Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hayvan deyip geçmeyin…



Toplam oy: 228
Filiz Özdem
Yapı Kredi Yayınları

 

Hayat bir bütün üzerine kurulu. Bitki ve hayvanların içinde olmadığı bir yaşam sistemi kurulabilseydi çoktan kurardı insanoğlu. Hayvanların gücü, eti, sütü, postu, boynuzu, dişi, tırnağı, kemiği… Şöyle bir düşünelim: tüm bunlar insan yaşamının sürdürülebilirliği için ne kadar önemli. Ya dostluğu? İnsanlar bazı hayvanları ehlileştirip kendilerine can yoldaşı yaparken kimini tarlalara sürdü, kümeslerde uyuttu, kimini hayvanat bahçelerine, sirklere, laboratuarlara kapattı. İnsan yüzünden bazılarının soyu tükendi, bazıları uzaya ilk gönderilenlerden oldu. Hayvanlar insan hayatının fiziksel yönünün her zaman vazgeçilmez parçası olurken, kültürlerinde, dinlerinde, hayallerinde yer aldı.

 

Hayvanlar tarih boyunca korkularımıza, inançlarımıza sızmış. Çok eski çağlarda insanların yaşadığı mağara duvarlarındaki resimlerden günümüze kadar sanatın bir parçası olmuşlar. Dilde, edebiyatta, resimde, heykelde, sinemada, tiyatroda, fotoğrafta, müzikte, halk oyunlarında, mimari süslemecilikte, dokumacılıkta, oymacılıkta, dökmecilikte, her tür tasarımda kendilerine bir yer bulmuşlar…”

 

Böyle diyor Filiz Özdem önsözde. Özdem ‘kitap kurtları’ için bir “hayvanlar âlemi” derlemiş. Genç okurlar için yazılmış olan Kitap Kurtları İçin Havanlar Âlemi / Doğadaki Dostlarımız eğlenceli bir anımsatıcı olarak yetişkin okurun da ilgisini çekecektir. Yazar, doğadaki dokuz dostumuzu ele alıp, Deveden Büyük Fil Var, Armudun İyisini Ayılar mı Yer?, Aslan Payı Kime Düşer?, “Ben de Gittim Bir Geyiğin Avına”, Koynunda Yılan Beslemek, Timsah Gözyaşları, Maymun İştahlı, Tilki Uykusuna Yatmak ve Kurt Kocayınca konu başlıklarıyla sunuyor. Her bölüm o hayvan için söylenebilecek ne varsa söyleme amacıyla hazırlanmış. Fil, Ayı, Aslan, Geyik, Yılan, Timsah, Maymun, Tilki, Kurt… Her biri gündelik hayatımızda pek yer almayan ama günlük yaşam ve konuşma dilimizde epeyce yer tutan yaratıklar. Her birine ayrılmış bölümlerde onlarla ilgili eğer varsa hikâyeler, efsaneler, şarkılar, şiirler bulunuyor.

 

Ben de gittim bir geyiğin avına

Geyik çekti beni kendi dağına”

 

Adlarının geçtiği deyimler, atasözleri bu bölümlere açıklanarak alınmış. Genç okura seslenerek kaleme alınan metinler laf sırası geldikçe genç okura bu hayvanlara ilişkin okuma ve izleme tavsiyelerinde bulunurken, ağabeyi ve /veya ablasına ya da anne babasına hediye olarak alabileceği kitap ve film önerileri sunuyor. Özdem bu öneriler için “Mutlaka Okuyun!”, “Mutlaka Seyredin!”, “Yeni Yıl Hediyesi”, “Kardeşimin doğum günü!” “Can sıkıntısına birebir” gibi başlıklar atmış. Örneğin, canınız sıkıldığında Adnan Ersan’ın Fil Bilmeceleri’ni alabilirsiniz elinize ya da başrolünde bir ayının oynadığı, Jean Jacques Annoud’un yönettiği Ayı filmini seyredebilirsiniz. Ablanıza Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü’nü, annenize Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nu büyüyünce okumak için ödünç almak üzere hediye edebilirsiniz.

 

Hemen her bölümde bulunan “Bunları Biliyor muydunuz?” ve ya Biliyor musunuz?” köşeleri gibi kitabın diğer bölümleri de ilginç. Zıplayamayan tek memeli hayvan hangisidir? Filler birbirleriyle nasıl iletişim sağlar? “Tamam efeeem!” diyen ayı, hangi ayıdır? Elbette Ayı Yogi. Erol Günaydın’ın seslendirdiği. “Yılanın oynamasında müziğin hiçbir etkisinin olmadığını biliyor muydunuz? Çünkü yılanlar işitemezler. Yılan oynatıcısı aslında kobrayı oynatmamakta, kendisi onun hareketlerini taklit etmektedir. Yılanın kıvrılma hareketleri, sadece yukarı doğru hareket etmek için yapması gereken hareketlerdir. Yılan bu kıvrılma hareketini yapmasa, yere yığılır.”

 

Sayfalar arasında ilerlerken sanki film kareleri gelip geçiyor gözlerinizin önünden. Sanki iki adım ilerinizde küçük kuşlar timsahların ağzına girip dişlerini temizliyor… Aslana duyduğum güvenden olsa gerek, çocukken, Metro Goldywn Mayer diye bir film şirketi olduğunu, şirket denen şeyi henüz bilmezken, mizah dergilerinin bu addan Metro Golden Mahir’i türeteceklerinden habersiz, filmin başında şeritlerin arasından kükreyen aslanı gördüğümde o filmin iyi olduğuna inanırdım. Bu inancım hâlâ sürüyor desem yanlış olmaz. Tilkiye ise pek güvenilmez. Ama Küçük Prens’teki tilki başka: “Küçük Prens’in gezegeninde yetiştirdiği bir gülü vardır. Tilki, ona gidip dünyadaki güllere bakmasını söyler. Sonra ona bir sır verecektir. Küçük Prens gidip güllere bakar. “Güzelsiniz, ama boşsunuz” der. “Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü camekânla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.” Yanına gelen Küçük Prens’e tilki bir sır verir: “Gerçeğin mayası gözle görülmez. Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır. Gülünden sen sorumlusun.””

 

Pek uzun olmayan bir süre önce Filiz Özdem’in Yalan Sureleri romanını okumuştum, şimdi ise genç okur için hazırlamış olduğu bu kitapla karşımıza çıkıverdi. Metni resimleyen Emine Bora’nın sevimli, ilgi çekici çizimlerine de dikkat çekmek isterim.

 

Ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz.” Ben en çok bu atasözünü sevdim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Geç Viktorya döneminin en önemli romancılarından Thomas Hardy’nin Adsız Sansız Bir Jude’u, aynı zamanda aldığı olumsuz tepkiler nedeniyle Hardy’nin roman yazmaktan vazgeçmesine yol açması ile de ünlüdür.

Timsah Park, 1981 doğumlu Karen Russell’ın dilimize kazandırılan ilk eseri; bu yüzden öncelikle Russell’dan kısaca bahsetmekte yarar var. 2003’te Northwestern Üniversitesi’nin İspanyolca bölümünden mezun olan Russell, 2006’da da ABD’nin saygın üniversitelerinden Columbia’dan MFA diploması almış.

Susan Sontag, bilmem ne dergisinin düzenlediği ankette "dünyanın en etkili bilmem kaçıncı kadını" gibisinden bir nitelemeye hiçbir zaman sahip olmadı. Kitaplar yazdı, eylemlere katıldı, dünyanın dört bir yanında konferanslar verdi. Bu melankolik, ciddi, lafını esirgemeyen, cesur ve esprili kadın, hastayken bile o günlerde yaşadıklarını yazıp bu haliyle bazı bazı dalga geçmeyi de bildi.

"Şu dışarıda öten kuşları duyuyor musun Miles? Bu kuş başka kuşların ötüşünü taklit eder. Kendine ait bir ötüşü yok. Başkalarının ötüşünü taklit eder. Sen bunu yapma. Başkasını taklit etme, kendin ol. İşin özü bu. Kendinden başkası olma…"

 

Hikayelerle öğreniyoruz, hikayelerle kendimizi anlatıyoruz. Geçmiş algımız, hatıralarımız, hafızamız, eskiye dair bildiklerimiz ancak bir hikaye formunda zihnimizde yer alıyor. Kafamızdaki mükemmel tanışma ve ilk görüş ve buluşma denklemleri hikayede yerine oturduğunda âşık oluyoruz. Hikayesi olan bir aşk, bir ilişki kurguluyoruz.

Söyleşi

Öğrenciler ile söyleşi: "Edebiyatın nabzı arka sıralarda atar!"

 

Emre BAYIN

 

ŞahaneBirKitap

"Flaubert 'İşinin başındaki yazar, evrendeki tanrı gibi olmalıdır; her yerde vardır ama hiçbir yerde görünmez,' dediği ünlü sözünü 1852'deki bir mektubunda yazmıştı. 'Sanat ikinci bir doğa olduğundan, bu doğanın yaratıcısı da benzer bir işleyişe sahip olmalıdır. Bırakın her atomda, her boyutta gizli, sonsuz bir vurdumduymazlık hissedilsin.

FikriSabit

Kezban Akcalı, Türkiye'deki editör-yazar kopukluğundan ve çok satanlar listelerine bakarak yayın gündemini belirleyen yayıncılardan dert yanıyordu.

Eylül ayının ve kuşkusuz 2014 yılının yayıncılık alanındaki en büyük kaybı oldu Kezban Akcalı. Koskoca bir ömrü yayıncılığa vermiş, yayıncılığın seyrini etkilemiş bir kadının, güçlü bir ismin kaybı... 1960'lı yılların sonunda May Yayınları'nda yayıncılık hayatına başlamış, Milliyet Yayınları'nda görev almış ve Onk Ajans'ta sekiz yıl geçirdikten sonra Akcalı Ajans'ı kurmuştu Kezban Akcalı.