı?

 

 

Enver Gökçe, Dede Korkut Masalları’nı 1968’de yayınlamış, Aydın Tataroğlu takma adıyla, kitabı o günlerin meşhur Keloğlan Yayınevi basmış. 

 

 

Enver Gökçe, yaşamı boyunca çile çekmiş, parasız kalmış, bitmek bilmez soruşturmalardan, korkunç işkencelerden geçmiş/geçirilmiş bir aydınımız. 1940 kuşağının devrimci şairlerinden, Türkiye’de özellikle 12 Eylül’den hemen sonra adı bir efsane gibi anılır, şiirlerinden yapılmış şarkılar gizli saklı çoğaltılıp dinlenirdi. Dede Korkut’u Aydın Tataroğlu adıyla yayınlaması anlaşılır. 

 

 

Fakat kitabın bugüne kadar gün yüzüne çıkarılmamış olması anlaşılır gibi değildir. Öyle ki, kitap –Keloğlan Yayınevi’nin çevresinde önemli aydınlar bulunurdu, yani bu kitaplar o dönemde haberdar olunmayacak türden değildi- 68’den bugüne bir kez daha yayınlanmadığı gibi Dede Korkut’la ilgili kaynaklarda da anılmamış. Oysa günümüzün diline aktarılan Dede Korkut’lar içinde en başarılılarından, en güzellerinden biri (aklıma Erdal Öz ve Adnan Binyazar’ın kaleminden çıkmış Dede Korkut’lar geliyor; iki başarılı örnek) bana kalırsa.

 

Kavis’in gün yüzüne çıkarıp yeniden bastığı Dede Korkut Masalları’nın önsözünü değerli edebiyatçımız Öner Ciravoğlu yazmış. Gökçe’nin, metin için Türkmenistan varyantını temel aldığını belirttikten sonra şunları söylüyor Ciravoğlu: “Peki nedir bu susuş kumkuması? Bunun yanıtını Enver Gökçe’nin toplumsal olaylara karşı saygın duruşunda aramak gerekir diye düşünüyorum. O çileli yaşamında kendi şiir dünyasını, uğrunda acılara katlandığı halkının yüreğinde filizlenen türkülerine, geleneklerine, anlatılarına yaslanarak kurmuştur. Bu şiir dünyasının bir yan verimi olan bu derlemede de Dede Korkut Masalları’ndan günümüze taşınan insanlık ülküsü vurgulanmıştır. Enver Gökçe’ye yakışanı da elbette budur.”

 

 

Ciravoğlu’nun dediği gibi, Dede Korkut Masalları, Gökçe’nin yararlandığı halk kaynaklarını da gösteriyor, böylece bu önemli şairimizi biraz daha yakından tanıma olanağı bulmuş oluyoruz. Gökçe’yi “Böğürtlen Köklerinden Yarpuzlardan” şiiriyle analım, hem ona, hem koca Dede Korkut’a selam olsun:

 

 

Böğürtlen / Köklerinden / Yayla / Çiçeklerinden / Ve de / Yarpuzlardan / Pırıl / Pırıl / Cam / Gibi / Serin / Sulardan / Doğar / Çemişgezek / Suyu / İçinde / Gezer / Üçbuçuk / Dört / Kiloluğu / Alabalığın / Alabalık / Kılçıksız / Lop / Bir / Ettir / Ve / Tadına / Doyum / Olmaz / Ve / Serin / Suyu / Sever / Gazel / Dökümü / Başladı / Tümcek / Yaylıma / Çıktılar / Kızartılı / Pullarıyla / Ve / Yalarlar / Taşları /Yosunları.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İnsan sevdiklerini kaybettikçe hayat aynı şekilde devam etmez. Sadece birey olarak değişmez insan, bütün ilişkileri değişir; dostlar arasında ve aile içinde de tüm dengeler farklılaşır. Barbaros Altuğ Biz Burada İyiyiz adlı romanında ölüm sonrasında değişen rolleri, değişen duyguları anlatıyor.

 

Raymond Carver için ölmekte olan bir edebi türü canlandırmayı başaran sayılı çağdaş kısa öykü yazarından biri deniliyor. Parası olmayan insanların geçim derdinden kurtulamadığı, hayatın dokusuna sinmiş monotonluktan kaçamadığı, çok iyi bildiği bir evreni anlatıyor. Kolay değil, on dokuz yaşında evlenmiş, yirmi yaşında iki çocuk babasıymış!

Edebiyatın ortaya çıkışından bu yana hep gündemde kalan konulardan birisi baba-oğul ilişkisidir. Bu konuda Sophokles’in Kral Oidipus’undan başlayıp, Shakespeare’in Hamlet’i ile devam edip, Dostoyevski, Turgenyev, Charles Dickens uğraklarından Kafka’ya çıkar.

Buz’u elime alıp okumaya başladığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. İngiliz yazar Anna Kavan’ın herhangi bir eserini daha önce okumamıştım, ama Everest Yayınları bu kitabı modern klasikler dizisine almıştı.

Bilimkurgu ya da fantazya türlerinin uzun zamandır güncelliğini yitirmeyen "kaçış edebiyatı"nı temsil edip etmediğiyle ilgili tartışmaları yeniden üretmeden, hayal gücünün olanaklarını nasıl çoğalttığının altını çizebilmek, şimdilerde Darwinya'yı, bir zamanlar Isengard'ı ya da Simeranya'yı yaşadığımızın en önemli kanıtı gibi.

Söyleşi

Georges Simenon ile söyleşi: "Bir yazar asla mutlu olamaz"

 

Carvel COLLINS

 

ŞahaneBirKitap

Karşılıksız aşk bir yana, imkansız aşkı kim yaratır ki toplumsal kodlardan başka? İnsanın varlığının her zerresinde duyumsadığı kaşılıklı arzu ve ihtiyacı, toplumun değer yargıları yargılayıp suçlu buluyorsa eğer, kendi mütevazı yaşamını bir efsaneye dönüştüren güce, her şey olup bittiğinde herkes saygı duyacaktır.

FikriSabit

Elimde şahane bir kitap var. Garip'in yıllar sonra yapılmış bir tıpkıbasımı. Garip'e bir saygı duruşu.

İki Garip şairin hikayesini anlatıyordu Kelebeğin Rüyası; Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur'un yaşam hikayesini. Hiç unutamadığım bir sahne; bir hastane koğuşunda, Muzaffer Tayyip Uslu amansız hastalığıyla baş etmeye çalışırken yanında öğretmeni Behçet Necatigil bekler ve Rüştü Onur gelir heyecanla. Elinde bir kitap vardır. Öyle bir kitap ki, Muzaffer'i ayağa kaldıracaktır.