Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Koşun kızlar, konuşun kızlar!



Toplam oy: 37
Ayşegül Kocabıçak
Hep Kitap
Kısacası kadınların birey olarak var olup kabul görebildiği bir toplumun özlemiyle, sitemkar fakat kavgacı bir üslubu reddederek yazılmış bir kitap Run Gülüzar Run.

Gülüzar, kız çocuklarının Türkiye’de sıkça rastlanan fakat göz ardı edilen benzer hikayelerinden biri aslında. Karakterindeki olağanlık, yaşadığı durumları alışılagelmiş kalıplara yerleştirse de, aslında belli başlı bir sorunun baş kahramanı olduğu gerçeğini okuyucunun yüzüne vuruyor. Sımsıkı kapıların, fısır fısır konuşan fakat bir şey anlatmayan ağızların berisinde, kendi küçük dünyasını cesurca açabildiği, ağzına geleni kaleminden esirgemediği yegane sırdaşı olan günlüğü, Gülüzar’ın tek ve en gerçek alanı olma görevini üstlenmiş. Yakılsa da, yırtılsa da gizli gizli gidip yenisini aldığı defterlerine aktarıyor kişilerle paylaşamadıklarını. Bin diyeceği varken bir susuyor, bin yaşayacağı varken bir yaşıyor Gülüzar.

 

Ayşegül Kocabıçak’ın ilk romanı Run Gülüzar Run, genç bir kız olan Gülüzar’ın soran ve sorgulatan günlüklerini okuyucuya açıyor. Kitapta dokuz yaşından beri düzenli olarak tuttuğu günlüklerle günbegün değişimini kendi samimi ağzından aktaran Gülüzar’ın çok da yabancı olmayan hayatına tanık oluyoruz.

 

Kocabıçak, seksenler Türkiye’sinin Bursa’sında, çocuk saflığıyla ele alınan din, aile, gelenek, kültür gibi kavramları muzip bir dille aktarırken, ardında yatan gerçek sorunlara da cesaretle parmak gösteriyor. Yaşıtları gibi düşünüp davranılmasına izin verilmeyen fakat yaşına bakılmadan toplumun dayattıklarını kabul görmesi beklenen Gülüzar, herhangi bir mahallede karşımıza çıkabilecek denli gerçek, yalın ve kendiliğinden tavrıyla okuyucuyu kendine çekiyor.

 

Kitabın merceğine oturtulan konu, kadın olmanın henüz çocukken bir yük görevi görmeye başladığı toplumlardaki bastırılan, silikleştirilen, aynılaştırılan kadınlar olmuş. Umudun hayatı ne denli etkilediğini ve toplumun kişiyi ne denli umutsuzlaştırdığını öyle afili cümlelerle değil, bir babaanne karakteriyle betimlemiş Kocabıçak. Kısacası kadınların birey olarak var olup kabul görebildiği bir toplumun özlemiyle, sitemkar fakat kavgacı bir üslubu reddederek yazılmış bir kitap Run Gülüzar Run.<!--[if gte mso 9]> <![endif]-->

 

Kadınların özgürce giyinebildiği, gezebildiği, okuyabildiği, yazabildiği, konuşabildiği, karar verebildiği… Kısacası kadınların birey olarak var olup kabul görebildiği bir toplumun özlemiyle, sitemkar fakat kavgacı bir üslubu reddederek yazılmış bir kitap Run Gülüzar Run. Kitapta yeni bir karakter var edilmekle kalınmamış, ayrıca karakterin sonrasının da merakını aşılayabilen bir olay akışı yaratılarak devam kitabının da önü açık bırakılmış.

 

Ayşegül Kocabıçak’ın iki yıl boyunca Mahir Ünsal Eriş’le birlikte üzerinde çalışarak tamamladığı roman, Hep Kitap tarafından basıldı. Yazarın ilk romanı da olma özelliği taşıyan Run Gülüzar Run’ın yanı sıra, Aşk Bu, Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları ve Ben Söylemem Sen Anla olmak üzere üç öykü kitabı daha bulunuyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Türksen Kızıl

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.