Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Doğanın Dili



Toplam oy: 266
Henry David Thoreau
Notos Kitap

Kır havası almak için kentten kaçtığım zaman, adeta başka bir insana dönüşüyorum. Hepimiz için öyle değil midir? Gün bitmek bilmez; günlerin ne kadar uzun olduğuna şaşarak uzayıp giden zamanın tadını çıkarırız. Doğanın dilini keşfetmeye başlarız. Gerçekten, insan ne de olsa doğanın bir ürünüdür ve oraya döndüğü zaman çok sürmez, o eski dilin uğultusunu yeniden duymaya başlar içinde. O uğultu sizi sürekli kendine çağırır; her esinti bir davettir ve insan bu davete uymak için ince bir sızı hisseder göğsünde. Ne yazık ki bir sızıdır bu, evet. Ne de olsa hız kültürüne tutsak edilmiştir insan.

Jack London, Vahşetin Çağrısı adlı kısa romanında doğanın davetine sonunda boyun eğen, “uygar” dünyayı bırakarak oraya, yabanıl yaşama geri dönen o sevimli köpeği ne güzel anlatır. O dil, ilk duyduğunda garipsediği, fakat çok eskilerden, çok uzaklardan anımsadığı o tuhaf dil acaba kime aittir? İnsanın diline benzememektedir, bir uğultu, bir çınlamadır daha çok ama ona, sanki kendinden, kendi içindeki bir yerlerden geliyormuş hissini vermektedir. Ve sonunda her şeyi, tüm uygarlığı geride bırakarak oraya, ait olduğu yabanıl dünyaya döner.

Notos, Amerikan transandantalizminin öncülerinden Henry David Thoreau’nun ünlü Walden yapıtındaki denemelerden bir seçki yayınladı: Nerede ve Ne İçin Yaşadım... Bu duyarlı doğa filozofu, Walden gölü kıyısındaki yabanıl doğada geçirdiği iki yılın ruhsal, düşünsel dökümünü yapmış denemelerinde. O yılların Amerikan kentsoyluları tarafından bir çılgınlık olarak nitelenen bu deneyim kuşkusuz, bir arayışa işaret ediyor. Ruhsal dinginlik arayışı. İnsanın kendi öz yaratıcısına, doğaya dönüşü...

Thoreau, bu başkaldırının verimini not ediyor; denemeler, kır havasının gerekleri ile birlikte her türden doğa keşfinin ipuçlarını barındırıyor:
   
Kış gecelerinde, çoğu kez gündüzlerinde de işittiğim ses, uzaklarda bir yerlerde öten yalnız baykuşun üzgün ama ahenkli ezgisiydi. Öyle bir melodiydi ki, sanki uygun bir mızrapla çalınsa, donmuş toprağı esnetecekti. Bu, Walden Ormanı’nın yerel diliydi. Kuşu hiç görmemiş olsam da seslendirirken ezgisini, çok bildik gelirdi.

Thoreau, daha ilk deneyiminde kavrıyor bunu; doğa, kendine özgü dili konuşuyor. Hiç kuşkunuz olmasın; bugün bizim konuştuğumuz dil, yeryüzünün tüm dilleri bu ilk dilden türemiştir. Onun içinden çıkıp zamanla biçimlenmiş, uğultu, sözcüğe dönüşmüştür. Nasıl düşüncemiz bizim fiziksel varlığımızın bir ürünüyse, elbette dil de öyledir. Dilimizi, doğa öğretmiştir bize. Üstelik en temel duygularımızı da -ki dilimizle ilgili ilk verileri de duygularımız ölçüsünde elde ediyoruz elbette- doğa deneyimimizle biçimlendirmiş olduğumuz açıktır. Thoreau insana özgü duyguları olağanüstü gözlem yeteneği ile anlatıyor “Kış Hayvanları” adlı denemesinde. Sözgelimi tilkinin endişesi, yalnızca sesinden çıkarılıyor:

Bazen, ayın yeri aydınlattığı gecelerde, buz tutmuş kar tabakasının üstünde dolaşarak keklik ya da avlayabilecekleri bir başka hayvan arayan ve orman köpekleri gibi hırıltılı ve delice uluyan tilkileri işitirdim. Sanki bir endişeyi gidermeye ya da bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş gibilerdi.

Doğal yaşam deneyimi, Thoreau’nun Nerede ve Ne İçin Yaşadım’da da ortaya koyduğu gibi, el değmemiş bilgiler kazandırır insana. Hiçbir yerde bulamayacağı, kimseden dinleyemeyeceği bilgiler. Sözgelimi, bir yaban hayvanından korkmak doğaldır, ama bu hayvanın da korkuları olabileceğini öğrenmek bir bilgidir.

Bir süredir dikkat ediyorum; ayak seslerimizi duyar duymaz ortadan kayboluyor yılanlar. Ege’de olmuştu bu; oturup dinleneceğiniz, konuşup güneşleneceğiniz yeri size terk eder yılan. Bu, bilgidir. Uygar dünyanın temsilcisi olanlar için elbette, deneyimle kazanılabilecek bir bilgi.

Bu nedenle Thoreau’nun bize anlattığı Walden deneyimi hem düşünsel açıdan önemli, hem bir edebiyat metni olarak -ki öyle de okunabilir- tadına doyulmaz güzellikte.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gazetecinin Ölümü, ABD ve Türkiye'nin Ortadoğu politikaları üzerine kurgulanmış bir roman. Elçin Poyrazlar, bugünlerde daha da yakıcılaşan bir meseleyi polisiye bir hikaye içinde -siyasi komploları, basiretsiz politikacıları, bağımsızlığını yitirmiş medyası, karanlık ve kirli çıkar ilişkileriyle birlikte- canlandırmış...

 

"Aşk ölçülemez, oysaki ölçüsüz bilim olmaz. Bu sebeple aşkı hep dışarıda bırakmayı seçtim…" (Alfred Kinsey) Kadın orgazmı hiç kuşku yok ki şık bir konu. Onu konuşulmaya ve incelemeye değer kılan şey, kadın bedeninin kendine dair söyleyeceği sözleri olmasıyla ilişkili olmalı.

Kitabın adı ilginç, onu en tepeye not etmek lazım. Adı kadar ilginç olansa Giray Kemer’in ringin içine doldurduğu yaşam. İkinci not: Çıktığınız ring sizi memnun etmese de orada elden geleni yapmalı ve karşınızdakini yenmelisiniz. Oyalanıp vakit kaybettiğince kombine yumrukları yersiniz. Gerçek ve acı.

 

Otuzlarının başında, paranın satın alabildiği her şeye sahip, üstelik yıllarını verdiği hukuk firmasına ortak olmanın eşiğinde bir avukat günün birinde kendini şirketin görkemli lobisinin mermer zeminine çakılmış olarak bulur. Yükselişi her ne kadar epey uzun sürmüşse de yere çakılması hepi topu birkaç saniyesini almıştır sadece.

Hayat klişesiz geçmez. Hatta çoğu kez klişeler bir nevi sosyal arketip olarak iş görüyor. Amerikan filmlerinden gidelim: Arka bahçede kendi kendine beyzbol oynayan çelimsiz oğlan, lisenin popüler kızı, çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmeye ayarlı idealist anne, sosyal hayata uyum sağlayamayan gaziler, zenginleşme hayaliyle çalışan, daha çok çalışan orta sınıf üç çocuklu babalar...

Söyleşi

Alice Munro ile söyleşi: "Yazmadığım zamanlarda da anlattım"

 

STEFAN ASBERG

 

ŞahaneBirKitap

Ne vakit Türk edebiyatının üzerine oturduğu modernleşme endişesi üzerine düşünsem, rüyalarım gelir aklıma. Sözde yetişemediğim hayati sınavlar; kaçırdığım vapurlar, otobüsler; yetiştiremediğim ödevler ve yazılarla dolu, dekoru farklı, ruhu hep aynı rüyalar...

FikriSabit

Tatile çıkacak Avrupalı mayo, bikini, kova kürek takımı ve çoksatan birkaç kitap alır. Tatilin sonuna geldiğinde artık işe yaramayan kitapları da bırakıverir geride. Kitap bir piyasa malı ise sadece, pekala olabilir böyle.

Ah ömrümde duymadığım, duyduğuma da inanamayacağım bir şey: Bilerek unutulan, bilerek bırakılan kitaplar! Nerede oluyor bu yahu, olay İsveç'te falan mı geçiyor derken, anlaşıldı. Bizim ülkemizde gerçekleştiriliyormuş ama Avrupalılar tarafından! Antalya'da bir kitabevi, turistlerin otellerde bıraktıkları kitapları toplayıp daha sonra 1 liraya tekrar satıyormuş.