Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hikayesi aşkla mayalanmış bir roman



Toplam oy: 99
Ertürk Akşun
Destek Yayınları
Ve Kızın Adı Gece, öncelikle bir aşkın romanı. Ondan sonra Türkiye’nin, dünyanın ve içinde geçen diğer şeylerin...

Ertürk Akşun, son romanı Ve Kızın Adı Gece’de hem kendine, hem dönemimize hem de geçmişe dokunmuş. Bir kısmı 90’larda, diğer kısmı günümüzde geçen kitapta Ertürk Akşun, 70’lerin buhranlı dönemini de hikayeye katarak çok sesli bir senfoni oluşturmuş. Kelimelerle gerçeği, imalarla anlamı ve satır aralarındaki suskunlukla acıları anlatmış. Bir kuşağın belgesellerde izlediği, bir başka kuşağın büyüklerinden dinlediği, bir diğer kuşağın ise maruz kaldığı ülkenin iç kanama yaşadığı dönemlerin kelimelerle tasavvuru…

Günümüzde geçen bölüm, her ayrıntısıyla dönemin çürümüşlüğünün kelimelerle vücut bulmasıdır. Sahteliğin bağımlılık yaptığı, hayal kırıklıkların kronikleştiği, güven denen şeyin anlamının sözlükte kaldığı, popüler kültürün her şeyi gösterişe çevirdiği, tüketim çılgınlığının herkesi çıldırttığı baştan ayağa kokuşmuş bir dünya. İçinde bulunduğumuz dönemde insanın kaçınılmaz sonudur, tükettiğine benzemesi. Gerçeklerle değil algılarla yol alan, dünü yok sayıp yarına kilitlenen kaygı toplumu…

90’larda geçen bölümde ise 80 darbesinin soğuk gölgesi hâlâ topluma hâkimdir. Dünya yeni bir sürecin eşiğindedir ve ülke de bu süreci kendince yaşamaktadır; topluma ve dolayısıyla bireye sirayet eden, hüznün hâkim olduğu bir ruh hali mevcuttur. Ama tüm bunlara rağmen her zaman olduğu gibi aşk hep vardır; bir çölün ortasında bir çiçek gibi açarak varlığıyla her çağın, her dönemin ve her kuşağın içinde bir güneş gibi doğar.

Ve Kızın Adı Gece, öncelikle bir aşkın romanı. Ondan sonra Türkiye’nin, dünyanın ve içinde geçen diğer şeylerin... Ertürk Akşun, naif üslubuyla anlattığı bu aşkı, kelimeler denizinde yüzdürerek okurun yüreğinde karaya çıkarıyor. Kıyısında köşesinde aşka bulaşmış herkesin kendinden bir şey bulduğu Ve Kızın Adı Gece, anlaşıldığı kadarıyla, yazarın da hayatından çok şey içeriyor.

Ve Kızın Adı Gece, “Bir erkeğe verilebilecek en büyük hediye, zeki, güzel ve cesur bir kadın tarafından sevilmektir,” diyerek başlıyor; “Başka birisi için ölümü göze almıyorsan pek de yaşıyor sayılmazsın,” diyerek devam ediyor ve “Arkasında bir hikaye bırakmış her insan sonsuza dek yaşar,” diyerek sona eriyor. Hikayesi aşkla mayalanmış, Ve Kızın Adı Gece’nin…

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.