Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Göle bırakılan taşlar



Toplam oy: 218
Gülayşe Koçak
Alfa Yayıncılık
Deneme türü ne güzeldir; zihne küşayiş verir, dili lezzetlendirir, kalbi pırpır attırır, ceviz sandıktaki anıları havalandırır, geleceğin albenili gelinine çeyizler düzdürür.

Tarihçi Ahmet Refik, 1918'de yazdığı yolculuk günlüğüne Hatıralar ve Tahassüsler adını verir. Bizde, edebi bir form olarak günlük tutmanın, biraz daha şekil değiştirerek deneme yazmanın tarihi pek gerilere gitmez. Edebiyat tarihimizde de bu yolu tutanların sayıca az oluşunda üzülüp eseflenecek pek çok şey vardır. Bir nefeste sayabileceğimiz denemecilere bakalım: Dil doktorumuz Nurullah Ataç, yaşama felsefecimiz Nermi Uygur, önce ekmeklerin bozulduğunu hatırlatan Oktay Akbal, dil sincabı Sâlâh Birsel, Türk edebiyatının lebiderya penceresi Tomris Uyar, dil bukalemunu Enis Batur... İkinci bir nefes çekip düşünmeye dursak başka isimler de buluruz elbet ama üçüncü nefese pek bir isim kalmaz. Halbuki deneme türü ne güzeldir; zihne küşayiş verir, dili lezzetlendirir, kalbi pırpır attırır, ceviz sandıktaki anıları havalandırır, geleceğin albenili gelinine çeyizler düzdürür.

 

Fakat gam yok, postmodern estetiğin bu husustaki nimetlerine bakmakta fayda var. Bu yeni estetik türlerin sınırlarını bulanıklaştırarak öyküyü, anlatıyı, denemeyi birbirine yaklaştırıyor. Diğer yandan, kendine dönük yazarın ortaya çıkardığı metinler de ister istemez anı kırıntılarına, kişinin kendi geçmişindeki yoğun duyguların tetiklediği öykü parçalarına yaslanıyor. Yaratıcı yazarlık ve drama atölyelerinde de kursiyerlere metinlerinin daha sahici olabilmesi için kendilerine dönmeleri sık sık salık veriliyor. Bu açıdan bakıldığında, deneme-anı-öykü arası metinlerle daha sık karşılaştığımızı siz de fark etmişsinizdir.

Sözü bağlarsak; edebiyat semasına daha çok roman uçuran, edebiyatın arzında da yaratıcı yazma atölyeleri düzenleyen Gülayşe Koçak, Denemedi Demeyin nam bir eser bıraktı gökyüzümüze. Dört ana bölüm içinde kısa denemelerden oluşan bu metinler, dilleri, biçimleri, üslupları ve perspektifleri bakımından bir önceki yüzyıldan ayrıldığını, tam da bugünün estetiğine hitap ettiğini belli ediyor. Genç cumhuriyete doğmuş yazarlar, kendilerince ciddi, hatta hayat memat meselesi olan mevzuları yazmaya daha meyyallerdi; Gülayşe Koçak ise kendi tecrübeleri, ailesi, arkadaşları, öğrencileri ve hatıraları üzerine yazmayı tercih ediyor. Onlar gazete yazısına, fıkraya, eleştiriye öykünen denemeler yazıyorlardı; Gülayşe Koçak, denemesini öyküleştiriyor. Eski yazarlarda kendilerini edebi bir karaktere –uzak, ciddi, vakur bir gölgeye– dönüştürme eğilimi dikkat çekiyordu; Gülayşe Koçak, ne tatlı bir sesle, olduğu kişi olmaktan memnun olarak kalemi kavrıyor.

 

Diğer bir nokta ise, tam da yaratıcı yazarlık atölyelerinde vurgulandığı üzre müellif, "ben"i önemsiyor. Rilke'yi hatırlayalım, "gittikçe genişleyen halkalar içre yaşarım ben," diyordu. Koçak gölü değil, bir göle bırakılan taşın oluşturduğu halkaların izini sürüyor. Bu durumun eleştirilecek yanları pek fazla. Yazma atölyeleri düşünüldüğünde, gölde bir taş yağmuruyla karşılaşıyoruz. Bu durum, gölle temas etmeye ihtiyaç duyan, kendi çıkaracakları halkaları merak eden kursiyerler için sağaltıcı bir tecrübe olsa da, edebiyat atmosferini çok fazla benmerkezli metinle dolduruyorlar. Fakat Gülayşe Koçak, hem kendinin hem gölün hem de gölgeki diğer canlıların hakkını vererek bırakıyor taşlarını. Kulağımızda duru bir su sesi, burnumuzda yeşimli bir rahiya, dilimizde şekerli bir tat bırakıyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

 

Uzayı Silahlandırma Promosyonu 

Netflix gibi stream servislerinin izleme alışkanlıklarımızı doğrudan etkilediği bir gerçek. Deyim yerindeyse üzerimize sezon sezon boca ettiği yapımlarla, sezonlar arası olmasa da bölümler arası bekleme derdini ortadan kaldıran Netflix yavaş yavaş hepimizin evlerine sızıyor.

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

Söyleşi

Gülenay Görekçi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.