Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sıradan Bir Kötülük



Toplam oy: 5
Gerçek bir hikâyeye dayanan Kan İzlerinin Peşinde, bir gencin bir katile nasıl evrildiğini, bu süreçte toplumun, bizim ne türden sorumluluklarımız olduğunu yatırıyor masaya.

Kan İzlerinin Peşinde, 2016 yılında önce Man Booker ödülüne aday gösterilmiş, sonraysa ödülün finalistleri arasına kalmıştı. Man Booker ödüllerinde bir polisiye-gizem romanının finale kalmasına pek sık rastlanmıyor; küçük bir yayınevinden çıkan bu polisiye, o dönem insanları bir hayli şaşırtmış ve merak uyandırmıştı.

 

Graeme Macrae Burnet ismi pek aşina olduğumuz bir isim değil, keza yazarın İskoç yayıncısı Saraband de butik bir yayınevi ve Man Booker adaylığından sonra kitaba baskı yetiştirmekte hayli zorlanmış. Kan İzlerinin Peşinde kitabı, Man Booker adayı olduğunda bu yüzden birçok yayıncıyı şaşırtmıştı. Sonraki yıllarda aday listesine bir grafik roman da (Nick Dranaso’nun Sabrina’sı) sığdıracak olan Man Booker, bu tür “açılımın” ilk sinyallerini 2016 yılında vermiş, o yıl ödülü Amerikan ırk ayrımına dair bir satir olarak nitelendirebileceğimiz Paul Beatty’nin Seri Sonu (hep kitap, 2018, çev. Fuat Sevimay) kitabı almıştı. Peki Kan İzlerinin Peşinde gibi bir psikolojik gerilim kitabının Man Booker’a aday gösterilmesinde yatan etkenler neler?

 

GERÇEK BİR HİKÂYEYE DAYANIYOR

 

Kan İzlerinin Peşinde Burnet’in ikinci kitabı. Gerçek bir cinayeti konu ediniyor. Burnet, aile kökenlerine ulaşmak için çıktığı yolda bir araştırmaya koyulur ve neticede büyük dedelerine ulaşamasa da eline birtakım dokümanlar geçer; bir cinayete dair gazete kupürleri, katilin tuttuğu günlükler ve adli raporlar da dahil bu dokümanlar, Kan İzlerinin Peşinde kitabı için temeli oluşturur. Kitap, gerçek bir hikâyeye dayanıyor, adli raporların, mahkeme raporlarının büyük bir kısmı gerçek; bu yönüyle “gerçek bir hikâyeden uyarlanan”, hatta bir adım öteye geçerek kurmaca-kurmacadışı arasında gidip gelen, belgesel niteliğinden ötürü kurmacadışı bir anlatı olarak dahi nitelendirilebilecek bir kitap. “Roderick Macrae Davasına İlişkin Belgeler” alt başlığını taşıyan ve tanık raporlarıyla, davaya ilişkin belgelerle zenginleşen kitap, akla yer yer Truman Capote’nin Soğukkanlılıkla kitabını da getiriyor.

 

 

Aynı aileden üç kişi, vahşi bir cinayete kurban gider. Katil aynı kasabadan genç bir çocuktur: Roderick Macrae. İnsanlar tarafından sakin, nazik olarak nitelendirilen Macrae, etrafındaki insanlara karşı son derece saygılı, arkadaşlarıyla arası iyi bir gençtir. Fakat katil olduğuna şüphe yoktur; kitabın hemen girişinde Macrae’nin itirafıyla karşılaşırız; bir katliama imza attığını asla inkâr etmeyen ve kendisini savunmak dahi istemeyen bu genci, bir katil olmaya sürükleyen süreci aktarır bize yazar. Roderick kapalı bir cemaatte büyüyen, feodal hayatın zorluklarıyla mücadele etmeye çalışan, ailesiyle kendilerine ayrılan küçük toprakta çiftçilik yapan bir gençtir. Beraberinde iki kişiyi daha öldürdüğü Lachlan Mackenzie, köy halkı tarafından bölgenin hakemi seçilir ve seçildiği günden bu yana, Roderick ve ailesine karşı, yer yer Kafkaesk denebilecek absürtlükte, bir tür hukuki işkence başlatır.

 

Katili canavarlaştıran bir cinayet anlatısından ziyade, kötülüğün sıradanlığına yaslanıyor kitap; katiller içimizdedir, gayet sıradan, hatta saygılı ve nazik insanlardır. Cinayeti kimin işlediği ilk sayfalarda belli olduğundan, kitap boyunca kendimize sorduğumuz soru polisiye birçok romandaki gibi “Kim?” değil, “Neden?” ve “Nasıl?” oluyor. Evet, katilimiz belli; fakat bu genç bu cinayeti neden işledi, onu bu cinayeti işlemeye sevk eden süreç nasıl işledi, genç bir çocuktan bir katil el birliğiyle nasıl yaratılır? Kan İzlerinin Peşinde, bir gencin bir katile nasıl evrildiğini, bu süreçte toplumun, bizim ne türden sorumluluklarımız olduğunu yatırıyor masaya.

 

 

KAN IZLERININ PEŞINDE
Graeme Macrae Burnet

ÇEV: Aslı Dağlı
MONOKL YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.