Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Peki ya sonra?



Toplam oy: 113
Al Sarrantonio, Neil Gaiman
İthaki Yayınları
Yeni bir dünya, bambaşka bir bakış açısı oluşturmada usta olan yazarlar bir araya gelmiş...

Gerçek hayatta bildiğimi ya da bildiğimi sandığım dünyayı, bildiğim kelimelerle yeniden yaratabilen insanlara hayranım. Hiç bilmediğim, aklıma bile gelmeyecek şekillerde yaratanlara... Dünyanın sınırsızlığını, insanın sınırsızlığını, hayal gücünün sınırsızlığını hissettirenlere... Yani fantastiğe, bilimkurguya, büyülü gerçekçiliğe... Adını ne koyarsanız koyun, sınırsız dünyanın nimetlerini misliyle onlara verebilenlere işte.



Türlerin çizdiği sınırların dayatmasından bıkan iki isim Neil Gaiman ve Al Sarrantonio. “Bize daha önce bin kez gördüğümüz bir şeyi sanki ilk kez görüyormuşuz gibi sunacak o büyülü ışığa sahip öyküleri” okumak istediklerini dillendirmişler karşılıklı. Ancak kurmacanın yaşatacağı bir deneyimi, “peki sonra ne olmuş” dedirtecek “o” öyküleri.



Öyküler sıra dışı bir antoloji değil, en azından öyle görüneninden değil. Ama biraz daha dikkatli bakarsanız Lawrence Block ile Chuck Palahniuk’u aynı kitap içinde görmenin heyecanına kapılabilirsiniz benim gibi! Ya da Joyce Carol Oates ve Jodi Picoult’yu... Ağız sulandırıcı kısmını geçtikten sonra midenizdeki taşla yola devam edebilirsiniz, “Peki sonra ne olmuş?” diyerek.



Ne mi olmuş? Gerçekçilik, aşırı gerçekçilikle aşırı gerçeküstücülüğün birbirine karıştığı öyküler bir araya gelmiş. Hemen her öyküde sıradan bir insanın hayata baktığı noktanın çok daha ötesinden bakan yazarların sesi var. Gerçekten baktığınız şeyi görüp görmediğiniz konusunda şüpheye düşürecek sesler. İnsan suretinde dünyada yaşayan tanrılar, tanrıya dönüşen insanlar, vampirler... Ama işte tam olarak sınır bu sıra dışılıklar değil. Ya da sıra dışı saydıklarımız. Jodi Picoult’nun öyküsündeki acısının yüküyle büyüyen ya da küçülen insanlar gibi. Hepsini hangi mantıkla bir araya getirdiler tam olarak bilinmez ama her öyküde hemen hemen aynı olan tek bir şey var; şu hayatta yaşayan herkesin aradığı bir şey var ve kesinlikle diğerlerinden farklı.



İyilik ya da kötülüğün hangi surette olduğu çok da mühim değil. Gerçek olan iç içe olmaları ve sizin hangisine dahil olduğunuz. Kendi varlığıyla savaşanlar, bulduktan sonra ne yapacağını bilmeyenler, tutkularına tutkun olanlar. Gerçek kahramanlar. Sen ben biz... ve dahası onlar.



Yeni bir dünya, bambaşka bir bakış açısı oluşturmada usta olan yazarların bir araya geldiği Öyküler, kısacık sayfalarda kendinizi bir anda olayın içinde bulma etkisi yaratıyor. Yalnızca hayal güçleri için değil, güçlü kalemlerini hiç acımadan kullandıkları için de. Tüm bunların yanı sıra belki her öykü ciğerinizden bir parça söküyor. Peki ya sonra? Evet, amacına ulaşmış bir antoloji kesinlikle, zira öykünün devamı için merakla sormanın yanı sıra bir sonraki öyküye geçme isteği uyandırdığı için...



Neil Gaiman giriş yazısında, “Özlemini duyduğumuz, okumayı istediğimiz şeyler, bizde merak uyandıran, bizi sayfaları çevirmeye zorlayan öykülerdi. Ve evet, iyi yazılmış şeyleri okumak istiyorduk. (Neden daha azıyla yetinecektik ki?)” diye anlatıyor. Daha azıyla yetinmedikleri için teşekkür etmek kalıyor geriye.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar.

Hayat çok sıkıcı, çok şükür ki ölüm var. Aşk, hayat ve sanat. Zaten bunların hepsi ölüm demek. Bu öngörü, birkaç bin yıl önceki bir yazıttan alıntı. Öleceğimiz ana kadar –bazen bir buzul kayanın üzerinde, bazen çölün ortasında– yalnızlıktan yakınarak ağlıyoruz. Diğerleriyle birlikte. Ama nazar değmesin, hayatta kalma reflekslerimiz, ölümlü olduklarını bilmeyen hayvanlarınkiyle neredeyse denk.

Jim Thompson imzalı Vahşet Gecesi, “ucuz” polisiye alanındaki en iddialı eserlerden biri. Ardından gelenlerin basamak taşı olsa da, genel görüş, henüz onu kimsenin geçmediği ve daha bir süre geçemeyeceği yönünde.

Kobayaşi Takici, Japonya’da işçi edebiyatının başlangıcı sayılan Yengeç Konserveleme Gemisi romanında güç koşullar altında av yapan bir gemi mürettabatının isyanını anlatıyor.

1935’te, henüz 26 yaşında, doktorasını yeni tamamlamış bir sanat tarihçisi olan Ernst Gombrich, dünya tarihini sevdirmek amaçlı bir kitapçık yazmayı denemiş: Almanca yazdığı kitabın başlığı “Genç Okurlar İçin Kısa Dünya Tarihi.” Böylesi geniş bir konuyu 40 kısa bölümde açıkladığı kitap klasikleşmiş sonradan.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.