Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

DündenYarına // Sevgi Soysal’ın TRT Günleri



Toplam oy: 32
Sevgi Soysal // Der. İpek Şahbenderoğlu
İletişim Yayıncılık
Sevgi Soysal külliyatının tamamlanması demek Türkçenin edebiyat tarihinde önemli bir yerin doldurulması demek…

Türkçenin büyük yazarlarının külliyatlarını tamamlamak, gerek edebiyat tarihimiz gerekse eleştiri tarihimiz içerisindeki topyekûn yerini belirlemek zaruri bir iş olarak duruyor bugünlerde... Hal böyleyken, Sevgi Soysal gibi Türkçeye eşsiz eserler kazandırmış bir yazarımızın Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri ile başlayan ve yakın bir zaman önce çıkan Venüslü Kadınların Serüvenleri: TRT Günleri kitabıyla devam eden yayımlanma süreci, son derece sevinç verici.



Sevgi Soysal’ın 1965-1971 yılları arasında TRT’de çalıştığı dönemde kaleme aldığı oyun, makale ve yazılarını bir araya getiriyor Venüslü Kadınların Serüvenleri; bir tiyatro oyunu, beş radyo oyunu, radyo programcılığı üzerine yazıları ve Yürümek romanının toplatılması üzerine kaleme aldığı “Bir Romanı Hatırlamak: Yürümek”i kapsayan bu kitap Sevgi Soysal’ın sonraki yıllardaki edebiyatına ilmekler atıyor.



Eserlere tek tek bakmak gerekirse... “Venüslü Kadınların Serüvenleri”, Kadınlar ve Erkekler dünyasında Sevgi Soysal’ın her zaman yaptığı gibi eril bir dünyaya meydan okumanın, iktidarın erilliğinin, eşitsizliğin ve adaletsizliğin altını çizen bir oyun. Oyunda Kadınlar’ın kadınlara yaptıkları, kadının kadın üzerinde kurduğu eril tahakkümün yansıtılması özellikle dikkate değer. Bilgeliği ısrarla öne çıkarmaya çalışan bir Kadın yerine bu kadınla mücadeleye giren erilleştirilmiş kadınlar arasındaki savaş oldukça ilgi çekici. Oyundaki anıtın ve bu anıt üzerindeki yazıların kadınlara dayatılan alın yazısını sembolize etmesi, bunun üzerinden varolanı korumak için Erkekler’in önce bu anıtı sahiplenmeleri de oyunun iktidar ve erillik ilişkisini ortaya koyuşu açısından önemli.

 



“Bayram Sabahı”, “Bayram Ziyaretine Giderken”, “Bayram Ziyareti” ve “Bayram Biterken” adlı radyo oyunlarının kendi içinde bir bütünlükleri var. Bu oyunlarda iki çocuk, bir babaanne, bir anne ve bir babadan oluşan ailenin bayramda yaşadıkları anlatılıyor. Geleneksel Türk ailesinin kapalı ve temiz tutulmak zorunda olan misafir odaları, misafir çocuklar kırmasın diye saklanan oyuncaklar, gelenleri sahte bir misafirperverlikle karşılamalar, bayram diye adını ve yüzünü çoktan unuttukları insanları görmeye gidip dolmuşlarda heba olmalar… Gündelik hayatın sıkıcılığı bir yandan toplumsal değer yargılarının baskısı diğer yandan bir aileyi cendereye almışken, buna karışan mizah da çabası... Sevgi Soysal’ın o neşeli kahkahasını özellikle bu oyunlarda duymamak imkansız. Bu radyo oyunları bana Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar’ını hatırlattı. Babaanne, baba ve anne Oyunlarla Yaşayanlar’ın kahramanlarıyla aynı ruh ikliminde yaşıyorlar.



“Curcuna” ise, radyo oyunları içinde başka bir yerde duruyor. Bir meyhanede sürekli müşteriye göre kılık değiştiren bir garson, müşterileri ve onların hayalleri, halüsinasyonlarıyla bezeli bu oyunda Soysal’ın “Deli Tank ve Çocuk”, “Nasıl Öğreteceğim Köpeğe Aport’u” gibi hikâyelerindeki soyut ve alegorik dünyaya yakın bir atmosfer ve “Hanife” hikayesindeki gibi bir diyalog var. Modernist yazarların etkisi Sevgi Soysal’da her zaman şaşırtıcı sonuçlar doğurmuştur; nitekim “Curcuna” da işte o metinlerden biri.


Her yazı bir tanıklıktır

 

Sevgi Soysal’ın yazılarına hiçbir zaman salt gazete yazısı ya da makale demek mümkün değil. Çünkü anlattığı konu hakkında inanılmaz detaylar verir Soysal ve bir anda sizi anlattığı noktaya kilitlemek konusunda üstüne yoktur. Bundaki en büyük sebep ise doğal oluşudur. Yazılarında son derece kendine has ve her şeyin oldukça doğal bir akışkanlık içinde aktarıldığına tanık olursunuz. Tanık olursunuz diyorum, çünkü Sevgi Soysal için aslında her yazı bir tanıklıktır. O, bilinenin tüm giysilerinden arınıp her şeyiyle karşınıza çıkmasını sağlayan doğal bir söyleme sahiptir ve yazdıklarına da kendisini tüm doğallığıyla yerleştirir. Bu yazılar, Sevgi Soysal üslubunun –eğitim üzerine bile olsa– asla didaktik bir söylem taşıyamayacağının da ispatı.

 

“Bir Romanın Hatıratı: Yürümek”, daha önce bir Sevgi Soysal toplantısı için küçük bir broşür olarak basılmış, sadece bir kez o toplantıda dağıtılmıştı. 1971’de TRT Roman Ödülü’ne layık görülen Yürümek, bir süre sonra “müstehcen” bulunarak toplatılır. Soysal’ın bu dönemde yazdığı ve bu süreçte yaşadıklarını anlattığı, daktilo edilmiş bir metin halinde bulunan metin, yine onun ironik söylemiyle biz okurlarla buluşuyor.

 

Sevgi Soysal külliyatı yayımlanmaya devam edecek. Kızı Funda Soysal ve İpek Şahbenderoğlu, Soysal’ın gün yüzüne çıkmamış diğer eserlerini de biz okurlarla buluşturacaklar. Bunu bilmek bir Sevgi Soysal okuru olarak beni çok mutlu ediyor. Sevgi Soysal külliyatının tamamlanması demek Türkçenin edebiyat tarihinde önemli bir yerin doldurulması demek…

 

 

 


 

 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

 


 

 

 

SabitFikir arşivinden ek okumalar:

 

Sevgi Soysal'ı nasıl bilirdiniz?

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Doris Lessing, 1979-1983 yılları arasında yayımlanan ve beş kitaplık bir bilimkurgu serisi olan “Argos’taki Kanopus Arşivleri”nin ilk romanı Şikeste’de, sonsuz uzayın boşluğunda sürüklenen bir gezegenin tarihini ve o gezegenin üzerinde hüküm süren canlıların çıkış ve çöküş öyküsünü anlatıyor.

Suat Derviş, seçkin sınıfın ev içi hayatlarından toplumun yoksul tabakalarına kadar farklı grupları eserlerine yerleştirmiş bir yazar. Korku, gotik, aşk, toplumcu gerçekçi roman, hikaye gibi farklı temalarda ve türlerde eserler vermesinin yanı sıra uzun yıllar gazetecilik de yapmış, Nâzım Hikmet'in teşvikleriyle yazı dünyasına adım atmış bir yazarımız.

Bundan birkaç yıl önce özel bir üniversitede “Benliğim Ne Kadar Benden?” başlıklı bir nöropsikofelsefe sempozyumu olmuştu. (Burada öncelikle başlığın cazibesine kapıldığımı itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.) Psikanalist Bella Habip, “Psikanaliz Kuramları İçinde Benlik Kavramının Serüveni” başlıklı bir konferans vermişti.

Gülüzar, kız çocuklarının Türkiye’de sıkça rastlanan fakat göz ardı edilen benzer hikayelerinden biri aslında. Karakterindeki olağanlık, yaşadığı durumları alışılagelmiş kalıplara yerleştirse de, aslında belli başlı bir sorunun baş kahramanı olduğu gerçeğini okuyucunun yüzüne vuruyor.

Çok sevdiğiniz insanlar hakkında konuşması zordur. Sevginiz öyle bir taşar ki, kalbinizden yükselen heyecan dalgası nefesinizi keser. Kelimeler dilinizden dökülemez, dışarıdan bakana anlamsız gelecek birtakım jest ve mimiklere dönüşür. En azından benim için böyledir bu. Çok sevdiğiniz bu insan bir yazar ve siz de onun hakkında bir yazı kaleme alacaksanız durum pek fena.

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.