Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

DündenYarına // Hayata ve edebiyata bakışı etkileyen “diyaloglar”



Toplam oy: 141
Türkçenin modern edebiyatının başlangıcına dair yeni okumalar öneren ufuk açıcı bir kitap.

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri... Hepsinin Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemi edebiyatçıları üzerinde etkisi büyük. Fransız yazarlarını okuyan, beğenen bu nesiller, kendi edebiyatlarında onlarla bir diyaloğa giriyorlar. Bu diyalog hem yeni edebiyatın hem de bu edebiyatı ortaya koyan nesillerin hayata ve edebiyata bakışlarını etkiliyor. İşte Modern Türk Edebiyatının Fransız Kaynakları, modern edebiyatımızın bu dönemine ışık tutan önemli bir çalışma. Bu dönemdeki diyaloğun edebiyatçılar üzerindeki yansımalarını bize doğrudan açık eden günümüzde çok fazla kaynak yok. Bu sebeple Gül Mete Yuva'nın çalışması ayrıca bir değer taşıyor.

Türkçenin modernist edebiyatı olarak nitelenen, Edebiyat-ı Cedide olarak da adlandırılan 19. yüzyıl sonu Servet-i Fünun kuşağını merkeze alan çalışmada, bu nesille birlikte daha önce Tanzimat kuşağıyla başlayan Fransız edebiyatıyla diyaloğun nasıl doğrudan bir ilişkiye ve hatta bunu sahiplenmeye döndüğünü öğreniyoruz. Servet-i Fünun kuşağının şiirde ve nesirde iki temsilcisi, Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil'in Fransız edebiyatıyla ilişkisine kitapta ayrıca yer verilmiş. Fikret'in şiirlerinin Alfred de Musset, Victor Hugo, François Coppée ve Charles Baudelaire'in eserleriyle arasındaki ilişkiler, Fikret'in eserlerinde onlardan aldığı ile kendi eseri arasında kurduğu sentezle birlikte verilmiş, gösterilmiş. Gösterilmiş, diyorum çünkü Gül Mete Yuva, her fikrini alıntılarla ispatlayarak edebiyattaki etkileşimin bir eserde kendine has bir unsur olarak nasıl varolduğu meselesini de bu şekilde ortaya koymuş. Kitabın yaklaşımındaki temel unsur da bu zaten: Bir edebi eser, başka edebi eserlerle her zaman etkileşim içindedir, ancak bu etkileşim sadece bir taklitten ibaret değildir. Bu sebeple kitap, modern edebiyatımızın bir “taklit” fikriyle başlaması fikrine de temelden bir eleştiri getirilmektedir.

Halit Ziya'nın iki meşhur romanının, Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu'nun ele alındığı bölüm, Türkçede romanın kurucu figürü olan Halit Ziya'yı anlamak açısından büyük önem taşıyor. Bu bölümde özellikle André Theuriet ile Halit Ziya arasında kurulan ilişki, çarpıcı örneklerden biri: "1874'te André Theuriet, ‘Mavi ve Siyah -Gerçek Hayatın Şiirleri-’ başlığını taşıyan şiir kitabını Paris'te yayımlar. Theuriet -adı günümüzde unutulmuş olsa da- yaşadığı dönemde ünlü bir yazar. Fransız Akademisi üyesi olarak seçilmiş, şiir kitaplarının yanı sıra sayıları kırkı aşan roman ve hikâye yazmış. Halit Ziya'nın André Theuriet'yi okuduğunu, yazarın 'Mavi Kelebekler' başlığını taşıyan hikâyesini Türkçeye çevirmiş olmasından biliyoruz. Theuriet'nin ‘Mavi ve Siyah’ta, 'gerçek hayat' olarak nitelendirdiği konular daha çok gündelik hayatı ve esas olarak köy hayatı ve doğa sevgisi üzerine kurulmuş. Dolayısıyla bu yapıtın içerik açısından Ahmet Cemil'in hayallerine cevap verdiğini söyleyemeyiz. Ancak, Theuriet'nin kitabının başında yer alan, o dönemin modası olan okura seslenen şiir, Ahmet Cemil'in şairlik deneyiminin, başka bir deyişle Mai ve Siyah'ın özeti gibidir: “Okurlarıma/ Kitabım adeta kararsız bir sema,/ Rüzgârla hareketlenen sisin/ Bıraktığı kimi boşluklarda/ Uçuk mavilikler görülüyor.// Arzular, zamanla gelen pişmanlıklar;/ Mavi hülyalar ve siyah düşünceler,/ Işık ve karanlığın hareketinde/ Beraber kanat çırpıyor.// Bazen, doğan şafak gibi,/ Bir aşk hatırası renklendirir/ Bulutlu o koyu gökyüzünü;// Birdenbire... Ey büyü! Ey sihir!/ Aydınlanıyor derken... her şey kararır/ Ansızın bir gözyaşı fırtınasıyla."

Modern Türk Edebiyatının Fransız Kaynakları, Türkçenin modern edebiyatının başlangıcına dair yeni okumalar öneren ufuk açıcı bir kitap. Benzeri nice çalışmalara...

 


 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Büyülü gerçekçilik denince akla ilk gelen yazarlardan olan Dino Buzzati’nin yüz elli altı mikro metinden oluşan Tam O Anda kitabı, geçtiğimiz günlerde Eren Cendey’in harika çevirisiyle yayımlandı.

Gökçe isimli bir kadın düşünün; bugün 34 yaşında olsun.

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm.

Adını, polisiye edebiyatın başyapıtları arasında geçen Postacı Kapıyı İki Kere Çalar romanı ile duyuran James M. Cain, Mildred Pierce romanında ise bambaşka bir kimlikle çıkıyor karşımıza. Mildred Pierce, Amerika’yı sarsan ekonomik kriz yıllarında bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlatan bir roman.

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.