Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İrili ufaklı, sarılı yeşilli limonlar



Toplam oy: 329
Jo Cotterill // Çev. Zeynep Kürük
Genç Timaş
Limon Kütüphanesi’nde dostluk, kötü bir durumla başa çıkma, acı çekme, depresyon, yalnızlık, mutluluk gibi durum ve kavramları Calypso’nun hikayesi vasıtasıyla ele alıyor Jo Cotterill.

Calypso on yaşında. Annesini beş yıl önce kanserden kaybetmiş. Babasıyla yaşıyor. Anneanne ve dedesi öldüğünden, babasının ailesi de yıllar evvel Avustralya’ya taşındığından babasından başka kimsesi yok. İki kişilik bir aile fikrini zaman zaman sorgulasa da, babasının “içindeki manevi gücü bul, diğer insanlara ihtiyacın yok, yalnızken de mutlu olabilirsin, kendinin en iyi arkadaşı olmalısın,” telkinlerini kulağına küpe edip okuldaki çocuklarla arkadaşlık kurmaktansa kitapların dostluğunu tercih ediyor. Vaktinin çoğunu bir zamanlar annesinin atölyesi olan, sonradan Calypso’nun kütüphanesine dönüştürülen odada, ona annesini hatırlatan yağlıboya kokularını içine çekerek ve kitap okuyup hikayeler yazarak geçiriyor.
Calypso’nun babası titiz bir düzeltmen. Bilgisayarla arası pek iyi değil, genellikle kütüphanesinde tomar tomar kağıdın arasına gömülüp kah işini yapıyor, kah “Limonun Tarihçesi” kitabını yazıyor. Calypso’ya pek yansıtmamaya çalışsa da eşini kaybetmenin acısıyla baş edebildiği söylenemez. Çamaşır, bulaşık, temizlik, alışveriş ve yemek, hepsi Calypso’nun sorumluluğunda. Yemek dediysek, genellikle fasulye konservesi ve peynir ekmek… Oysa Calypso’nun hayalinde arkadaşları gibi hazır sofralara oturup bol soslu fırın tavuk yemek var.

 

Bir gün okula Mae adında yeni bir kız gelip Calypso’yla arkadaş olmak istiyor. Calypso başlangıçta reddetse de, tıpkı kendisi gibi kitap kurdu olan, kelimeleri sevdiğini söyleyen ve her kelimenin ayrı bir tadı olduğunu düşünen Mae’ye çok geçmeden ısınıyor. Yalnızca kelimelerden ve kitaplardan bahsetmekle yetinmeyip birlikte hikaye yazmaya girişen ikili dost olsalar da Calypso’nun içine sinmeyen bir şeyler var.

 

Mesela Mae’yi evlerine davet etmeyi pek istemiyor, çünkü evleri Mae’lerin tertipli, sıcak evine hiç mi hiç benzemiyor. Üstüne üstlük bir de babası var, babasının kendisiyle pek ilgilenmediğini hatta yaptıklarının farkında bile olmadığını Mae’ye anlatmaktan korkuyor.

 

Gelgelelim bir gün, annesinden yadigar kitapları Mae’ye göstermek için babasının kütüphanesine girdiğinde olanlar oluyor. Annesinin kitaplarının durduğu dolapların kapaklarını teker teker açtıkça gördüğü tek şey limonlar. Kitapların yerinde irili ufaklı, sarılı yeşilli limonlar var. Bir limon kütüphanesi!

 

 

 

“ 'Ben normal miyim peki?' diye sordum açıkça.


İrkildi, kırmızı keçeli kalemi havada asılı kalmıştı. 'Yani, bana normal görünüyorsun.'


'Sözlüğün var mı?'


Kolunu uzattı ve yanındaki raftan kalın bir kitap aldı. Doğru sayfayı bulmamız biraz sürdü.


    'Normal' diye devam etti. 'Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgün, aşırılığı olmayan, uygun.'


    'Yani alışılagelen bir şey normal oluyor' dedim. 'Yani insanların çoğunun gözü mavi ise, kahverengi gözler normal olmaz.'


    'Kahverengi gözler de yaygındır.' diye itiraz etti Mae. 'Bu sadece tek bir normal var anlamına gelmez.' ”


Limon Kütüphanesi’nde arkadaşlık, dostluk, üzüntüyle ya da kötü bir durumla başa çıkma, normal olan ve normal olmayan, acı çekme, depresyon, yalnızlık, mutluluk, manevi güç gibi durum ve kavramları Calypso’nun hikayesi vasıtasıyla ele alan Jo Cotterill, kararlılıklarıyla ve yaratıcılıklarıyla çocuklara örnek olabilecek karakterler yaratmış. Kitapta, Calypso’nun ya da Mae’nin konuşmalarının aralarına serpiştirilen Pollyanna’dan Heidi’ye, Anne Frank’ın Hatıra Defteri’nden Siyah İnci’ye, Yalancılar ve Casuslar’dan Orman Kitabı’na sayısız çocuk edebiyatı eseri de, kitabı okuyacak çocuklara (ve klasik deyişle, içindeki çocuğu koruyanlara) yazardan tavsiye.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.