Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ferrante’yi anlamak


Gayet iyi
Toplam oy: 137
Elena Ferrante // Çev. Eren Yücesan
Everest Yayınları
Frantumaglia, Ferrante’nin kaleminin ve üslubunun gelişme sürecine, edebiyatta kadına yaklaşımlar ile ilgili düşüncelerine ışık tutan bir kitap.

Bir tuşla dünyanın diğer ucundaki kişilerle görüntülü konuşmalar yapabildiğimiz bir teknoloji ve okuduğumuz kitabı, sevdiğimiz çiçeği, en özel anlarımızı, kızgınlıklarımızı, eleştirilerimizi yansıtarak her gün yeni bir ben ben inşa ettiğimiz sosyal medyaya sahip olduğumuz bir dönemde kitapları tüm dünyada beğenilen ve okunan, yarattığı karakterlerle okurun hayatına dokunan bir yazarın kimliğini gizlemek istemesi ve bu konuda çok dikkatli davranması, herkesin fazlaca meşgul olduğu bir konu haline geliyor ister istemez. Napoli Romanları olarak adlandırılan dörtlemenin yazarı Elena Ferrante’nin herkesten sakladığı kimliği, 2016 yılında bir gazetecinin “gazetecilik başarısı” hevesi sonucunda tüm dünya tarafından öğrenildi. Ferrante, kimliği gizliyken de kitapları, karakterleri ve bunlar aracılığıyla sunduğu kültür endüstrisi eleştirileriyle çokça konuşulan bir yazardı. Bu ilgi, halen devam etmekte.



Tüm bu “çalkantılı” süreç yaşanmadan önce, Ferrante’nin editörlerinden Sandra (yayıncısı ve editörleri de kendisiyle yalnızca telefonda ve yazılı iletişim kurabiliyordu), yazara, uzun e-postalarından, mektuplarından, röportajlarından oluşan bir kitap yayımlama önerisi sunuyor. Bunlar, sıradan yazışmalar değil; Belalı Aşk’ın sinemaya aktarılması sürecindeki fikir alışverişleri, kitaplar-karakterler üzerine detaylı sohbetler ve Ferrante’ye, onun metinleri ve karakterleriyle olan ilişkisine daha yakından tanık olmamızı sağlayan sınırla sayıdaki röportaj... Bir Yazarın Yolculuğu: Frantumaglia, aynı zamanda bu kitabın doğuşu, gelişimi, Ferrante’nin bu süreçteki çekinceleri ve tüm bunlar arasındaki bağlantılara da ışık tutan yayınevi-Ferrante yazışmalarını kapsayan bir kılavuz kitap olma özelliği taşıyor. Fikir kendisine ilk sunulduğunda çokça endişeye sahip olan Ferrante’nin, kitapla ilgili çalışmalar başladıktan sonraki ilk yorumu şöyle olmuş: “Zaman içinde La Frantumaglia kitabını çok sevdim, şimdi, sen bir araya getirirken göremediğim bir tutarlılığı olan dolu dolu bir kitap olduğunu düşünüyorum.”



“Ferrante gizemi”


Kitabın ilk bölümü, 1991-2003 yılları arasındaki yazışmalarda odaklanıyor; bu bölüm, daha çok Ferrante’nin Belalı Aşk ve Sen Gittin Gideli isimli ilk iki kitabına aşina okurlara yönelik. Belalı Aşk’ın Mario Martone tarafından sinemaya uyarlanma sürecinde Ferrante ile fikir alışverişleri ve Ferrante’nin kimliğini gizli tutmak konusundaki ısrarının nedenlerinin bir kısmı bu bölümde okurla paylaşılıyor. Bu bölüm, sadık Ferrante okurları’nın hayli ilgisini çekebilir. Bana kalırsa, bölüm içerisinde en dikkat çeken ayrıntı, Ferrante’den La Frantumaglia’nın anlamını öğrendiğimiz kısım: “Annem bana yerel lehçesinden bir sözcük bıraktı; yüreğini parçalayan çelişkili hisler aklını şuraya buraya çeldiğini hissettiğinde kullanırdı bunu. İçinde bir frantumaglia (kırık parçacıklar karışımı) olduğunu söylerdi… Frantumaglia gizemliydi, gizemli eylemlere yol açardı; son derece belirgin tek bir sıkıntıya indirgenemeyecek bütün rahatsızlıkların kökeniydi… Onu sık sık ağlatırdı ve işte bu nedenle, çocukluğumdan beri bende beklenmedik ve belirli nedeni olmayan bütün gözyaşlarını tanımlamak gerektiğinde aklıma bu sözcük gelir.”


Kitabın ikinci bölümü “Mozaik Parçaları” da, 2003-2007 yıllarında, La Frantumaglia yayımlandıktan sonraki röportajları, mektupları barındırıyor. Bu bölümde Ferrante, kimliğini gizlemesiyle ilgili soruları doğallıkla ve açıklıkla yanıtlıyor; özellikle “Bir Sayfada Hayat” başlıklı söyleşi, yazarın kimliğinin açığa çıkmasıyla ilgili endişelerini net şekilde hissettiriyor: “Yazarı tanımanın gereksizliğini savunan biri değilim. Sadece benim hakkımda neyin toplumsal kılınacağına ve neyin özel kalacağına kendim karar vermek istiyorum.” Bu açıklamayla birlikte, kimliğini gizli tutmasının arkasındaki en önemli nedenin kendisiyle ilgili çok şeyin toplum tarafından bilinmesi ve didiklenmesiyle ilgili yoğun endişesi olduğunu anlıyoruz. İkinci olarak da Ferrante’nin, biyografi ile eser arasındaki güçlü bağa itimadı olmadığını, bu ilişkinin öğrenilmiş olduğunu düşündüğünü ve biyografi ile eserin zayıf bir kanalla birbirine bağlı olduğunu düşündüğünü öğreniyoruz. Ferrante, kimliğini gizlemesinin (medya buna “Ferrante gizemi” ismini takmış) satış amaçlı olduğu iddialarına da hayli tepkili; gerçek okurların böylesi bir detayı umursamadığını düşünüyor. Kitabın üçüncü bölümü “Mektuplar” ise, 2011-2016 yılları arasında, ağırlıklı olarak edebiyatta odaklanan mektuplar ve söyleşilerden oluşuyor.



Bir Yazarın Yolculuğu: Frantumaglia, Ferrante’nin kaleminin ve üslubunun gelişme sürecine, edebiyatta kadına yaklaşımlar ile ilgili düşüncelerine, bu düşüncelerden doğan karakterlerine ve yazarın kültür endüstrisi eleştirilerine ışık tutan bir kitap ve yazar olma hevesi barındıran kişiler için de çok kıymetli.

 

 


 

 

 

Görsel: Fırat Bilal

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.