Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hayvan deyip geçmeyin…



Toplam oy: 347
Filiz Özdem
Yapı Kredi Yayınları

 

Hayat bir bütün üzerine kurulu. Bitki ve hayvanların içinde olmadığı bir yaşam sistemi kurulabilseydi çoktan kurardı insanoğlu. Hayvanların gücü, eti, sütü, postu, boynuzu, dişi, tırnağı, kemiği… Şöyle bir düşünelim: tüm bunlar insan yaşamının sürdürülebilirliği için ne kadar önemli. Ya dostluğu? İnsanlar bazı hayvanları ehlileştirip kendilerine can yoldaşı yaparken kimini tarlalara sürdü, kümeslerde uyuttu, kimini hayvanat bahçelerine, sirklere, laboratuarlara kapattı. İnsan yüzünden bazılarının soyu tükendi, bazıları uzaya ilk gönderilenlerden oldu. Hayvanlar insan hayatının fiziksel yönünün her zaman vazgeçilmez parçası olurken, kültürlerinde, dinlerinde, hayallerinde yer aldı.

 

Hayvanlar tarih boyunca korkularımıza, inançlarımıza sızmış. Çok eski çağlarda insanların yaşadığı mağara duvarlarındaki resimlerden günümüze kadar sanatın bir parçası olmuşlar. Dilde, edebiyatta, resimde, heykelde, sinemada, tiyatroda, fotoğrafta, müzikte, halk oyunlarında, mimari süslemecilikte, dokumacılıkta, oymacılıkta, dökmecilikte, her tür tasarımda kendilerine bir yer bulmuşlar…”

 

Böyle diyor Filiz Özdem önsözde. Özdem ‘kitap kurtları’ için bir “hayvanlar âlemi” derlemiş. Genç okurlar için yazılmış olan Kitap Kurtları İçin Havanlar Âlemi / Doğadaki Dostlarımız eğlenceli bir anımsatıcı olarak yetişkin okurun da ilgisini çekecektir. Yazar, doğadaki dokuz dostumuzu ele alıp, Deveden Büyük Fil Var, Armudun İyisini Ayılar mı Yer?, Aslan Payı Kime Düşer?, “Ben de Gittim Bir Geyiğin Avına”, Koynunda Yılan Beslemek, Timsah Gözyaşları, Maymun İştahlı, Tilki Uykusuna Yatmak ve Kurt Kocayınca konu başlıklarıyla sunuyor. Her bölüm o hayvan için söylenebilecek ne varsa söyleme amacıyla hazırlanmış. Fil, Ayı, Aslan, Geyik, Yılan, Timsah, Maymun, Tilki, Kurt… Her biri gündelik hayatımızda pek yer almayan ama günlük yaşam ve konuşma dilimizde epeyce yer tutan yaratıklar. Her birine ayrılmış bölümlerde onlarla ilgili eğer varsa hikâyeler, efsaneler, şarkılar, şiirler bulunuyor.

 

Ben de gittim bir geyiğin avına

Geyik çekti beni kendi dağına”

 

Adlarının geçtiği deyimler, atasözleri bu bölümlere açıklanarak alınmış. Genç okura seslenerek kaleme alınan metinler laf sırası geldikçe genç okura bu hayvanlara ilişkin okuma ve izleme tavsiyelerinde bulunurken, ağabeyi ve /veya ablasına ya da anne babasına hediye olarak alabileceği kitap ve film önerileri sunuyor. Özdem bu öneriler için “Mutlaka Okuyun!”, “Mutlaka Seyredin!”, “Yeni Yıl Hediyesi”, “Kardeşimin doğum günü!” “Can sıkıntısına birebir” gibi başlıklar atmış. Örneğin, canınız sıkıldığında Adnan Ersan’ın Fil Bilmeceleri’ni alabilirsiniz elinize ya da başrolünde bir ayının oynadığı, Jean Jacques Annoud’un yönettiği Ayı filmini seyredebilirsiniz. Ablanıza Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü’nü, annenize Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nu büyüyünce okumak için ödünç almak üzere hediye edebilirsiniz.

 

Hemen her bölümde bulunan “Bunları Biliyor muydunuz?” ve ya Biliyor musunuz?” köşeleri gibi kitabın diğer bölümleri de ilginç. Zıplayamayan tek memeli hayvan hangisidir? Filler birbirleriyle nasıl iletişim sağlar? “Tamam efeeem!” diyen ayı, hangi ayıdır? Elbette Ayı Yogi. Erol Günaydın’ın seslendirdiği. “Yılanın oynamasında müziğin hiçbir etkisinin olmadığını biliyor muydunuz? Çünkü yılanlar işitemezler. Yılan oynatıcısı aslında kobrayı oynatmamakta, kendisi onun hareketlerini taklit etmektedir. Yılanın kıvrılma hareketleri, sadece yukarı doğru hareket etmek için yapması gereken hareketlerdir. Yılan bu kıvrılma hareketini yapmasa, yere yığılır.”

 

Sayfalar arasında ilerlerken sanki film kareleri gelip geçiyor gözlerinizin önünden. Sanki iki adım ilerinizde küçük kuşlar timsahların ağzına girip dişlerini temizliyor… Aslana duyduğum güvenden olsa gerek, çocukken, Metro Goldywn Mayer diye bir film şirketi olduğunu, şirket denen şeyi henüz bilmezken, mizah dergilerinin bu addan Metro Golden Mahir’i türeteceklerinden habersiz, filmin başında şeritlerin arasından kükreyen aslanı gördüğümde o filmin iyi olduğuna inanırdım. Bu inancım hâlâ sürüyor desem yanlış olmaz. Tilkiye ise pek güvenilmez. Ama Küçük Prens’teki tilki başka: “Küçük Prens’in gezegeninde yetiştirdiği bir gülü vardır. Tilki, ona gidip dünyadaki güllere bakmasını söyler. Sonra ona bir sır verecektir. Küçük Prens gidip güllere bakar. “Güzelsiniz, ama boşsunuz” der. “Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü camekânla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.” Yanına gelen Küçük Prens’e tilki bir sır verir: “Gerçeğin mayası gözle görülmez. Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır. Gülünden sen sorumlusun.””

 

Pek uzun olmayan bir süre önce Filiz Özdem’in Yalan Sureleri romanını okumuştum, şimdi ise genç okur için hazırlamış olduğu bu kitapla karşımıza çıkıverdi. Metni resimleyen Emine Bora’nın sevimli, ilgi çekici çizimlerine de dikkat çekmek isterim.

 

Ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz.” Ben en çok bu atasözünü sevdim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Cadıbostanı Cinayeti, Esra Türkekul’un Kapalıçarşı Cinayeti adlı ilk polisiye kitabından sonra kaleme aldığı yeni polisiye romanı. Her iki metnin kurgusu birbirinden bağımsız olduğu için sıra gözetmeksizin okunabilecek bir seri bu. Türkekul’un kurguladığı Berna Tekdemir karakteri, iki metnin de başkahramanı.

Kısa hayatına sığdırdığı ciltler dolusu şiir, roman ve deneme yazısı ama daha önemlisi yaşadığı dönem Fransız edebiyatına damgasını vuran René Crevel’in Babil romanı nihayet Türkçeleştirildi. Milli Kütüphane kayıtlarında ve kişisel hafızamda René Crevel’e ait Türkçe yayımlanmış hiçbir kitap kaydı yok. Bu sıradışı yazarla yüzyıllık bir gecikmeyle de olsa buluşmak sevindirici.

Kjersti Skomsvold’un, 33 romanındaki K. isimli anlatıcı, yalnızlığın insanı öldürdüğünü söylüyor: “Çocuğa radyoda duyduklarımı, bir insanın bedenine hiç dokunulmazsa onun öldüğünü anlatıyorum, bu bir tokat gibi.” Skomsvold’un daha önce Türkçedeki diğer kitabı Hızlandıkça Azalıyorum’un yolu da, tıpkı 33 gibi, “yalnızlık” kavşağında kesişiyordu.

Kurmacayı felsefi soruşturmalarda bir araç olarak kullanabilir miyiz? Şüphesiz evet. Peki, dil kurallarını mantık kurallarına göre açıklayarak kusursuz bir dil kuramı geliştirmeye çalışan 20. yüzyılın en önemli filozoflarından Ludwig Wittgenstein’ı felsefi soruşturmamıza araç olan kurmacada bir karakter olarak kullanabilir miyiz?

20. yüzyılın en önemli toplumsal hareketlerinden sayılan ve hiç umulmadık sonuçlara yol açan İran Devrimi, 1979’dan itibaren sanatçıları, yazarları ve entelektüelleri öğüten bir mekanizma halini almıştı. Büyük suskunluk, baskı ve sansür İran’a dalga dalga yayılırken bunu kabullenmeyenler ülke dışına çıktı, cezaevine konuldu veya sürgüne gönderildi.

Söyleşi

Okan Okumuş ile söyleşi: Sınırların olmadığı bir dünya düşlemek

 

Mehmet ERKURT

 

ŞahaneBirKitap

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.