Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Dikkat Burroughs var! (II)



Toplam oy: 12
Carlos Fuentes
Can Yayınları

Nerede kalmıştık?.. Çılgın yazarımız Burroughs, “cut-up” tekniğiyle kaleme aldığı roman dizisinin ilk kitabı Yumuşak Makine’de bünyemizi epey hırpalamıştı. Art arda eklediği bant kayıtları, bizi hafif şizofrenik tatta ufaktan “zehirlerken” ikinci kitap Patlamış Bilet’te deneyselliğini sürdürüp kafamızı dumanlamaya devam ediyor. 

 

Burroughs’un bol bol iç ses üretip okura dinlettiği romanda, Nova gezegenine sürüklenen bizlere buranın düsturunu açıklar: “Daima mümkün olduğunca çok sayıda, çözülemez çatışma yarat ve var olan çatışmaları daima kızıştır.” 

 

Kitapta kimin nerede olduğundan çok, kişilerin kendini nerede bulduğu ya da nerede olduğunu kestirmeye çalışması öne çıkıyor. Kitaptaki yer bir uzay boşluğu, yatak odası, herhangi bir köprünün ayağı veya bir karakol olabilir. Aslında iç sesi izlemek önemli her zaman. 

 

Burroughs’un fantastik evren kurgusu etrafında dönüp duran anlatı ya da iç seslerde, kulağımıza çalınan Bradly, Lykin ve Ali gibi pek çok isim bulunsa da belli bir yerden sonra adlar ve onların yaptıklarından öte, her sayfada okuyanı oradan oraya savuran sürükleniş ağır basıyor. 

 

Kayda aldıklarını dinleyip yazıya geçirirken Burroughs’un sözün büyüsüne kapıldığı ve damarlarında dolanan uyuşturucuyla beraber bundan büyük keyif aldığı da ortada. İllüzyona kapılıp gidiyor belli ki: Söz ve renklerden oluşan bir illüzyon bu: “Söz beyinde imajı canlandırır, öyle değil mi? Deneyin, ekrana bir imaj bandı koyun ve herhangi bir ses bandıyla eşliklendirin. Şimdi ses bandını tekrar tek başına çalın ve imaj bandının eksiğini tamamladığını görün. Ee? Söz nedir? Efsun, efsun, illüzyon… Sözü silip atarsanız imaj bandı da birlikte gider. Renk olmadan bir imaj olabilir mi sizce?” 

 

Burroughs’un, “gerçeklik tezgâhını” dağıtmak adına elinden geleni ardına koymadığını görüyoruz. Bir bakıma gerçeklik çetesiyle dalaşan ve huyu bozuk bir adam var karşımızda. “Saniyede 35 karelik zührevi hastalık filmleri” ya da “banknotların buharlaştığı mavi sis” hep bu dalaşmanın ürünü. 

 

Kayıtçımız, kartların dağıtılıp oyunun döneceği masaya oturmaya niyetlenenlere uyarılar da gönderiyor: Konuşma, oynama ve sadece seyret; ta ki bütün kural ve cezaların alayını ve tezgâhını öğrenene kadar. Hayatta bütün eylemlerin yazıldığı o kartları görmenin koşulu ise seyretmeyi öğrenmek. 

 

Masaya oturup oyuna başlandığında, hayatın kapısı da aralanmış oluyor ve kayıt asıl o zaman başlıyor; Burroughs burada araya giriyor: “Kafanızdakini çıkarıp cihazlara kaydedin. Konuşmayı ve tartışmayı kesin. Bırakın cihazlar konuşsun ve tartışsın. Teyp cihazı, insan sinir sisteminin dışarıda cisimleşmiş bir bölümüdür.” Yani, bilincin altı üstüne gelsin! 

 

Burroughs, “gördüğümüz şeyi büyük ölçüde işittiklerimiz belirler” diyerek teyplerin başında saatlerini harcayıp “cut-up” üçlemesini yazıverince, ne tür bir manyaklığın peşinden gittiği etrafa saçılıyor. Burroughs, bizi odaları farklı döşenmiş bir evde dolaştırıyor: Loş ışıkların eşliğinde hangi odadan kimin çıkacağı belli olmayan bu evde, hayli sert bir müzik kulakları deliyor. 

 

Burroughs’un Yumuşak Makine ve Patlamış Bilet’ini okurken önümüzde iki yol var: Ya kitapları elimizin tersiyle iteceğiz ya da içine dalıp kafayı bulacağız… 

 

Bu arada kayıt akıp gidiyor. Üçüncü perdede buluşabilmek üzere… 

 

***

 

Yazının dibine not: “Cut-up” üçlemesinin ilk kitabı Yumuşak Makine, Türkiye’de “muzır” bulunduğundan soruşturma açıldı.Kitap ve dolayısıyla Beat Kuşağı yargılanacak; böylece elli yıl sonra bile, Burroughs ve Beat Kuşağı’nın ne kadar “tehlikeli” olduğu bir kez daha şavullanacak. Eh, kafaların itinayla bulandırılmaya başlandığı bir yerde, “meskûn mahalde ‘muzır’ kitap olmaz” gibi bir sloganın iş tutmasından daha “normal” ne olabilir ki?.. Her şeyimiz gayet “nizami” de Burroughs’un metinleri “ahlaka mugayir” öyle mi? “Burası Türkiye, olur böyle şeyler, takmayın kafanıza!” diyenleri duyar gibiyim…    

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun