Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

'Kasaba'nın karları erirken


İyi
Toplam oy: 1217
Nuri Bilge Ceylan
Norgunk Yayıncılık
Karşımızda gençliğinin karanlık zindanlarını sinemanın karanlık salonlarına dönüştüren bir Nuri Bilge Ceylan panoraması.

''Gençliğim yalnızlığın karanlık zindanlarında geçti sayılır.'' NBC. Bazı kitapların tarifi zor. En çok da kime, hangi koşulda, neden hitap ettiğini anlatmak konusunda zor. Nuri Bilge Ceylan'ın 25 yıllık yol arkadaşı Mehmet Eryılmaz'ın, yönetmenin Kasaba filminden Bir Zamanlar Anadolu'da'ya uzanan on yılı aşkın yaşam ve sinema serüvenini derlediği Söyleşiler de zor bir kitap.

Zorluğu biraz da isminden. Söyleşiler yönetmenin otobiyografisi, içinde cinayetler barındıran serüvenci romanı, sinema dersleri günlüğü belki, hatta Çehov'u anlamak adlı incelemesi de olabilir ama bir söyleşi kitabı değil. Kitap içindeki o italik soru cümleleri bazen bir dış ses bazense bir yan karakterin merakı veya açmazı olarak okunmalı. Karşımızda gençliğinin karanlık zindanlarını sinemanın karanlık salonlarına dönüştüren bir Nuri Bilge Ceylan panoraması. Aşka, ölüme, melankoliye, kötü, ayıp ve sıradan yanlarımıza dair bir hayat mecmuası. Tinin derinliklerinde bir muzır neşriyat sertifikası. Bir yönetmenin yedi filminde, yedi ayrı zamanın, yedi ayrı ruhuyla kendiyle hesaplaşması. Bu hesaplaşmanın her insanın kendiyle yüzleşebileceği tuhaf, kozmik yanları.

"Londra'ya gittim. Az bir parayla. Ama zaten macera yaşamak bir üst değer gibi göründüğü için çok da fark etmiyordu. Londra'da bulaşıkçılık falan gibi herkesin başına gelen işleri yaptım. Market hırsızlığı filan yaptım. Hatta özel sefere çıktığım olurdu."

 

 

 

Kasaba'lı zamanlar, yönetmenin filmi de yaşamı da karlar altındadır. Sözün sinemasından önce kendine geldiği, ilk tanışma safhalarıdır, kendini kendinden saklamaz. İleride Kasaba'nın karları erimeye başlayacak ve geçmişinden artık bu kadar ayrıntılı bahsetmeyecektir.



Şimdilerde bir eleştiri olarak sunulan Türkiye'deki festivallerde ödül almak için hırka ile sahneye çıkışı Mayıs Sıkıntısı zamanlarında da gömleği ile hedeftedir. Şimdilerde vermesi beklenen cevabı aslında o günlerden vermiştir: "Bu ülkede kravata, smokine ya da o tip giyime yüklenen anlam, beni bu tarz giyimden ve onun temsil ettiği hemen her şeyden yıllar önce soğuttu. Cannes Film Festivali'ne gittiğimde smokin giymek zorunda kalmıştım ama doğrusu kendimi bir maymun gibi hissetmiştim."

 

Mayıs Sıkıntısı'nın bünyeye de sirayet ettiği zamanlar belki yönetmenliğinin ilk sancıları, Uzak'ın filizlendiği ilk sancılar. Yönetmen kendisini, kendi kozasını ifşa etmekten de, bozguna uğratmaktan da çekinmiyor. Kendisinin kendiyle olan açmazı, çıkmazları sinemasını da aynı tereddüt ve sorularla, içsel acılarla şekillendiriyor: "Algılarım keskinliğini epey yitirdi, onu hissediyorum. Koza'yı çekmeye 36 yaşımda başlamıştım. Muhakkak ki, 25 yaşında başlasaydım çok daha iyi olurdu. Daha çok enerjim olurdu. Gençken gözünüz daha kara oluyor. Gözü kara bir cesarete o kadar ihtiyaç var ki film yapmak için."

 

 

Uzak'ın ardından hala algıda keskinlik arayışı, daha iyiyi arayışı sürüyor yönetmenin. Bu biraz da Uzak ile doruğa ulaşan Cannes başarısına dair bir ipucu değil mi? Sürekli ayrıntıyı araması, ayrıntının en girintili köşelerine girebilme ve orada kaybolabilme cesareti.

Söyleşiler'de, Nuri Bilge Ceylan'ın hayata bakışında ve sinemasını şekillendirişinde başat ve en belirleyici karakter Çehov. Yönetmen için adeta bir katalizör, bir turnusol kağıdı. Hiç ayrılmamacasına bir yol arkadaşı: "Çehov hayatıma girdikten sonra birden gözlemlerim anlam kazandı sanki. İnce detayları kıvrak bir şekilde ifade etme gücü ve klişelerden uzaklığı, asla bir ders vermek gibi bir amaç gütmemesi ve bağışlama yeteneğinin çok kuvvetli olması ve hiçbir şekilde hüküm giydirmemesi."

Kasaba'nın karları erimeye yüz tutmuş. Artık yönetmenin sineması kendi geçmişinden önce geliyor. Geçmişinin yerini geleceği almış. Gelecek düşleri, fikirleri artık sadece bir Kasaba'nın değil evrensel kültür camiasının, küresel köyün ilgi konusu. Kendi yaşamından izler taşıyan senaryoların ardından kendisi ve eşi tüm yalınlığı ve cesaretiyle bu kez kamera karşısında, zamanlardan İklimler:


"Bir filmin kişisel olması toplumu ilgilendirmediği anlamına gelmez. Esasında İklimler'in meselesi de, sizin dediğiniz anlamda olmasa da, büyük ve toplumun genelini ilgilendiren birmesele bana göre. Sadece bu toplumu değil bütün insanlığı ilgilendirebilecek bir mesele."

 

 

 

Yönetmen, Üç Maymun'la yalnız ve güzel ülkesine selam ederek sinemasını tam kavrayamayanları şaşırtmıştır. Sinemasının karakterini anlamakta bocalayanlara da keskin bir dille cevap verecektir. Little White Lies Magazine'in Londra'lı editörü Matt Bochenski ile yaşadığı doğu batı, kadın erkek sorunsalında, sinemasının tesadüfler ve genel kanaatler üzerine kurulmadığını açıkça ilan edecektir:


"İster kadın olsun ister erkek, ben karakterlerimin zayıflıklarını fırsat buldukça ortaya dökmeye çalışan biriyim. Geçmişte ya da bugün kadınlara bazı haksızlıklar yapılıyor, ya da kültürün kadınlara bakış açısında birtakım çarpıklıklar var diye kadın karakterlerime torpil yapmaya kalkmak benim işim olamaz."

Yönetmen için ibre artık Bir Zamanlar Anadolu'da'dır. Zamanının karanlık köşelerinin şimdilik son evresidir bu: "Gündelik politikanın on sene sonra anlamı kalmayabilir ama manda yoğurdunun elli sene sonra da yeri var olabilir."

 

 

Söyleşiler, tıpkı Nuri Bilge Ceylan sineması gibi kendini sınırda var eden zor bir kitap; yol haritanız da olabilir, kapağını dahi açmayacağınız sıkıcı kitaplar listenizin başlıcası da. Nerede duruyorsanız oradan, nereden bakıyorsanız o taraftan yön bulabilecek bir kitap. Bir pusuladan çok bir pusula arayışı.

Kasaba'nın karları erirken Nuri Bilge Ceylan çok dilli Koza'sından kendine sesleniyor, sadece kendine, özlemini duyduğumuz bir gerçeklikle; ''Ama röportajlarda gerçekler çıkmaz ortaya. Röportaj veren insan muhakkak biraz korunaklı davranır. Şu teyp kapandığında çok daha dürüst bir konuşmanın başlayacağına ben eminim.''

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.