Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Koşun kızlar, konuşun kızlar!



Toplam oy: 126
Ayşegül Kocabıçak
Hep Kitap
Kısacası kadınların birey olarak var olup kabul görebildiği bir toplumun özlemiyle, sitemkar fakat kavgacı bir üslubu reddederek yazılmış bir kitap Run Gülüzar Run.

Gülüzar, kız çocuklarının Türkiye’de sıkça rastlanan fakat göz ardı edilen benzer hikayelerinden biri aslında. Karakterindeki olağanlık, yaşadığı durumları alışılagelmiş kalıplara yerleştirse de, aslında belli başlı bir sorunun baş kahramanı olduğu gerçeğini okuyucunun yüzüne vuruyor. Sımsıkı kapıların, fısır fısır konuşan fakat bir şey anlatmayan ağızların berisinde, kendi küçük dünyasını cesurca açabildiği, ağzına geleni kaleminden esirgemediği yegane sırdaşı olan günlüğü, Gülüzar’ın tek ve en gerçek alanı olma görevini üstlenmiş. Yakılsa da, yırtılsa da gizli gizli gidip yenisini aldığı defterlerine aktarıyor kişilerle paylaşamadıklarını. Bin diyeceği varken bir susuyor, bin yaşayacağı varken bir yaşıyor Gülüzar.

 

Ayşegül Kocabıçak’ın ilk romanı Run Gülüzar Run, genç bir kız olan Gülüzar’ın soran ve sorgulatan günlüklerini okuyucuya açıyor. Kitapta dokuz yaşından beri düzenli olarak tuttuğu günlüklerle günbegün değişimini kendi samimi ağzından aktaran Gülüzar’ın çok da yabancı olmayan hayatına tanık oluyoruz.

 

Kocabıçak, seksenler Türkiye’sinin Bursa’sında, çocuk saflığıyla ele alınan din, aile, gelenek, kültür gibi kavramları muzip bir dille aktarırken, ardında yatan gerçek sorunlara da cesaretle parmak gösteriyor. Yaşıtları gibi düşünüp davranılmasına izin verilmeyen fakat yaşına bakılmadan toplumun dayattıklarını kabul görmesi beklenen Gülüzar, herhangi bir mahallede karşımıza çıkabilecek denli gerçek, yalın ve kendiliğinden tavrıyla okuyucuyu kendine çekiyor.

 

Kitabın merceğine oturtulan konu, kadın olmanın henüz çocukken bir yük görevi görmeye başladığı toplumlardaki bastırılan, silikleştirilen, aynılaştırılan kadınlar olmuş. Umudun hayatı ne denli etkilediğini ve toplumun kişiyi ne denli umutsuzlaştırdığını öyle afili cümlelerle değil, bir babaanne karakteriyle betimlemiş Kocabıçak. Kısacası kadınların birey olarak var olup kabul görebildiği bir toplumun özlemiyle, sitemkar fakat kavgacı bir üslubu reddederek yazılmış bir kitap Run Gülüzar Run.<!--[if gte mso 9]> <![endif]-->

 

Kadınların özgürce giyinebildiği, gezebildiği, okuyabildiği, yazabildiği, konuşabildiği, karar verebildiği… Kısacası kadınların birey olarak var olup kabul görebildiği bir toplumun özlemiyle, sitemkar fakat kavgacı bir üslubu reddederek yazılmış bir kitap Run Gülüzar Run. Kitapta yeni bir karakter var edilmekle kalınmamış, ayrıca karakterin sonrasının da merakını aşılayabilen bir olay akışı yaratılarak devam kitabının da önü açık bırakılmış.

 

Ayşegül Kocabıçak’ın iki yıl boyunca Mahir Ünsal Eriş’le birlikte üzerinde çalışarak tamamladığı roman, Hep Kitap tarafından basıldı. Yazarın ilk romanı da olma özelliği taşıyan Run Gülüzar Run’ın yanı sıra, Aşk Bu, Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları ve Ben Söylemem Sen Anla olmak üzere üç öykü kitabı daha bulunuyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Türksen Kızıl

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.