Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Rüzgarın getirdiği



Toplam oy: 123
Lois Sepahban
Beyaz Balina Yayınları
Travmanın sözü yoktur. Bir koku, bir görüntü, bir ses, bir dokunuş, bir çağrışım yangın yerine çevirebilir belleğimizi.

Göç, ayrılık, travma, acı, savaş, yas… Bastıkları yeri inleten kelimeler bunlar. Sinemada, edebiyatta, müzikte, kısacası sanatın her dalında da sıkça rastladığımız temalar. Böylesine sık rastlaşma, bu zor yaşantıları bir sağaltma yöntemi olarak da görülebilir. Bir şeyi söze, eyleme döktüğümüz sürece, yani içeridekini dışarıya çıkarabildiğimiz ölçüde iyileşmeye, rahatlamaya o kadar yaklaşıyoruz. Psikanalizin temeli de bu içeridekinin dışarıya, yani bilinçdışının bilince çıkarılmasına dayanır ne de olsa. Bu işlemin önemli araçlarından birisi de dildir, ifadedir.


“Travma”, Gottfried Fischer’in tanımıyla, “Kişinin başa çıkma olasılıkları ile yaşanan olayın mahiyeti arasında büyük bir uçurum olma durumunda ortaya çıkacak çaresizlik durumudur,” ve bireyin “kendisi ve dünya hakkındaki algısı”nın ciddi sarsıntıya uğraması halidir. Travmanın sözü yoktur. Bir koku, bir görüntü, bir ses, bir dokunuş, bir çağrışım yangın yerine çevirebilir belleğimizi. İlgisiz olaylara verdiğimiz duygusal ya da fiziksel tepkiler, travmanın dallanıp budaklanabilme gücünü göstermektedir bizlere. Bilinçli olarak ilgisizmiş gibi görünen bir şeyin bilinçdışında elbette ilgili olduğu pek çok yer vardır. Travma bilinçdışımızda köklenip bedenimizde meyvesini verir.

 

 

Hiç kuşkusuz savaş ve göç de çoğu kişi için travmatik bir deneyimdir. Çocuk dünyasında ise, bunun bambaşka anlamları da olabilir. Tıpkı Manami’nin dünyasında olduğu gibi...


Acı ile umut yan yana


İkinci Dünya Savaşı sırasında Pearl Harbor’da yaşananların ardından Amerikan Hükümeti, Japon kökenli Amerikalıları toplama kamplarında yaşamaya zorlar. Manami de, anne-babası, dedesi ve köpeğiyle birlikte evinden ayrılmak zorunda kalır. Fakat köpeği Yujiin’i saklaması gerekmektedir çünkü kampa köpek götürmek yasaktır. Köpeğini gizlice paltosunun içinde taşırken yakalanır bu küçük kız çocuğu ve köpeğini askerlere vermek zorunda kalır. Bu olay Manami’nin hayatında yıkıcı bir etkiye sahiptir; yaşadığı bu travmatik olayın etkisiyle konuşma yetisini kaybeder. Çok büyük bir suçluluk duygusu, üzüntü ve yas süreci eşlik eder Manami’ye. Gittiği kampta okula başlar ve okuldaki öğretmeni Manami’ye duygusal destek verme konusunda çok yardımcı olur. Öğretmen Rosalie, hayatın kendi akışı içerisindeki sürpriz karşılaşmalara bir örnektir. Ve Manami’yi hayata karşı motive eden bir güçtür. Ona boya kalemleri vererek resim yapmasını sağlar. Manami de köpeğinin geri gelmesi için kağıda resimler yapar ve onları rüzgara bırakır. Bu dışavurum süreci onun var olan durumla yüzleşip olanı kabul etmesini ve yeniden devam etmesini de sağlar.


Manami’nin ailesi de kamptaki tüm olumsuzluklara karşın hayata tutunmaya çabalarlar. Anne-babası iş bulur; annesi, kamptaki yemekleri beğenmediği için aşçılık yapmaya başlar. Anne, evlerinden getirdikleri soğan-sarımsak tohumlarını bahçeye diker ve Manami’nin de bahçeyle ilgilenmesini sağlar. Bahçe umudun, mücadelenin, yeniden dirilişin, pes etmemenin sembolüdür artık Manami ve ailesinin hayatında. Israrla bu kurak bölgede yağmurun yağmasını beklerler... “Toprağın altında, soğuktan korunmak için kış uykusuna yatmış soğanlar ve sarımsaklar./ Ömürlerinin sonuna gelmiş, önümüzdeki bahara tohumları olsun diye çiçek veren yeşillikler./ Yeni bitkiler yetiştirebilmek için tohum bekleyen boş tümsekler./ Güçlü bitkiler./ Kökleri derinlere inen bitkiler./ Hayatta kalan bitkiler.”


Rüzgâra Bırakılan Dilekler, bir gençlik romanı, ama, acıyla umudu yan yana barındırmasıyla yetişkinlerin de hayata dair kıymetli şeyler bulabileceği bir kitap. Tarihi olaylara bir de bir çocuğun gözünden bakmak, kitaptaki duygusal tonun hemen okuyucuya geçmesini sağlıyor. Bu sebeple de duygusal iniş çıkışlardan, karakterleri içselleştirmekten kendinizi alıkoymak pek kolay değil...

 

 


 

 

 

Görsel: Dilem Serbest

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur.

“O gün Cosima edebiyat öğretmeninin on dersinde öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrendi. Meşenin dişli yaprağını pırnalın mızraksı yaprağından, sığırkuyruğunun kokulu çiçeğini tarla sarmaşığının çiçeğinden ayırt etmeyi öğrendi.” Hayatı böyle öğrenir Cosima; birinin ona bir çiçeği tarif ederek öğretmesindense, o çiçeğe dokunarak öğrenmeyi tercih eder.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.