Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hayvan deyip geçmeyin…



Toplam oy: 479
Filiz Özdem
Yapı Kredi Yayınları

 

Hayat bir bütün üzerine kurulu. Bitki ve hayvanların içinde olmadığı bir yaşam sistemi kurulabilseydi çoktan kurardı insanoğlu. Hayvanların gücü, eti, sütü, postu, boynuzu, dişi, tırnağı, kemiği… Şöyle bir düşünelim: tüm bunlar insan yaşamının sürdürülebilirliği için ne kadar önemli. Ya dostluğu? İnsanlar bazı hayvanları ehlileştirip kendilerine can yoldaşı yaparken kimini tarlalara sürdü, kümeslerde uyuttu, kimini hayvanat bahçelerine, sirklere, laboratuarlara kapattı. İnsan yüzünden bazılarının soyu tükendi, bazıları uzaya ilk gönderilenlerden oldu. Hayvanlar insan hayatının fiziksel yönünün her zaman vazgeçilmez parçası olurken, kültürlerinde, dinlerinde, hayallerinde yer aldı.

 

Hayvanlar tarih boyunca korkularımıza, inançlarımıza sızmış. Çok eski çağlarda insanların yaşadığı mağara duvarlarındaki resimlerden günümüze kadar sanatın bir parçası olmuşlar. Dilde, edebiyatta, resimde, heykelde, sinemada, tiyatroda, fotoğrafta, müzikte, halk oyunlarında, mimari süslemecilikte, dokumacılıkta, oymacılıkta, dökmecilikte, her tür tasarımda kendilerine bir yer bulmuşlar…”

 

Böyle diyor Filiz Özdem önsözde. Özdem ‘kitap kurtları’ için bir “hayvanlar âlemi” derlemiş. Genç okurlar için yazılmış olan Kitap Kurtları İçin Havanlar Âlemi / Doğadaki Dostlarımız eğlenceli bir anımsatıcı olarak yetişkin okurun da ilgisini çekecektir. Yazar, doğadaki dokuz dostumuzu ele alıp, Deveden Büyük Fil Var, Armudun İyisini Ayılar mı Yer?, Aslan Payı Kime Düşer?, “Ben de Gittim Bir Geyiğin Avına”, Koynunda Yılan Beslemek, Timsah Gözyaşları, Maymun İştahlı, Tilki Uykusuna Yatmak ve Kurt Kocayınca konu başlıklarıyla sunuyor. Her bölüm o hayvan için söylenebilecek ne varsa söyleme amacıyla hazırlanmış. Fil, Ayı, Aslan, Geyik, Yılan, Timsah, Maymun, Tilki, Kurt… Her biri gündelik hayatımızda pek yer almayan ama günlük yaşam ve konuşma dilimizde epeyce yer tutan yaratıklar. Her birine ayrılmış bölümlerde onlarla ilgili eğer varsa hikâyeler, efsaneler, şarkılar, şiirler bulunuyor.

 

Ben de gittim bir geyiğin avına

Geyik çekti beni kendi dağına”

 

Adlarının geçtiği deyimler, atasözleri bu bölümlere açıklanarak alınmış. Genç okura seslenerek kaleme alınan metinler laf sırası geldikçe genç okura bu hayvanlara ilişkin okuma ve izleme tavsiyelerinde bulunurken, ağabeyi ve /veya ablasına ya da anne babasına hediye olarak alabileceği kitap ve film önerileri sunuyor. Özdem bu öneriler için “Mutlaka Okuyun!”, “Mutlaka Seyredin!”, “Yeni Yıl Hediyesi”, “Kardeşimin doğum günü!” “Can sıkıntısına birebir” gibi başlıklar atmış. Örneğin, canınız sıkıldığında Adnan Ersan’ın Fil Bilmeceleri’ni alabilirsiniz elinize ya da başrolünde bir ayının oynadığı, Jean Jacques Annoud’un yönettiği Ayı filmini seyredebilirsiniz. Ablanıza Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü’nü, annenize Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nu büyüyünce okumak için ödünç almak üzere hediye edebilirsiniz.

 

Hemen her bölümde bulunan “Bunları Biliyor muydunuz?” ve ya Biliyor musunuz?” köşeleri gibi kitabın diğer bölümleri de ilginç. Zıplayamayan tek memeli hayvan hangisidir? Filler birbirleriyle nasıl iletişim sağlar? “Tamam efeeem!” diyen ayı, hangi ayıdır? Elbette Ayı Yogi. Erol Günaydın’ın seslendirdiği. “Yılanın oynamasında müziğin hiçbir etkisinin olmadığını biliyor muydunuz? Çünkü yılanlar işitemezler. Yılan oynatıcısı aslında kobrayı oynatmamakta, kendisi onun hareketlerini taklit etmektedir. Yılanın kıvrılma hareketleri, sadece yukarı doğru hareket etmek için yapması gereken hareketlerdir. Yılan bu kıvrılma hareketini yapmasa, yere yığılır.”

 

Sayfalar arasında ilerlerken sanki film kareleri gelip geçiyor gözlerinizin önünden. Sanki iki adım ilerinizde küçük kuşlar timsahların ağzına girip dişlerini temizliyor… Aslana duyduğum güvenden olsa gerek, çocukken, Metro Goldywn Mayer diye bir film şirketi olduğunu, şirket denen şeyi henüz bilmezken, mizah dergilerinin bu addan Metro Golden Mahir’i türeteceklerinden habersiz, filmin başında şeritlerin arasından kükreyen aslanı gördüğümde o filmin iyi olduğuna inanırdım. Bu inancım hâlâ sürüyor desem yanlış olmaz. Tilkiye ise pek güvenilmez. Ama Küçük Prens’teki tilki başka: “Küçük Prens’in gezegeninde yetiştirdiği bir gülü vardır. Tilki, ona gidip dünyadaki güllere bakmasını söyler. Sonra ona bir sır verecektir. Küçük Prens gidip güllere bakar. “Güzelsiniz, ama boşsunuz” der. “Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü camekânla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.” Yanına gelen Küçük Prens’e tilki bir sır verir: “Gerçeğin mayası gözle görülmez. Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır. Gülünden sen sorumlusun.””

 

Pek uzun olmayan bir süre önce Filiz Özdem’in Yalan Sureleri romanını okumuştum, şimdi ise genç okur için hazırlamış olduğu bu kitapla karşımıza çıkıverdi. Metni resimleyen Emine Bora’nın sevimli, ilgi çekici çizimlerine de dikkat çekmek isterim.

 

Ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz.” Ben en çok bu atasözünü sevdim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan John Steinbeck, 27 Şubat 1902’de Salinas’ta, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Stanford Üniversitesi’nde okudu ama mezun olamadı. New York’ta gazetecilik kariyeri yapmak istiyordu ama gazetecilikte de umduğunu bulamadı. Salinas’a geri dönmek zorunda kaldı. Yazma tutkusu hep vardı Steinbeck’in.

“Gelecek öykülerin yazarı şu anda telaşlı bir sevinç içinde çalışmasına başlıyor.

Ayşe Erbulak’ın yakın bir zaman önce çıkan son romanı Cinayet Sınıfı Başkanı, çocukluklarında büyük travmalar yaşamış ve bunu aşamamış ve hayatlarını da bu unut(a)mayışın üzerine kurmuş üç kişinin hikayesi; tabii, her şeyin üstünü örten bir cinayetin söz konunu olduğunu da ekleyelim...

Altı çizilen anlar, üstü karalanan anılar hep o durumun içindeki detaylarla özdeşir; kokular, renkler, hareketler, sesler… Hafızamızda yer eden tüm hikayeler kendi ayrıntılarını taşır. Yemek de o ayrıntıların belki de en önemlilerinden biri. Üstelik yalnızca hikayeye değil, hikayede geçen önemli/önemsiz karakterlere de bir anlam, hafızaya kazınacak bir özellik ekler.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.