Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hollanda havası



Toplam oy: 169
Nescio // Çev. Gül Özlen
Soyka Yayınevi
Yoksulluk, savaş, bunalım veya yaratma kaygısı içindeyken bile keyif alınabilecek bir şeyler olduğunu göstermeye çalışıyor Nescio.

Jan Hendrik Frederik Grönloh ismi, çoğu kişiye bir şey ifade etmeyebilir. Fakat Nescio deyince, özellikle Hollanda civarında hayli tanınan bir yazar akla geliyor. Hollanda-Bombay Ticaret Şirketi’ndeki kariyerini etkilememesi için, Latince “bilmiyorum” anlamına gelen “Nescio” mahlasını kullanan Grönloh, ölümünden sonra ünlenenlerden. Yıllar geçtikçe Hollandalılar arasında tanınırlığı artan Nescio, belli başlı öyküleri “Beleşçi” ve “Küçük Titanlar”la Flemenkçenin en bilinen kalemlerinden birisi haline geldi. Bu iki öyküyü de kapsayan Amsterdam Hikayeleri, hem bilindik hem de yabancısı olunan Hollanda’yla buluşturuyor bizi.

Amsterdam Hikayeleri’nde Nescio, bir yandan kentin bir yandan da kitaptaki karakterler aracılığıyla kentte yaşayanların öyküsünü anlatıyor. Bol diyaloglu metinler toplamı, yazarın 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başındaki hanımefendi ve beyefendilerin sohbetlerine; hayatın içinde ve dışında kalanlara odaklanıyor. O rahat Hollanda havası, Nescio’nun satırlarının tamamına hâkim. İyimserlikle güçlenen bu rahatlık, sokaktaki felsefeyi getirip önümüze koyuyor. Bir anlamda hayatı tartışan ve ondan her koşulda keyif almaya çalışanlarla yüzleşiyoruz. Örneğin, sadece güzel bir havayı düşlüyorlar. Bu yalın hayal, kafasını işten kaldırmayan insanlara tepeden bakmayı ve onlar için üzülmeyi kolaylaştırıyor. Yoksulluğun verdiği güçle hayatta durdukları yeri de yorumluyorlar: “Biz dünyanın üstündeydik, dünya da bizim üstümüzde ve ağır baskı yapıyordu. Epey derinlerde çabalayan insanları görüyor, onları küçümsüyorduk, kibirli beyefendiler, özellikle o beyefendiler her zaman yoğundur ve hayatta çok başarılı olduğunu düşünür.”  

Zenginlerin Tanrısı’ndan medet ummayan ve yalnızca kendine güvenen bu küçük titanlar, dünyayı şaşırtmayı kafasına koymuş insanlar olarak resmediliyor Nescio tarafından. Böylece kimi fırçasını konuşturuyor kimi de kalemini…


Kitaptaki karakterler, neye özlem duyduğunu bilmese de yeni bir sanatın doğacağını veya başka hayatların yaşanacağını hissediyor. Çürüme çağının arifesinde, büyük şair olmanın ve ardından düşüşe geçmenin insanı yorduğunun da farkındalar. Hatta içi dolu bir aşk yaşamanın da…

Nescio’nun naif insan portreleri çizdiği kitapta, kişilerin birbirine hiçbir art niyet beslemeden baktığı ya da içten pazarlıklı biçimde yaklaşmadığı ortada. Beri yandan kitaptaki zaman dilimlerinde, günümüzdeki kadar değilse de kendine göre bir hareketlilik söz konusu. Mevcut koşturmaca, duyguları ifade edebilme ya da Nescio’nun deyişiyle “dünyayı fethetme” anlarında öne çıkıyor.

Metinlerin, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, savaş ortasında ve savaşın bitimini izleyen birkaç yılda yazıldığını dikkate aldığımızda, Nescio’nun, insanların zihnindeki sıkıntılardan bir parça umut çıkarmaya uğraşıp her şeye rağmen hayatın kimi olumlu yanlarını göstermeye çabaladığını fark ediyoruz. Kısacası yazar, Amsterdam Hikayeleri’nde, yoksulluk, savaş, bunalım veya yaratma kaygısı içindeyken bile keyif alınabilecek bir şeyler olduğunu göstermeye çalışıyor. 

 

 


 

 

 

Görsel: Esra Kalay

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Mutluluğa Dair Bir Düşünce, belki de isminden ötürü, başta bir “kişisel gelişim” önerisi gibi gelse de; bilakis, daha iyi bir dünya için somut adımlar atmış iki mühim aktivistin imzasını taşıyarak, güçlü argümanıyla okur için tünelin ucunda -belki cılız, belki değil- bir ışık yakma ihtimali taşıyor. Bahsettiğim iki isim Luis Sepúlveda ve Carlo Petrini.

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.