Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

GrafikRoman // Yanı başımızdaki çizgi roman


Gayet iyi
Toplam oy: 606
Antonio Altarriba - Kim // Çev. Murat Tanakol
Aylak Kitap
Kırık Kanat’ın başarısı, her insanın hayatının heyecan verici ve anlatılabilir olduğunu göstermesinde yatıyor.

Sadece bizde değil, çizgi romanın endüstri olduğu ülkelerde bile olabiliyor, grafik romanla ilgili yanlış bir algı var. Sanılıyor ki, başlayıp biten bir serüveni anlatan her tek çizgi roman eseri grafik romandır. İlgisi yok; baskı niteliği, sunum, hacim veya başlayıp bitmesiyle açıklanamaz grafik roman. Her şeyi başaran muktedir bir kahramanın hikayesi, örneğin Batman veya Örümcek Adam, grafik roman olamazlar. Özel bir albümlerinin olması, ayrıksı bir macera yaşamaları onları grafik roman yapmaz. Yıllar önce, anaakım çizgi roman içinde yayımlanmış öncü nitelikli bir seriyal senaryosu veya serüveni, örneğin Frank Miller’ın yazdığı bir Batman, çığır açmış, grafik roman türünün gelişimine katkıda bulunmuş, piyasadaki kabulünü kolaylaştırmış olabilir, bugünse durum epeyce farklı. Denebilir ki, dünya kadar albüm ve kitap üstünde neden grafik roman ibaresi yer alıyor? Yapılana ticari bir kurnazlık demek zorundayız. Grafik romanlar merak uyandırdığı için vara yoğa grafik roman etiketi konabiliyor. Amerika’daki marketlerde pelerinli olmayan her Avrupalı çizgi roman bu isimle nitelenebiliyor. Eskiden Japon çizgi romanları aynı kaderi yaşıyordu. Grafik romanı çizgi romandan ayıran en temel farklılık, hikayelerin niteliğiyle ilgilidir. Yaşlanan, ölen, başarısızlıklar yaşayan, çizgi romana göre yavaş akan hikayelerin sıradan nitelikli karakterlerini anlatıyor grafik romanlar.

 

 

 

Antonio Altarriba-Kim (Joaquim Aubert) ikilisinin Kırık Kanat’ı bir grafik roman. Türkçede 2011 yılında yayımlanan Uçma Sanatı’nın bir tür devamı. Albümün yazarı Altarriba’nın babasının sonu intiharla biten yaşam öyküsüydü Uçma Sanatı. Grafik romanların ortak özelliklerinden biri (oto)biyografik nitelikler taşıması, yazar ve çizerlerin, ekseriyetle, kendi hayatlarına, yakın çevrelerine ve ailelerine, özellikle ebeveynlerinden birinin yaşam öyküsünde odaklanmalarıdır. Uçma Sanatı’nda bu eğilime uyarak, bir büyüme ve yaşlanma hikayesi anlatılmıştı. Altarriba, aynı mantıkla, arka planda 20. yüzyıl İspanya siyasi tarihini kullanarak bu kez annesini “konuşmak” istemiş. Albümün sonsözünde yazdıklarına göre bir kadın okurunun “peki ya anneniz?” sorusuyla başladığını söylüyor Kırık Kanat’a. Soru, babanızı bu kadar anlatırken anneniz neredeydi, neden onu anlatmadınız demek istiyor, yazara bunu hissettirmiş. Kırık Kanat, bu yüzden de bir grafik roman. Çizgi roman üreticilerine bu tip sorular sorulmaz çünkü. Okurlarının ve üreticilerinin böylesi bir sıkıntısı yoktur. Erkek kahramanın mücadelesini izleriz ve/veya erkeksi-erotik bir kadın kahramanın “pataküte”sini okuruz. Tıpkı erkek kahramanlar gibi onlar da yenilmez ve muktedirlerdir, kötüleri birer ikişer tepelerler. Altarriba’yı rahatsız eden ve hikayeyi başka türlü anlatmaya zorlayan politik bir doğruculuk içeriyor kadın okurun sorusu. Brecht’in “Okuyan Bir İşçinin Soruları”nda geçer: “Nereye gittiler Çin Duvarı bittiği gece/ Duvarcılar? Yüce Roma’da/ Geçilmez zafer anıtından. Kim dikti bunları? Kimleri yenerek? (…) Sezar, Galyalıları yendi/ Bir aşçı da mı yoktu yanında?” Tarih kitapları nasıl zaferler kazanan kralları yazıyorsa çizgi romanlar da yenilmez kahramanları anlatıyor. Grafik romanlarsa sıradan insanları, kenarda kalanları, büyük değil küçük hikayeleri, zaferleri değil hayal kırıklıklarını.

 

 

Okura seçme şansı veren iyi hikayelerden...

 

Kırık Kanat, bu ayrımın farkında olarak anlatılmış, hikayenin dört bölümü annenin yakınındaki birer erkeğe ayrılmış: Petra’nın babası, patronu, kocası ve ömrünün son günlerindeki “sevgilisi.” Kadının itibarsızlığını, ikincilliğini gösteren özellikli bir seçim… Doğru ayrımlar, doğru çıkarımlar yapılmış. Anlatılanlar, ister kronolojik olsun ister bir duyguya yoğunlaşsın, iyi bir hikayenin odağında insanlar, dönüştürücü olaylar ve fikirler olmak zorundadır. Bunu yaparken karakterinizi tanımlar, arzularını ve dertlerini açıklar, psikolojik eşiklerini gösterir ve yorumlarsınız. Petra, erkekler dünyasında temkinli adımlar atan, niyetini saklayan, soğukkanlı, mesafeli, tedbirli biri. Öyle ki kolundaki çolaklığı kimselere hissettirmeden ömrünü sürdürebiliyor, en yakınları dahi onun bu durumunun farkına var(a)mıyorlar. Altarriba, annesini anlatırken maddi olmayan ve maddi izlerin peşinden gitmiş. İlki, haliyle elle tutulur şeyler değil; kurumlar, gelenekler, inançlar ve itikatlar içeriyor. Petra, doğarken annesi ölmüş, babası çok sevdiği karısının ölümünden sorumlu tutarak onu öldürmek istemiş, kolundaki çolaklık o teşebbüsün hatırası. Çok küçük yaştan itibaren ev hizmetinde çalışıyor, okula gönderilmiyor, bağnazca koşullandırılıyor erkeklere karşı, üstüne üstlük tecavüze uğruyor, sürekli hezeyanlar yaşayan yatalak bir babaya bakmak zorunda kalıyor vs. Petra, kendini erkeklerden uzaklaştırarak neredeyse aseksüel birine dönüşüyor, saplantılı bir titizliği ve çalışkanlığı var, çalıştığı evi ustalıkla çekip çeviriyor. Ruhunu çalışarak kurtaranlardan, siyasete inanmıyor, fikrini söylemiyor, tarafını göstermiyor ve otorite karşısında her zaman geçiştiriyor, takiyye yapıyor. Altarriba, benzer bir yorumu, maddi izleri anlatırken, İspanya’nın tarihi ve faşizan siyasi iklimi için de kullanıyor; asker ve bürokrat yöneticileri, onların yardımcılarını gösteriyor bize. Büyük siyasetin içinde sakınarak yaşamaya çalışan birileri söz konusu olduğunda Petra yalnız değil. Biliyoruz ki, iyi hayat hikayeleri tek bir biyografi içermezler, bir sınıfın ve toplumun tarihini resmedebilir, karmaşık olaylar dizgesini açıklamaya yarayabilirler. Gerçek dediğimiz şey, karmaşık ve çok yönlüdür. Farklı görüşlerin gösterilebilmesi, tarihe ve hayata tek biçimli bakmamızı engellediği için önemlidir. Petra’yı veya çevresindekileri haklı ya da haksız göstermek, tarihi yargılamak gibi bir kaygısı yok hikayenin. Öte yandan bunu hiç yapmıyor demek de mümkün değil. Okura seçme şansı veren iyi hikayelerden Petra’nın biyografisi.
 

 

Kırık Kanat’ın başarısı, her insanın hayatının heyecan verici ve anlatılabilir olduğunu göstermesinde yatıyor. Çizgi roman dilini ve tekniklerini kullanarak, bizi yanıbaşımızda olup bitenlere bakmaya, empati kurmaya, mağdurun dilini anlamaya, hatırlanmayanları hatırlatmaya çağırıyor. Altarriba-Kim ikilisinin ilk albümleri olan Uçma Sanatı da böyleydi; Kırık Kanat, anlamlı bir hikaye, iyi tasarlanmış ve devamlılık taşıyan bir çizgiyi görmek ve okumak imkanı veriyor bize. Grafik romanın ayrıksılığına iyi bir örnek sunuyor üstelik.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.