Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

"Mizah Memlekettir"



Toplam oy: 68
Levent Cantek
İletişim Yayınevi

Şehre Göçen Eşek, mizah ve popüler kültür üzerine bir inceleme kitabı olmanın yanında ülkenin mizahi eser  ve ürünlerinin kaydını tutmuş bir arşiv niteliğinde. Kitap, çizgiromana gönül veren ve kafa yoran Levent Cantek’in çalışması. Cantek bu defa çizgiromanla birlikte anılan, hatta sık sık karıştırılan karikatür ve mizah dergileri üzerine kalem oynatmış  ve bununla da kalmayıp bizim kültürümüzün tüm gülmece unsurlarını irdelemiş.

 

Cantek’in kitaptaki ilk makalesi kuramsal bir bakış sağlayarak zihin açması açısından önemli. Yazar çalışmanın başında tevazuyla; “ ...metnin geneline hâkim olan zihinsel açılımların J.C. Scott’tan esinlenerek oluşturulduğunu, bir çömezin ustasına duyduğu bağlılık ve minnet hisleriyle belirtmeliyim” derken çalışmanın izleyeceği güzergaha dair de yol gösteriyor.  Scott’ı önceden bilenler için bu  nitelikli bir ipucu, bilmeyenler içinse güzel bir tanıştırma. Bu noktada hatırlamakta fayda var: Dilimize de çevrilmiş olan Tahakküm ve Direniş Sanatları adlı çalışmasında Scott, “gizli direniş” kavramsallaştırmasını ana eksene oturtmuştur.  Scott’ın bu kitabına başlarken paylaştığı bir Etiyopya atasözünü Cantek de kendi makalesinde alıntılamış: “ Akıllı köylü, büyük efendinin karşısında yerlere kadar eğilir; ama sessizce osurur.”  Bir tür gizli direnişi ve oyunu çağrıştırması açısından bu sözün mizahla ilişkisini kurmak zor değil. Mizah üzerine yapılmış bir çalışmaya ayrıca yakışan bu atasözünün paylaşılması, hem Scott’la ilgili öngörü sahibi olmayı  hem de Cantek’in çalışmasının takibinin kolaylaşmasını sağlıyor. 

 

Scott’un açtığı yolda Arendt, Foucault gibi düşünürlerle ilerleyen ve sağlam bir kuramsal temel oluşturan ilk makaleyi tarihi birer kayıt niteleğindeki diğer makaleler takip ediyor. Hayranlık uyandıran görsel malzemeler çalışmayı renklendirmekle kalmıyor; resmi tarih yazımın boşluklarını doldurarak da okuru ikna etmeye yardımcı oluyor. 

 

Arşivden çıkan, devlet büyüklerine ait karikatürlerin bazıları, cüretkarlıkları itibariyle şaşırtıcı. Kadının karikatürlerde konumlanışıysa tanıdık. Bu durumun güzel bir örneği sayılabilecek, Atatürk’ün “kurucu baba” olarak çizildiği, 1921 tarihli Güleryüz dergisinde yer alan karikatürü Cantek’in kaleminden dinleyelim: “ ‘Gazi Paşa ve Mahbubeleri [Sevgilileri]’ başlığı altında sunulan karikatürde Mustafa Kemal, dev görünümünde, ayakta resmedilmiştir. Mağrur bir ifadeyle ufka bakmaktadır. Üzerinde, ayak dibinde ya da üstüne çıkmaya çalışan ‘küçük’ kadınlar görülmektedir. (...) Resmedilen kadınların üzerine temsil ettikleri ülkelerin adları yazılmıştır: Yunanistan, İran, Arnavutluk, Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan. Hepsi içinde bulundukları koşullardan kurtulabilmek için Mustafa Kemal’den yardım beklemektedir.” Bu karikatürün, o yıllarda Mustafa Kemal’in konu edildiği üç karikatürden biri olduğunu da not düşmek gerek. 

 

Resmi tarihe bu karikatürlerle biraz olsun tebessüm kattıktan sonra başka gülmece unsurlarına uzanıyor makaleler ve okuru eski Türk filmlerine kadar sürüklüyor. Yedinin de yetmişin de tanıdığı Münir Özkul gibi isimleri anarak ve Cevat kurtuluş, Vahi Öz gibi özellikle bizim kuşağın az bildiği isimleriyse hatırlatarak Türk filmlerinde açığa çıkan bir dönemin mizah anlayışını, ustalara selam ederek masaya yatırıyor. Yalnızca sinemanın gülmece ustaları değil; bugün aramızda olan ya da olmayan pek çok başka ustanın ismi de makakelerde çeşitli vesilelerle anılıyor. Markopaşa vesilesiyle anılan Sabahattin Ali’nin yanında Aziz Nesin, Oğuz Aral,  Cilalı İbo, Adanalı Tayfur ve Turist Ömer de geçmişten anılan isimler arasında...

 

Kitabı bitirirken yazar, kendisine ait bir tür mizah güncesiyle uğurluyor okuru: “Mizah Mahallesinde Aylak Aylak” başlıklı yazısında, “mizah memlekettir” diyor söze başlarken ve geçmişten bugüne gelen, memleketin mizahi geleneğinin  ve de tüm mizahi malzemesinin, film şeridi gibi gözümüzün önünden geçmesini sağlıyor. Ortaoyunundan, karikatüre, karikatürden Türk filmlerine mizahın tatlı sularında aylak aylak bırakıyor kendini, ama hep derinleşmeye de çalışarak...

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun