Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ferrante’yi anlamak



Toplam oy: 48
Elena Ferrante // Çev. Eren Yücesan
Everest Yayınları
Frantumaglia, Ferrante’nin kaleminin ve üslubunun gelişme sürecine, edebiyatta kadına yaklaşımlar ile ilgili düşüncelerine ışık tutan bir kitap.

Bir tuşla dünyanın diğer ucundaki kişilerle görüntülü konuşmalar yapabildiğimiz bir teknoloji ve okuduğumuz kitabı, sevdiğimiz çiçeği, en özel anlarımızı, kızgınlıklarımızı, eleştirilerimizi yansıtarak her gün yeni bir ben ben inşa ettiğimiz sosyal medyaya sahip olduğumuz bir dönemde kitapları tüm dünyada beğenilen ve okunan, yarattığı karakterlerle okurun hayatına dokunan bir yazarın kimliğini gizlemek istemesi ve bu konuda çok dikkatli davranması, herkesin fazlaca meşgul olduğu bir konu haline geliyor ister istemez. Napoli Romanları olarak adlandırılan dörtlemenin yazarı Elena Ferrante’nin herkesten sakladığı kimliği, 2016 yılında bir gazetecinin “gazetecilik başarısı” hevesi sonucunda tüm dünya tarafından öğrenildi. Ferrante, kimliği gizliyken de kitapları, karakterleri ve bunlar aracılığıyla sunduğu kültür endüstrisi eleştirileriyle çokça konuşulan bir yazardı. Bu ilgi, halen devam etmekte.



Tüm bu “çalkantılı” süreç yaşanmadan önce, Ferrante’nin editörlerinden Sandra (yayıncısı ve editörleri de kendisiyle yalnızca telefonda ve yazılı iletişim kurabiliyordu), yazara, uzun e-postalarından, mektuplarından, röportajlarından oluşan bir kitap yayımlama önerisi sunuyor. Bunlar, sıradan yazışmalar değil; Belalı Aşk’ın sinemaya aktarılması sürecindeki fikir alışverişleri, kitaplar-karakterler üzerine detaylı sohbetler ve Ferrante’ye, onun metinleri ve karakterleriyle olan ilişkisine daha yakından tanık olmamızı sağlayan sınırla sayıdaki röportaj... Bir Yazarın Yolculuğu: Frantumaglia, aynı zamanda bu kitabın doğuşu, gelişimi, Ferrante’nin bu süreçteki çekinceleri ve tüm bunlar arasındaki bağlantılara da ışık tutan yayınevi-Ferrante yazışmalarını kapsayan bir kılavuz kitap olma özelliği taşıyor. Fikir kendisine ilk sunulduğunda çokça endişeye sahip olan Ferrante’nin, kitapla ilgili çalışmalar başladıktan sonraki ilk yorumu şöyle olmuş: “Zaman içinde La Frantumaglia kitabını çok sevdim, şimdi, sen bir araya getirirken göremediğim bir tutarlılığı olan dolu dolu bir kitap olduğunu düşünüyorum.”



“Ferrante gizemi”


Kitabın ilk bölümü, 1991-2003 yılları arasındaki yazışmalarda odaklanıyor; bu bölüm, daha çok Ferrante’nin Belalı Aşk ve Sen Gittin Gideli isimli ilk iki kitabına aşina okurlara yönelik. Belalı Aşk’ın Mario Martone tarafından sinemaya uyarlanma sürecinde Ferrante ile fikir alışverişleri ve Ferrante’nin kimliğini gizli tutmak konusundaki ısrarının nedenlerinin bir kısmı bu bölümde okurla paylaşılıyor. Bu bölüm, sadık Ferrante okurları’nın hayli ilgisini çekebilir. Bana kalırsa, bölüm içerisinde en dikkat çeken ayrıntı, Ferrante’den La Frantumaglia’nın anlamını öğrendiğimiz kısım: “Annem bana yerel lehçesinden bir sözcük bıraktı; yüreğini parçalayan çelişkili hisler aklını şuraya buraya çeldiğini hissettiğinde kullanırdı bunu. İçinde bir frantumaglia (kırık parçacıklar karışımı) olduğunu söylerdi… Frantumaglia gizemliydi, gizemli eylemlere yol açardı; son derece belirgin tek bir sıkıntıya indirgenemeyecek bütün rahatsızlıkların kökeniydi… Onu sık sık ağlatırdı ve işte bu nedenle, çocukluğumdan beri bende beklenmedik ve belirli nedeni olmayan bütün gözyaşlarını tanımlamak gerektiğinde aklıma bu sözcük gelir.”


Kitabın ikinci bölümü “Mozaik Parçaları” da, 2003-2007 yıllarında, La Frantumaglia yayımlandıktan sonraki röportajları, mektupları barındırıyor. Bu bölümde Ferrante, kimliğini gizlemesiyle ilgili soruları doğallıkla ve açıklıkla yanıtlıyor; özellikle “Bir Sayfada Hayat” başlıklı söyleşi, yazarın kimliğinin açığa çıkmasıyla ilgili endişelerini net şekilde hissettiriyor: “Yazarı tanımanın gereksizliğini savunan biri değilim. Sadece benim hakkımda neyin toplumsal kılınacağına ve neyin özel kalacağına kendim karar vermek istiyorum.” Bu açıklamayla birlikte, kimliğini gizli tutmasının arkasındaki en önemli nedenin kendisiyle ilgili çok şeyin toplum tarafından bilinmesi ve didiklenmesiyle ilgili yoğun endişesi olduğunu anlıyoruz. İkinci olarak da Ferrante’nin, biyografi ile eser arasındaki güçlü bağa itimadı olmadığını, bu ilişkinin öğrenilmiş olduğunu düşündüğünü ve biyografi ile eserin zayıf bir kanalla birbirine bağlı olduğunu düşündüğünü öğreniyoruz. Ferrante, kimliğini gizlemesinin (medya buna “Ferrante gizemi” ismini takmış) satış amaçlı olduğu iddialarına da hayli tepkili; gerçek okurların böylesi bir detayı umursamadığını düşünüyor. Kitabın üçüncü bölümü “Mektuplar” ise, 2011-2016 yılları arasında, ağırlıklı olarak edebiyatta odaklanan mektuplar ve söyleşilerden oluşuyor.



Bir Yazarın Yolculuğu: Frantumaglia, Ferrante’nin kaleminin ve üslubunun gelişme sürecine, edebiyatta kadına yaklaşımlar ile ilgili düşüncelerine, bu düşüncelerden doğan karakterlerine ve yazarın kültür endüstrisi eleştirilerine ışık tutan bir kitap ve yazar olma hevesi barındıran kişiler için de çok kıymetli.

 

 


 

 

 

Görsel: Fırat Bilal

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alberto Manguel, edebiyata, tarih boyunca yazılmış olanlara, dünyanın geneline, insanlık haline karşı derin ilgisiyle, kıvrımlı, oyuncu, zengin yazı diliyle çağımızın önemli denemecilerinden biri. Borges’le, ömrünün başında (Borges’e kitap okuyarak) ve sonunda (Arjantin Milli Kütüphanesinin başına geçerek) kurduğu ilişkiyle de, en azından biz meraklılar için, önemli bir geleneğin sürdürücüsü.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.