Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hayvan deyip geçmeyin…



Toplam oy: 231
Filiz Özdem
Yapı Kredi Yayınları

 

Hayat bir bütün üzerine kurulu. Bitki ve hayvanların içinde olmadığı bir yaşam sistemi kurulabilseydi çoktan kurardı insanoğlu. Hayvanların gücü, eti, sütü, postu, boynuzu, dişi, tırnağı, kemiği… Şöyle bir düşünelim: tüm bunlar insan yaşamının sürdürülebilirliği için ne kadar önemli. Ya dostluğu? İnsanlar bazı hayvanları ehlileştirip kendilerine can yoldaşı yaparken kimini tarlalara sürdü, kümeslerde uyuttu, kimini hayvanat bahçelerine, sirklere, laboratuarlara kapattı. İnsan yüzünden bazılarının soyu tükendi, bazıları uzaya ilk gönderilenlerden oldu. Hayvanlar insan hayatının fiziksel yönünün her zaman vazgeçilmez parçası olurken, kültürlerinde, dinlerinde, hayallerinde yer aldı.

 

Hayvanlar tarih boyunca korkularımıza, inançlarımıza sızmış. Çok eski çağlarda insanların yaşadığı mağara duvarlarındaki resimlerden günümüze kadar sanatın bir parçası olmuşlar. Dilde, edebiyatta, resimde, heykelde, sinemada, tiyatroda, fotoğrafta, müzikte, halk oyunlarında, mimari süslemecilikte, dokumacılıkta, oymacılıkta, dökmecilikte, her tür tasarımda kendilerine bir yer bulmuşlar…”

 

Böyle diyor Filiz Özdem önsözde. Özdem ‘kitap kurtları’ için bir “hayvanlar âlemi” derlemiş. Genç okurlar için yazılmış olan Kitap Kurtları İçin Havanlar Âlemi / Doğadaki Dostlarımız eğlenceli bir anımsatıcı olarak yetişkin okurun da ilgisini çekecektir. Yazar, doğadaki dokuz dostumuzu ele alıp, Deveden Büyük Fil Var, Armudun İyisini Ayılar mı Yer?, Aslan Payı Kime Düşer?, “Ben de Gittim Bir Geyiğin Avına”, Koynunda Yılan Beslemek, Timsah Gözyaşları, Maymun İştahlı, Tilki Uykusuna Yatmak ve Kurt Kocayınca konu başlıklarıyla sunuyor. Her bölüm o hayvan için söylenebilecek ne varsa söyleme amacıyla hazırlanmış. Fil, Ayı, Aslan, Geyik, Yılan, Timsah, Maymun, Tilki, Kurt… Her biri gündelik hayatımızda pek yer almayan ama günlük yaşam ve konuşma dilimizde epeyce yer tutan yaratıklar. Her birine ayrılmış bölümlerde onlarla ilgili eğer varsa hikâyeler, efsaneler, şarkılar, şiirler bulunuyor.

 

Ben de gittim bir geyiğin avına

Geyik çekti beni kendi dağına”

 

Adlarının geçtiği deyimler, atasözleri bu bölümlere açıklanarak alınmış. Genç okura seslenerek kaleme alınan metinler laf sırası geldikçe genç okura bu hayvanlara ilişkin okuma ve izleme tavsiyelerinde bulunurken, ağabeyi ve /veya ablasına ya da anne babasına hediye olarak alabileceği kitap ve film önerileri sunuyor. Özdem bu öneriler için “Mutlaka Okuyun!”, “Mutlaka Seyredin!”, “Yeni Yıl Hediyesi”, “Kardeşimin doğum günü!” “Can sıkıntısına birebir” gibi başlıklar atmış. Örneğin, canınız sıkıldığında Adnan Ersan’ın Fil Bilmeceleri’ni alabilirsiniz elinize ya da başrolünde bir ayının oynadığı, Jean Jacques Annoud’un yönettiği Ayı filmini seyredebilirsiniz. Ablanıza Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü’nü, annenize Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nu büyüyünce okumak için ödünç almak üzere hediye edebilirsiniz.

 

Hemen her bölümde bulunan “Bunları Biliyor muydunuz?” ve ya Biliyor musunuz?” köşeleri gibi kitabın diğer bölümleri de ilginç. Zıplayamayan tek memeli hayvan hangisidir? Filler birbirleriyle nasıl iletişim sağlar? “Tamam efeeem!” diyen ayı, hangi ayıdır? Elbette Ayı Yogi. Erol Günaydın’ın seslendirdiği. “Yılanın oynamasında müziğin hiçbir etkisinin olmadığını biliyor muydunuz? Çünkü yılanlar işitemezler. Yılan oynatıcısı aslında kobrayı oynatmamakta, kendisi onun hareketlerini taklit etmektedir. Yılanın kıvrılma hareketleri, sadece yukarı doğru hareket etmek için yapması gereken hareketlerdir. Yılan bu kıvrılma hareketini yapmasa, yere yığılır.”

 

Sayfalar arasında ilerlerken sanki film kareleri gelip geçiyor gözlerinizin önünden. Sanki iki adım ilerinizde küçük kuşlar timsahların ağzına girip dişlerini temizliyor… Aslana duyduğum güvenden olsa gerek, çocukken, Metro Goldywn Mayer diye bir film şirketi olduğunu, şirket denen şeyi henüz bilmezken, mizah dergilerinin bu addan Metro Golden Mahir’i türeteceklerinden habersiz, filmin başında şeritlerin arasından kükreyen aslanı gördüğümde o filmin iyi olduğuna inanırdım. Bu inancım hâlâ sürüyor desem yanlış olmaz. Tilkiye ise pek güvenilmez. Ama Küçük Prens’teki tilki başka: “Küçük Prens’in gezegeninde yetiştirdiği bir gülü vardır. Tilki, ona gidip dünyadaki güllere bakmasını söyler. Sonra ona bir sır verecektir. Küçük Prens gidip güllere bakar. “Güzelsiniz, ama boşsunuz” der. “Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü camekânla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.” Yanına gelen Küçük Prens’e tilki bir sır verir: “Gerçeğin mayası gözle görülmez. Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır. Gülünden sen sorumlusun.””

 

Pek uzun olmayan bir süre önce Filiz Özdem’in Yalan Sureleri romanını okumuştum, şimdi ise genç okur için hazırlamış olduğu bu kitapla karşımıza çıkıverdi. Metni resimleyen Emine Bora’nın sevimli, ilgi çekici çizimlerine de dikkat çekmek isterim.

 

Ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz.” Ben en çok bu atasözünü sevdim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bizde biyografi geleneği kısmen gelişmiş olsa da, yazarların hayatlarını anlatan filmler pek yoktur. En fazla TRT'nin sipariş verdiği ve devlet ideolojisinin süzgecinden geçirdiği yazar-belgeselleri bulabiliyoruz. (Bkz. Sabahattin Ali belgeseli). Benim bildiğim, bu belgeseller dışında hayatı film yapılan tek edebiyatçı Nazım Hikmet.

Kafka’nın çığlığı gökkubede yankılanmaya devam ediyor. Gökkubbe soğukkanlılığından ödün vermese de,  modern zihnin ve onun türettiği dünyanın bunaltılı yazarlarının çığlıklarından oluşan o akordsuz koro  giderek genişliyor.

Japon bir ailenin çocuğu olarak -1954 yılında Japonya’nın Nagasaki şehrinde- dünyaya gelen Kazuo Ishiguro, günümüz İngiliz edebiyatının en önemli isimleri arasında sayılıyor. Pek çok dile çevrilen romanlarının yanı sıra kısa hikayeleri, senaryoları, senaryo ve romanlarından uyarlanan sinema filmleriyle, o dünya çapında tanınan bir yazar.

Her gün yanından geçseniz bile ancak dokunduğunuzda sırrını veren şeyler vardır. Arabesk bir parçanın kanırtan acısı gibi değildir verilen bu sır; daha içten ve derinden olmasına rağmen hasıraltı edilen, çoğu zaman fark edilmeyen ya da fark edilemeyecek kadar sessiz yaşanan, kıyıda köşede kalmaya mahkum edilmiş hikayelerdir çoğunlukla.

Ömer Türkeş, Fikret Topallı’nın Seri Katiller başlıklı inceleme kitabına yazdığı önsözde, geçmişteki ve bugünkü suçların doğasını karşılaştırıyor ve 1930’lu yıllarda cinayetlerin büyük bir kısmında tanıdık kişilerin kurban seçildiğine, 1980’lerdeyse faillerin çoğunluğunun kurbanlarına yabancı insanlar olduğuna değiniyordu.

Söyleşi

Cüneyt Cebenoyan ile söyleşi: "Sinema eleştirisi de edebiyat sayılabilir"

 

Ayşe ÇAVDAR

 

ŞahaneBirKitap

Mitpunk. Yani edebiyatta yeni bir eğilimin, yeni bir arayışın adı. Bir bileşik kelime; mit ve punktan geliyor. Kendi hikayelerini kaybetmiş, mitlerini unutmuş bir çağın yarattığı yeni mitler ile punk kelimesinin hırpaniliğini, kırılmışlığını, öfkesini içeriyor. Bakmayın siz kulağa çok alafranga çok marjinal geldiğine. Birbirine eklenen bu iki kelime, postmodernizmi fısıldıyor.

FikriSabit

Çok sevdiğiniz yazar, bir gün berbat bir kitap yazarsa, sakın şaşırmayın. Nedeni pekala siz olabilirsiniz. Nasıl mı, açıklayayım...

Hiç unutmam yıllardan 1994. Günlerden, Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'ının yayımlandığı ilk gün. Taksim'de iki kişiden birinin elinde Yeni Hayat var, diyorlar. Evet, mübalağa ediyorlar biraz ama kızılca kıyametin koptuğu doğru. Kopuyor çünkü Orhan Pamuk, edebiyat okurunun sularından çıkıp çoksatar yazar olma yoluna giriyor o gün iyiden iyiye.