Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Marias'ın "ciddiyetsiz" metinleri



Toplam oy: 7
Javier Marias
Can Yayınları

Yapılmamış şey değil; yazarların gizli odasına girmek veya onları bir kurguda yeniden yaratmak daha önce de denendi. Javier Marias, rastgele seçtiği ve hepsi pılını pırtını toplayıp aramızdan ayrılmış kimi isimlere benzer şekilde yaklaşmış.
Hayat parçacıklarından oluşan Yazınsal Yaşamlar'da Marias, zaman zaman antipatik bazen de sempatik özellikleriyle kalemşorları karşımıza çıkarıyor. Bunu, yeri geliyor mizahla yeri geliyor sevgi ve şefkatle yapıyor. Kitaptakiler çoğunlukla, kendisinin de dediği gibi “ciddiyetsiz” metinler.

 

 

Deniz hakkında bir ordu kitap yazan Joseph Conrad'ı karaya mıhlamak, bu “ciddiyetsizliğin” bir göstergesi. Tüm saygınlığına rağmen Joyce'un bütün kıllıklarının bir çırpıda özetlenişi ama yine de merhameti önünde saygıyla eğilinmesi, bahsedilen matraklığa güzel bir örnek. Marias'ın, Joyce'un eşinden aktardığı “kaçığın biridir” sözü de her şeyin üstüne tuz biber eken cinsten.

 

 

 

(Javier Marias)

 

 

 

Duraklayarak ve “bol ayraçlı” konuşan, “obez ve kel” Henry James'in hayattan keyif almadaki kısırlığı Marias'ın dikkatini çekmiş. Yoğun öfke patlamalarına rağmen gaf yapmayan ve dedikodulara bulaşmaktan kaçınan biri oluşu da.
Marias'ın boks yapan Arthur Conan Doyle'u kervana katmasına şaşmamalı; kadınları savunmak için pek çok adamı patakladığını da bir kenara not etmeli. Hatta dövdüklerinden birinin ertesi gün Doyle'un muayenehanesine hasta olarak gelmesi de ilginç bir raslantı.

 

 

 

 

Bir deney uğruna koca ormanı ateşe veren Stevenson'ın “şövalyeliğine” gölge düşüren bir eylemde bulunduğunu herhalde kimse reddetmez. Kendisine yakıştırılan “şövalyeliği” alt üst eden şey ise evlilik yüzüğü takıldıktan sonra “intihar hakkının bile elinden alınacağına” dair ödlekçe yaklaşımıdır.

 

 

 

 

Marias'ın Turgenyev için söylediklerinden şu parça ilginç: “Turgenyev ikiye bölünmüş bir adamdır, belki de bu bölünmenin her iki taraftaki dostlarından da bağışlanma dilemeye ihtiyacı vardı: Slav arkadaşlarına yazdığı mektuplarda Batı dünyasını kötülüyor, özellikle de Fransızların alışkanlıkları ve inançlarından hoşnutsuzluğunu dile getiriyordu; Flaubert, Maupassant, Merimée ve Henry James gibi dostlarına yazdıklarındaysa acı acı tüm Rusların şikâyet ettiği şeylerden, yani Rus olan ne varsa ne yoksa topundan yakınıyordu.

 

 

 

Paris'te bir Fransız yazar gibi karşılansa da, aristokrat havası nedeniyle bir yabancı olmaktan kurtulamıyor, St. Petersburg'a ya da Spanskoye'deki malikânesine gittiği zaman da, hem serfler hem de diğer Rus yazarlar tarafından yine bir yabancı gibi algılanıyordu.”

 

 

 

 

 

 

 

Kitaptaki matrak ve ironik anlatıma ters düşen üç çıkıntı var; onların neresinden tutarsanız elinizde kalıyor: Ciddiye alınmadığı takıntısıyla yaşamaya uğraşan Thomas Mann, az önce bahsedilen Joyce ile zehirlenme korkusuyla kafaya sıyıran ve işkence görmüş bedenlere ilgi duyan Mişima.

 

 

Marias'ın Nabokov'u görüşü de bir acayip: İnsan sevmez birinin “zevk”, “mutluluk” ve “kendinden  geçme” sözcüklerinin dilinden düşmemesine gülümsüyoruz. Eh, bir an önce yazıp kaleme aldığı kitaptan kurtulmak istemesi boşuna değil.

 

 

Esin perisini beklerken o süreyi farklı kadınlarla geçirmeyi tercih eden Rilke'nin, söz konusu kadınları konfora boğması beklediğini çabucak getirir miydi bilinmez ama Marias'ın, muzipliğini burada fazlasıyla konuşturduğu açık.

 

 

 

 

Kipling'in şaka kaldırmayan şaka gibi bir adam oluşu, onu çekici kılan özelliklerin başında. Üstüne üstlük Marias'ın kaleminden aktarırsak “kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşmayan” ve “çağdaşlarının yapıtları hakkında fikir belirtmeyen” ketum bir adam var karşımızda.

 

 

 

 

 

Ölü zannedilen ama yaşayan efsane, kendinden iki üç yılda bir sıkılan Rimbaud'nun sanatla hiç ilgisi yokmuş gibi görünmesine kafayı takmış Marias. Onun hasta yatağında, bir tanıdığının şiir ve edebiyattan söz açması karşısında “Tüm bunların artık ne önemi var? Siktir et şiiri!” deyişini de not etmiş. En az onun kadar ilginç bir söz de Oscar Wilde'dan: “Bu sabah bir virgülü sildim, akşamüzeri yeniden koydum.” Alın size bir yazarın zor bir gününün resmedilişi!

 

 

 

 

 

Kadınlar, ah kadınlar...

 

 

 

 

 

Marias'ın kitabının “Gelip Geçen Kadınlar” bölümü, sıra dışı yaşamlarıyla merak uyandırmış veya önemli yazarlara esin vermiş kadınları ele alıyor.

 

 

 

Örneğin Lady Hester Stanhope, alaycılığı ve eleştirelliğiyle ün yapmış biri. On sekizinci yüzyılın sonlarında politik yemeklerde önemli isimleri ağırlayan bu kadının zengin ama yalnız ölüşüne, “ata bindiği için tanrıça olduğuna inanıldığını” söyleyişine ve cemiyette şanssız aşklarıyla tanınışına atıf yapıyor Marias.

 

 

 

 

 

 

Bir başka isim, konuşma yeteneğiyle nam salan Vernon Lee. Oscar Wilde ve Henry James'le dirsek teması olan Lee, dostluk konusundaki takıntılarıyla da adından söz ettirir. Son günlerindeki sağırlığı, onu sohbetler ve müzikten tamamen uzaklaştırır.

 

 

 

Marias'ın dediğine göre “karmaşaya bağımlı” ve “Babil Fahişesi” olarak bilinen Violet Hunt, özellikle aşklarındaki gerilimlerden beslenir. Elbette sadece aşkla anılmaz bu isim: “Violet Hunt onca aşk serüveninin arasında başka bir sürü şeye de zaman bulmuş; kadınların oy hakkı için mücadele etmiş, döneminin kötü huylu lezbiyenlerinin elinden yakasını kurtarmış, makaleler ve kitaplar yazmış; roman, öykü, şiir, tiyatro oyunu ve çevirilerinin sayısı otuz biri bulmuştur.” Marias bir de dipnot düşer: “Her zaman kendisini sahiplenecek bir baba figürü arar ve aradığını -bu konuda epey çekinceli davranan - James, Conrad, Wells ve Hudson'da bulur.”

 

 

 

Julie de Lespinasse'ın karmaşık ve acı dolu yaşamından geriye kalan en büyük iz D'Alembert, Diderot, Condorcet ve Marmontel gibi ünlülerin başını çektiği sohbet toplantılarıdır. Onun farklı kesimden pek çok insan arasında uyumu oluşturduğunu söyler Marias. Öldüğü dakikalarda en sevdiği dostlarının yanı başında nöbet tutuyor oluşu buna bağlanabilir herhalde.

 

 

(Julie de Lespinasse)

 

 

 

Marias'ın, Yazınsal Yaşamlar'da anlattığı isimleri olduğundan çok farklı bir yere koymadığı açık. Sadece onları biraz muzipçe ya da trajikliğini hafifleterek bize sunuyor.

 

 

Marias, kitaptaki kişilerle ilgili matrak anekdotlar verir, bunları da kurguya yedirirken aynı zamanda küçük küçük hikâyeler de yaratmış. Bir veya birkaç gerçekten yola çıkıp sonrasında sanatını konuşturmuş kısacası.      

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun