Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hamlet doğmak



Toplam oy: 223
Ian McEwan // Çevi. İlknur Özdemir
Yapı Kredi Yayınları
Fındık Kabuğu, babasını annesi ile amcasının işlediği cinayete kurban veren Hamlet’in sıkışmışlığını bir metafor olmaktan çıkarıyor.

2016 yılı, Shakespeare’in ölümünün 400. yıl dönümüydü; ve bu vesileyle yazar, özellikle İngiltere’de pek çok etkinlikle anıldı. Bu etkinlikler arasında roman okurlarını en çok heyecanlandıran ise şüphesiz Shakespeare’in eserlerinin Hogart Press öncülüğünde, Jeanette Winterson, Jo Nesbo, Margaret Atwood, Giliian Flynn gibi yazarlar tarafından yeniden kaleme alınması olmuştu. (Hatırlatmak gerekirse, bu romanlardan ilk ikisi -Zaman Boşluğu ve Cadı Tohumu- yakın zamanda Türkçeye de ulaştı.) Şimdi ise elimizde, İngiltere’de geçen yıl esen bu Shakespeare rüzgarına kayıtsız kalamayan Ian McEwan’ın son romanı Fındık Kabuğu var.


Yayımlanır yayımlanmaz İngiltere’nin çok satan kitaplar listesine giren Fındık Kabuğu, babasını annesi ile amcasının işlediği cinayete kurban veren ve böylece aslında sadece babasını değil, annesini de kaybeden Hamlet’in sıkışmışlığını bir metafor olmaktan çıkarıyor. Güveni annesi tarafından sarsılmış bir insanın artık bir başkasına güvenmesi, duygusal sağlığını muhafaza etmesi elbette çok güçtür; fakat söz konusu olan duygusal gelişimini tamamlamamış biriyse, yani bir çocuksa yara çok daha derin olacaktır mutlaka. Peki ya söz konusu olan bir fetüs ise? McEwan bu sorunun peşinden giderek doğumuna birkaç gün kala, en huzurlu ve en korunaklı olması gereken yerde, sevilmediği ve istenmediği kuşkularıyla, gelecek kaygılarıyla boğuşan Hamlet’le tanıştırıyor bizi, rahmin duvarları üstüne üstüne geliyor Hamlet’in. Babasının nasıl öldürüleceğini dinlerken planlara müdahale edememenin (Edemeyecek mi sahiden?) acısını da yaşıyor. Shakespeare’in Hamlet’i hiç değilse bu dertten azadeydi.

 


Hamlet’in annesi Gertrude, Fındık Kabuğu’nda Trudy olarak çıkıyor karşımıza; amcası Claudius ise Claude olarak… Ve kitap Hamlet’ten bir alıntıyla açılıyor, böylece romanın adının nereden geldiğini de anlıyoruz: “Ah, Tanrım, kötü rüyalar görmeyecek olsam; bir fındık kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi kainatın kralı sayabilirim.” Fetüs Hamlet, dünyayı annesinin neredeyse tüm boş zamanlarında dinlediği podcastlerle tanıyor. Bizzat deneyimlemediği için dış dünyayı tanımlayan sıfatların tam tamına neye tekabül ettiğini kavrayamasa da, duyduklarını birbirlerine referansla yan yana dizip makul bir lejant oluşturuyor ve zihninde kurguladığı isabetli haritada kaybolmadan, derinlikli (ve eğlenceli) yorumlar yaparak ilerliyor. Bizim bu sürece ikna olmamız ve küçük Hamlet’in analizlerinden keyif almamız da McEwan’ın başarısı tabii.


Annenin nasıl bir hamilelik geçirdiğinin, öfkeli veya stresli anlarda vücutta salgılanan hormonlar bebeğe ulaştığı ve bebeğin bu hormonlara ilişkin eşiklerini etkilediği için, önem taşıdığı biliniyor artık. “Keşke hiç doğmasam,” diyerek iç geçiren bir fetüs, insanı yetişkin bir Hamlet’in yakarışlarından daha fazla üzüyor bu yüzden. Fakat ortalama normal doğum süresinin ilk bebekte 10-15 saat, sonraki doğumlarda ise 5-7 saat arasında gerçekleştiğini de biliyoruz ve bu yüzden kitabın sonundaki doğumun pek gerçekçi sayılamayacak basitliği bir miktar hayal kırıklığı yaratıyor; oysa bu epeyce sadeleştirilmiş tabloya sinema filmlerinden alışmış olmalıydık. Peki, kadının suyunun gelmesiyle başlayıp anında sıklaşan sancıları ve çabucak nihayete eren doğumu neden bu kadar seviyor (erkek) yazarlar ve yönetmenler? Doğumu basite indirgemek, ataerkil toplumsal yapının bir sonucu olmalı.


Fındık Kabuğu, annesinin karnından bize seslenen anlatıcısıyla farklı ve her kütüphanede bulunması gereken bir roman.


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Genç bir yazarın edebi serüvenine şahitlik etmek ne güzeldir. Hem o yazarın dilinin, üslubunun, zihninin olgunlaşmasını izlemek hem de yaptığı yenilikleri, aldığı riskleri, denediği türleri görmek mümkündür. Diğer yandan da, yazarımızın eserlerini kronolojik bir sıraya koyup işlediği konuları ve o konuları ele alırken takındığı tavırları görmek, edebiyat sosyolojisi yapmayı da sağlar.

Uzayı Silahlandırma Promosyonu 

Netflix gibi stream servislerinin izleme alışkanlıklarımızı doğrudan etkilediği bir gerçek. Deyim yerindeyse üzerimize sezon sezon boca ettiği yapımlarla, sezonlar arası olmasa da bölümler arası bekleme derdini ortadan kaldıran Netflix yavaş yavaş hepimizin evlerine sızıyor.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.