Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dede Korkut Masalları



Toplam oy: 539
Enver Gökçe
Kavis Kitap

Modern roman Tanzimat’la başladı Türkiye’de. Robert Finn, Türk Romanı adlı çalışmasında Tanzimat romanının sancılarını, emekleme aşamasını tüm açıklığıyla anlatır. Edebiyat bilimi açısından önemsenemeyecek çalışmalardır bunlar ama dönemin toplumsal yapısını başarıyla aktarırlar. İnsanımızın portresini çizer, tüm siyasal gerilimleri aktarır, günlük yaşamın ayrıntılarını verirler.

 

 

Yine romancılığımız da, öykücülüğümüz de kısa zamanda büyük aşama kaydetmiştir. Sözgelimi Halit Ziya gibi bir romancı, Ömer Seyfettin gibi bir öykücü çıkabilmiştir çok geçmeden. Bu yazarlar edebiyatımız için çok önemli bir aşamayı işaret ederler. Bu önemli başarının, ilerlemenin arkasında, bizim kadim anlatı geleneğimiz yatar; roman yoktur ama destansı halk hikâyeleri vardır, öykü yoktur ama koskoca bir masal geleneği vardır. Şiirimizi de, öykümüzü de, romanımızı da bu devasa sözlü edebiyat geleneğine borçlu olduğumuz açıktır.

 

Sözgelimi bir Dede Korkut büyük bir hazinedir. Bunu, bu olağanüstü öykü dünyasının bir yeni baskısı nedeniyle düşündüm. Kavis, bir yeni Dede Korkut kitabı yayınladı; Enver Gökçe’nin kaleminden Dede Korkut Masalları… Kitabı okuyunca nasıl ferahladığımı anlatamam. Enis Batur’un bir yerde söylediği bir söz vardır hani, sözcük sözcük anımsayamam, ama yorulduğunda, kirlendiğinde Karacaoğlan’ı yeniden okuyarak arındığını söylüyordu orada Batur. Enver Gökçe’nin kaleminden çıkmış Dede Korkut’u okuyunca bu duyguyu yaşadım, insan kendi dilinin bunca güzel kullanıldığı bir metni okuyunca kendini nasıl iyi hissediyor. Sözcükler şakıyor, kokuyor adeta:

 

 

Uyku almış gözlerini aç oğul / Tatlı canın seyranda mı koç oğul / Öz gövdende canın var mı, de bana / Akmaz olsun akar suyun Kazılık / Taşa dönsün al geyiğin, sığının / Kaçar iken kaçmaz olsun / Kara otun bitmez olsun Kazılık / Hey dağ, yüce dağ, gölgelice dağ / Oğul oğul aslandan mı / Oğul oğul kaplandan mı / Nerden geldi ne bileyim / Bana gelsin sana gelen kadalar / Ne bileyim vay kurban / Ağız-dilden bir haber ver / Öz gövdende canın var mı?

 

 

Enver Gökçe, Dede Korkut Masalları’nı 1968’de yayınlamış, Aydın Tataroğlu takma adıyla, kitabı o günlerin meşhur Keloğlan Yayınevi basmış. 

 

 

Enver Gökçe, yaşamı boyunca çile çekmiş, parasız kalmış, bitmek bilmez soruşturmalardan, korkunç işkencelerden geçmiş/geçirilmiş bir aydınımız. 1940 kuşağının devrimci şairlerinden, Türkiye’de özellikle 12 Eylül’den hemen sonra adı bir efsane gibi anılır, şiirlerinden yapılmış şarkılar gizli saklı çoğaltılıp dinlenirdi. Dede Korkut’u Aydın Tataroğlu adıyla yayınlaması anlaşılır. 

 

 

Fakat kitabın bugüne kadar gün yüzüne çıkarılmamış olması anlaşılır gibi değildir. Öyle ki, kitap –Keloğlan Yayınevi’nin çevresinde önemli aydınlar bulunurdu, yani bu kitaplar o dönemde haberdar olunmayacak türden değildi- 68’den bugüne bir kez daha yayınlanmadığı gibi Dede Korkut’la ilgili kaynaklarda da anılmamış. Oysa günümüzün diline aktarılan Dede Korkut’lar içinde en başarılılarından, en güzellerinden biri (aklıma Erdal Öz ve Adnan Binyazar’ın kaleminden çıkmış Dede Korkut’lar geliyor; iki başarılı örnek) bana kalırsa.

 

Kavis’in gün yüzüne çıkarıp yeniden bastığı Dede Korkut Masalları’nın önsözünü değerli edebiyatçımız Öner Ciravoğlu yazmış. Gökçe’nin, metin için Türkmenistan varyantını temel aldığını belirttikten sonra şunları söylüyor Ciravoğlu: “Peki nedir bu susuş kumkuması? Bunun yanıtını Enver Gökçe’nin toplumsal olaylara karşı saygın duruşunda aramak gerekir diye düşünüyorum. O çileli yaşamında kendi şiir dünyasını, uğrunda acılara katlandığı halkının yüreğinde filizlenen türkülerine, geleneklerine, anlatılarına yaslanarak kurmuştur. Bu şiir dünyasının bir yan verimi olan bu derlemede de Dede Korkut Masalları’ndan günümüze taşınan insanlık ülküsü vurgulanmıştır. Enver Gökçe’ye yakışanı da elbette budur.”

 

 

Ciravoğlu’nun dediği gibi, Dede Korkut Masalları, Gökçe’nin yararlandığı halk kaynaklarını da gösteriyor, böylece bu önemli şairimizi biraz daha yakından tanıma olanağı bulmuş oluyoruz. Gökçe’yi “Böğürtlen Köklerinden Yarpuzlardan” şiiriyle analım, hem ona, hem koca Dede Korkut’a selam olsun:

 

 

Böğürtlen / Köklerinden / Yayla / Çiçeklerinden / Ve de / Yarpuzlardan / Pırıl / Pırıl / Cam / Gibi / Serin / Sulardan / Doğar / Çemişgezek / Suyu / İçinde / Gezer / Üçbuçuk / Dört / Kiloluğu / Alabalığın / Alabalık / Kılçıksız / Lop / Bir / Ettir / Ve / Tadına / Doyum / Olmaz / Ve / Serin / Suyu / Sever / Gazel / Dökümü / Başladı / Tümcek / Yaylıma / Çıktılar / Kızartılı / Pullarıyla / Ve / Yalarlar / Taşları /Yosunları.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ted Chiang, çağdaş spekülatif kurgu alanında Neil Gaiman ve China Miéville’den sonra adından sıkça söz ettiren yazarların başında geliyor. Onun alametifarikası ise öykücü olması. Chiang, çağdaşları gibi kalın romanlara imza atmak yerine kimi zaman kısa öyküler, kimi zaman kısa roman da denebilecek uzun öyküler kaleme alarak, özellikle bilimkurgu türünde kendine ait bir konum edinmiş durumda.

Ekmek Fabrikası Tanrıçası Fulya Özlem'in Pan Yayıncılık tarafından yayımlanan ilk kitabı. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten sonra aynı bölümde yüksek lisansını tamamlayan Özlem, akademik kariyeri bir yana, aslında bir müzisyen. Şarkıcılığı ve söz yazarlığı ile hitap ettiği dinleyicilerine öyküleri ile okurlarını da katıyor şimdilerde.

Herkes hatıraları kadardır. Biri bu sözü çok önceden söylemiş olmalı; eğer söylenmediyse yaşadıklarımızın arkasında, önünde, yanında durmayı asla becerememişiz demektir. Kimi hatıralar yalnızca kişinin kendi mutluluklarıyla, kederleriyle unutulmazlar arasına girer. Kimi hatıralarsa psikolojiyi altüst eden trajedilerden, facialardan, felaketlerden nemalanır ve ömür boyu başa illet olur.

Murakami dünyasına bir kere adım attınız mı, orayı hep özlüyor ve oraya tekrar tekrar dönmeyi istiyorsunuz.

Norveç edebiyatının yükselişe geçtiği bir döneme tanıklık ediyoruz. Özellikle Karl Ove Knausgaard’un Kavgam serisi, edebiyat alanında sansasyon yaratırken, kısa sürede dünya çapında bir fenomene dönüştü. Ardından Norveçli diğer yazarlar da tanınmaya, görünürlükleri artmaya başladı.

Söyleşi

Tolunay Bayram ile söyleşi:


“Diller hakkındaki en büyük gizemlerden biri de, onların nasıl konuşuluyor olduğu.”

 

Ece KARAAĞAÇ

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.